roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.12.2022

TUHAF KÜTÜPHANE ~ HARUKİ MURAKAMİ

"Neden bunlar benim başıma gelmek zorundaydı ki? Oysa tek yaptığım, kitap ödünç almak için kütüphaneye gelmekti."

  Kitap Fiyatı: ₺  38,50 [ 15/08/2022 ]  - Hepsiburada  

 Her şey karakterimizin kütüphaneye kitap teslim edip yeni kitap ödünç almaya kalkmasıyla başlıyor. Uzun zamandır gittiği kütüphanede ilk defa kitap ödünç almak için iniyor bodrum katına. Oradaki yaşlı kütüphaneciden Osmanlı İmparatorluğu'nda vergi tahsil sistemiyle ilgili kitap istiyor. Yaşlı adam ona kütüphaneden çıkaramayacağı yani ödünç verilemez üç kitap getiriyor ve karakterimiz sadece yarım saat okumak için yaşlı adamın yönlendirmesiyle okuma odasına giriyor.

 "Kitabın sayfalarını çevirirken, Türk vergi tahsildarı İbn Armut Hasir olmuştum, belimde eğri bir pala, İstanbul'da vergi toplamaya çıkmıştım."

 Yaşlı kütüphaneci, çocuktan verdiği üç kitabı da okuyup ezberlemesini istiyor. Bir ay sonra onu sınav yapacağını ve sınavı geçerse çocuğu serbest bırakacağını söylüyor. Oysa daha sonra yaşlı kütüphanecinin asıl amacının çocuğun beynini yemek olduğunu Koyun Adam'dan öğreniyoruz. Koyun Adam bütün kütüphanelerde bilgili beyinlerin yenildiğini de söylüyor.

"Senin dünyan, benim dünyam, Koyun Adam'ın dünyası. Bazen bunların birbiriyle çakıştığı da oluyor, hiç çakışmadığı da."

 Murakami, baş karakterin çocuk olduğunu ve evde bekleyen endişeli annesini sık sık hatırlatarak okuyucunun vicdanını rahatsız ediyor. Hüzünlü bir kitap ve karakterin çocuk oluşu işleri daha da korkutucu kılıyor; okurken insanı geriyor. Karakteri bir odaya kapatıp sadece üç kitap vermesinden yola çıkarak acaba ana mesaj başka bakış açıları olmadan bilgi edinmek insanın beynini yer mi, diye düşündüm. Kitap güzel ama satın almanızı tavsiye etmem çünkü gereksiz pahalı. Kütüphaneden edinmenizi tavsiye ederim.


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

5.09.2021

YANILSAMALAR KENTİ ~ URSULA K. LE GUİN

" Bu insanlar hiçbir yerden gelmemişlerdi ve hiçbir yere gitmeyeceklerdi; çünkü geçmişleriyle bir bağlantıları kalmamıştı. "

 Hayaller Şehri adı ile de bilinen Yanılsamalar Kenti, Hainli/Ekumen Döngüsü'nün üçüncü kitabı. Falk'ın öyküsüyle birlikte bizlere Ursula K. Le Guin kendi evrenindeki Dünya'nın yeni halini anlatıyor. Falk; hafızasını yitirmiş, sarı gözleriyle herkesten farklılaşan ve kendisinin başarısız bir deney ürünü olduğunu düşünen gizemli başkarakterimiz. Onu ormanda bulduklarında Falk'ın yetişkin erkek bedeninde bir çocuk olduğunu düşünen insaflı bir topluluk, Falk'ın düşman olma ihtimaline rağmen onu yanına alıp ona sahip çıkıyor.

" Shing yasaya uydu ve yaşamama izin verdi; ama onlar benim zekamı öldürdüler. Bir zamanlar olduğum adamı ve içimdeki çocuğu öldürdüler. Bir insanın zihniyle oynamak yaşama saygı duymak mıdır? Onların yasaları yalan, saygıları da bir aldatmaca. "

 Shingler, Dünya Birliğini bozmuş, insanların özgürlüklerini ve seçim haklarını ellerinden almış, eserlerini ve kayıtlarını silmiş, ırkın evrimini durdurmuşlar. En önemli kuralları "Öldürmek yasak." olsa da insanlar küçük topluluklar halinde onlardan saklanarak ve sakınarak yaşamaya çalışıyor. Falk'ın kendi gerçeğini bulmak için gitmeye çalıştığı Es Toch'tan da Shingler'in başkenti olduğu için uzak duruyorlar. Zihinsel konuşma ile yalan söylenemiyor, ancak Shingler'in bunu yapabildiğine dair şüpheleri var insanların. Shingler hayvanlara da konuşmayı öğretmiş, her ne kadar sözleri yasalarına dair olsa da.

" Bu insanlar hiçbir yerden gelmemişlerdi ve hiçbir yere gitmeyeceklerdi; çünkü geçmişleriyle bir bağlantıları kalmamıştı. "

 Es Toch'a gitmek için onu kabul eden nazik insanların yanından ayrıldığında Falk acı ve hızlı bir şekilde herkesin kendinden olmayana aynı şekilde davranmadığını öğreniyor. Dünyada iyi ve kötü insanların bir arada yaşadığını görüyor ve farklı farklı kültürlerle, inançlarla tanışıyor Es Toch'a olan yolculuğunda. Ona iyi davranan herkes yoluna yalnız devam etmesini söylese de Falk, Estrel ile tanıştıktan sonra bu sözlere aldırmıyor. Estrel de onu yol boyunca insanlardan uzak durmaları gerektiğine ikna ediyor ve yönlendiriyor. Sanki Falk'ı fark edemediği bir şey konusunda başkalarının uyarmasını istemiyor gibi geldi bana hep.

" Falk dünyada çocukların arasında değil, insanlıktan çıkarılmış acı çeken, sabırları tükenmiş yetişkinlerin arasında yaşamıştı. "

 Kitabı okurken sürekli bir şüphe içindeydim. Kim güvenilir? Kim yalan söylüyor? Kim doğruyu söylüyor? Yani okuyucu ve metin ilişkisi oldukça dinamikti benim için. Geçmişine dair hiçbir şey hatırlamayan Falk'ın hiçbir önyargısı yoktu. Aslında yazar geçmişimizin bizim karakterimizi nasıl ilmek ilmek ördüğünü hatırlatmış okuyucuya. Bize şekil veren yaşadıklarımız ve onlardan öğrendiklerimizdir. Geçmişi olmayan bir insan sudan çıkmış bir balık gibidir. Yani Falk hafızasını kaybettiğinde kaybettiği tek şey anıları değildi. O aynı zamanda karakterini, kişiliğini yani kendi benliğini de kaybetmişti. Ursula K. Le Guin her zamanki gibi kitabıyla okuyucuya güzel ve farkındalık yaratan bir deneyim kazandırmış.

Hainli / Ekumen Döngüsü:
1) Rocannon'un Dünyası (Yorum için tıklayınız.)
2) Sürgün Gezegeni (Yorum için tıklayınız.)  
3) Hayaller Şehri - Yanılsamalar Kenti
4) Karanlığın Sol Eli (Yorum için tıklayınız.)
5) Mülksüzler
6) Dünyaya Orman Denir (Yorum için tıklayınız.)
7) Bağışlanmanın Dört Yolu
8) Anlatış

  Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤  

Devamını Oku »

9.06.2018

AFFET AMA UNUTMA ~ LİSA GARDNER

  Kitap Fiyatı: ₺  15,44 [ 12/08/2017 ]  - Kitapyurdu    

Uzun zaman sonra yeniden bir Lisa Gardner kitabıyla karşınızdayım. Tessa Leoni serisinin ikinci ve serinin dilimize çevrilen son kitabı Affet ama Unutma. Normalde seride bir kitap daha var ama henüz çevirisi yapılmamış. Zaten çoğu kitabının çevirisi yapılmamış durumda ama neyse...
 Orijinal adı 'Touch and Go' (Dokun ve Git) olan kitabı Affet ama Unutma olarak çevirmelerini açıklayamıyorum malesef. Neyse, kitabımıza dönelim biz.
 Lisa Gardner'ın bu hikayesinde bir cinayet davası değil kayıp daha doğrusu kaçırılma vakasıyla karşı karşıyayız. Zengin bir aile oldukça organize bir şekilde bir gece kaçırılınca fedaraller, polis, şerif ve şirketin kendisi bile aramaya katılıyor. Peki şirket nasıl katılıyor bu aramaya? Bir önceki kitapta başına gelenlerden sonra polisliği bırakan Tessa Leoni şirket soruşturmaları alanında çalışmaya başlamış. Çalıştığı şirketin sahibi ve ailesi kaçırılınca o da bu olaylara dahil oluyor.
 Kitapta D.D. ile ufak bir karşılaşma yaşanıyor ve ortaya çıkıyor ki vaka D.D.'nin yetiştirdiği Neil'in. Ancak vaka onda kalıyor mu? Hayır.
 Kurbanlarımıza dönecek olursak, zorlu bir hayattan çıkıp evlenerek rahat bir hayata ulaşan annemiz Libby; zengin, yakışıklı, zeki baba Justin ve 15 yaşındaki kızları Ashlyn. Justin ve Libby'nin ilişkisi Justin'in ihanetiyle yara almış durumda olsa bile ikili bunu onarmaya çalışıyor. Denbe ailesi oldukça yıpranmış durumdayken bir de üstüne kaçırılınca aile gerçek sorunlarıyla yüzleşmeye başlıyor.
 Bir ailenin çizdiği mükemmel görüntüsüne rağmen çiziklerle dolu olduğunu gösteriyor yazar ve bu çizikler zamanla çatlaklara, çatlaklar da kırıklara dönüşüyor.
 Bu ailenin çevresi ve kendi sırları da oldukça ilginç ve tahmin edilemez. Eski askerlerden oluşan yakın çevreleriyle bir aile haline gelmişler ve Justin de onlar gibi dövüşmeyi öğrenmiş. Güçlü bir adam. Karısını aldatsa bile saygılı davranmaya devam ediyor. Gerçi onu aptal yerine koyan bir adam kadına ne kadar saygı duyabilir ki? Kızları ise bu adamın ve karısının en büyük zaafı.
 Zeki kelimesini daha ne kadar vurgulayebilirim bilmiyorum ama kitap tam bir zeka eseri. Heyecanlı ve akıcı gidiyor. Polisiye ve macera severlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap.
 Kitapla ilgili yaşadığım bir sorunu da burada anlatmak istiyorum, belki başkalarının da başına gelir diye. Kitabı okumaya başladım ve 128. sayfayı çevirdiğimde 161. sayfaya geçti. Şok oldum tabiki. Kasım 2016'da basılmış bir kitap ve ben kitabı alalı aylar olmuş. Anında Martı Yayınevine ve kitabı aldığım Kitapyurduna mail attım. Martı Yayınevi benimle hiçbir şekilde iletişime geçmedi. Maile cevap bile vermediler. Ancak Kitapyurdu aylar geçmiş olsa bile kitabı geri göndermemi istedi ve kitabın yenisini bana gönderdi. Bu yüzden Martı Yayınevinin kitaplarını mümkün oldukça almamaya çalışacağım artık. Yani başka yayınevleri aynı kitabı basmışsa onlarınkini alacağım ama Martı Yayınevini almayacağım. Ama illa Martı'dan almam gerekirse de kesinlikle araya sağlam bir aracı (muhtemelen Kitapyurdu) koyup alacağım. Sizlere de tavsiyem bu yönde.

1-Kızım İçin Son Kez (Yorum için tıklayınız.)
2-Affet Ama Unutma (Yorum için tıklayınız.)
3-Crash & Burn (Çevirisi yok)

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

2.06.2018

İSMAİL ~ DANİEL QUİNN

" İnsanlara onları heyecanlanmaktan alıkoyacak, bu gezegene verdikleri korkunç zarar karşısında sakinliklerini korumalarını sağlayacak ne anlatıldı? " 

 Daniel Quinn'in en tanınmış romanı İsmail ile karşınızdayım bugün. İsmail, 1977 yılında yazılmış olsa da 1992 yılına kadar yazarı tarafından altı kez tekrar yazılmış. 
 Kitap, bir öğretmenin dünyayı kurtarmak isteyen öğrencilerini aradığını söyleyen ilanla başlıyor. İlanda bahsi geçen öğretmen ise bir goril: İsmail. 
 İsmail, telepati yoluyla öğrencisine dünyanın bu hale nasıl geldiğini öğretiyor. Neden ilkel ve uygar olarak adlandırıldıklarını, tutsaklığı öğretiyor. Bir insanın kültürünün nasıl oluştuğunu da öğretiyor, hem öğrencisine hem de okuyuculara.
 İnsanlar neden kendilerini uygar-ilkel sınıflandırmasının içine sokuyor, insanlık neden piramidin en tepesinde görülüyor gibi sorularla okuru düşündürüyor. Oysa İsmail'in deyişiyle insanların ortaya çıkışı, denizanalarının ortaya çıkışından daha büyük bir yankı uyandırmadı. O zaman neden insanlar dünyanın kendilerine ait bir şey olduğunu düşünmeye başladı?
 İnsanlığın mitolojisi: Dünya insan için yaratıldı ve insan da ona hükmetmek için. İsmail'e göre bu düşünce insanları dünyanın düşmanı haline getirdi. Bir goril kendini neredeyse kusursuz ve ileri bir varlık olarak gören insanların kusurlarını anlatıyor. 
 Besin kaynakları ve nüfus kontrolü arasındaki ilişkiyi anlatıyor, basit bir dille. Kültürün insanları daha doğrusu M.Ö. 8000'den sonra ortaya çıkan insanların kültürüyle dünyanın ne hale geldiği anlatılıyor. Bu insanlar dünyaya bir düzen getirmeye çalışıyor ama dünyanın bir düzene gerçekten ihtiyacı var mıydı? Günümüzde insanların hayatı acımasızlık, açgözlülük, akıl hastalıkları, suç ve madde bağımlılıklarıyla dolu. Bu insanlar dünyaya hükmetmek isteyen insanlar. Böylece nasıl Tanrı rolü oynadıklarını anlatıyor İsmail.
 Dünya hakkında farkındalığını arttırmak isteyenlerin, insanların mahvolmaya doğru nasıl hızla yol aldığını somut bir şekilde görmek isteyenlerin hemen alıp okuması gereken bir kitap. Oldukça da kolay okunan bir dille yazılmış bir metin. 

" Yaşamak için dünyayı mahvetmeye devam etmenizi neredeyse zorunlu kılan bir uygarlık sistemine tutsak olmuşsunuz. " 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

4.05.2018

KÜÇÜK BİR RİCA ~ DARCEY BELL

   Kitap Fiyatı: ₺ 16,20 [ 29/12/2017 ]  - D&R   

 Emily'nin acil bir durum nedeniyle en yakın arkadaşı Stephanie'den oğlu Nicky'yi okuldan almasıyla başlıyor kitap. Ancak Stephanie'nin beklediği gibi akşam olduğunda arkadaşı gelip Nicky'yi almıyor. Emily'nin kaybolmasıyla kocası Sean ve en yakın arkadaşı Stephanie bir nevi çaresizlik içinde bir çare aramaya çalışıyorlar.

 Emily; polisiye roman okumayı seven, kariyer sahibi bir anne. Sean ise başarılı bir Wall Street çalışanı. Ayrıca İngiliz olduğunu ve aksanlı konuştuğunu da belirtmek istiyorum.😁 Emily kaybolduğunda o güne kadar iki kelime etmemiş olan Stephanie ve Sean yakınlaşmaya başlıyor. Zaten Nicky'nin en yakın arkadaşı Miles da Stephanie'nin oğlu olunca işleri daha da kolaylaştırıyor. Stephanie, kocası Davis'i kaybetmiş ve oğlu Miles ile baş başa bir hayat geçiren blog sahibi bir anne. Yaşadıklarını uygun bir dille blogunda anlatması en önemli detay olabilir.

 Geçmişinden de anladığımız kadarıyla yasak olanın cazibesine her zaman kapılan Stephanie'nin en yakın arkadaşının kocasına kapılmasına çok da şaşırmıyoruz ama tabiki sinir oluyoruz. Ayrıca bir süre sonra zaten hep Emily'nin hayatına özendiğini anlıyoruz. Stephanie her şeyi anneliğe bağlayan, mükemmel anne olma peşinde koşan bir kadın. Bunu blogunu okudukça daha iyi anlıyoruz.

 Polisin, özellikle hayat sigortası yapıldığı ortaya çıktıktan sonra, şüphelendiği isim ise Sean. Sean ise her zaman Emily'nin kontrolünde olan ve ona hayran bir koca. Ancak Stephanie ile ilişkisi detaylar ortaya çıktıkça insanı daha da rahatsız ediyor.

  Kitap üç bölümden oluşuyor ve ikinci bölümden itibaren işler kızışıyor. Kitap bana Gone Girl (Kayıp Kız), filmini hatırlattı. 2014 yapımı filmde başrolleri Ben Affleck ve Rosamund Pike paylaşıyor. Kitabı beğenenlerin izlemesini de tavsiye  ederim. Ama filmi izleyen herkes kitabı okumalı diyemem. Çünkü kitap, film kadar heyecanlı değildi. Zekice yazıldığını söyleyebilirim ama beni heyecanlandırdığını söyleyemem.

 Son olarak kitabın yakın zamanda film olarak vizyona gireceğini öğrendim. Başrollerini Blake Lively ve Anna Kendrick paylaşıyormuş. Filmlerin kitaplardan çok şey kaybettirdiğini düşünenlerden olduğum için filme gitmeden önce kitabı okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar.😉

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

28.04.2018

HER ŞEY GEÇİP GİDER ~ VASİLİ GROSSMAN

" Evet, her şey geçip gider, her şey değişir, aynı katara iki kez binmek olanaksızdır. "


   Kitap Fiyatı: ₺  14,63 [ 03/03/2018 ]  - Kitapyurdu    

 Vasili Grossman'dan okuduğum ilk kitap oldu Her Şey Geçip Gider. Grossman, yüreğini ortaya koyup yazan bir yazar. Kendi geçmişinin etkilerinden kurtulamamış ve içindeki yaraları iyileştirmek için belki de, yaşadıklarını kitaplarına akıtan bir yazar.
 Her zaman duyduğumuz Nazi kamplarını değil, Rus kamplarını anlatan, gerçeklerle örülmüş bir roman elimizde tuttuğumuz bu kitap. Roman demek ne kadar doğru bilmiyorum; çünkü Vasili Grossman gerçek tarihlerle ve olaylarla yazmış kitabını. Sadece bir karakter eklemiş tarihe, hepsi bu.
 Bir Ukrayna Yahudisi olan Grossman, hem Nazilerin hem de komünizmin cefasına katlanmak zorunda kalmış bir adam. Her Şey Geçip Gider'in tamamlanamamış bir roman olduğunu söylemek mümkün; çünkü yazar kitabını hala gözden geçirirken vefat ediyor.
 1917 Ekim Devrimi. Özgürlük için atılan bir adım olduğunu sanmıştı herkes. Oysa başlarına gelecek felaketlerden haberleri yoktu.


" İlerleme kurban ister. "


 Kitapta Stalin'in ölümünden sonraki dönemde çalışma kampından dönen İvan'ın aklına gelen hatıralar anlatılıyor. Hatıralar güzel olmalıdır, değil mi? Hani insan yaşlandıkça anımsayıp yüzünü gülümsetmelidir. Ama 30 yıl boyunca hapishane hapishane, kamp kamp dolaşan İvan'ın hatıraları acı, keder, zulüm dolu. Özgürlüğe koştuklarını zannederken nasıl prangalara yakalandıklarını anlatıyor. İşin kötüsü de bu kitapta yazanların gerçekten yaşanmış olması.
 Ukrayna'da bir köy gerçekten de açlığa terk edildi. Kıtlık haberlerini gerçekten de bütün dünyadan sakladı SSCB. Kendi halkına baş düşmanına davranır gibi davrandı. Özel hayatlarını kamusallaştırmak istedi, böylece ülke çapında bir denetim mekanizması kuracaktı. Şehirde yaşayanların köylerde olanlar umurunda değildi. Çalışma kampına asılsız ihbar yüzünden gönderilen komşuları umurlarına değildi. Onlara bir şey olmuyordu ki olsa bile bazıları kurunun yanında yaş da yanar mantığıyla sesini çıkarmıyordu. Çünkü onlar özgürlüğe, mutluluğa ilerliyordu. Oysa Rusya, köylüsünü köleleştirerek ilerliyordu. Özgürlük falan yoktu.

" İnsanlar Sovyet devletine karşı mücadele ettikleri için hapse atılmamışlarıd, bu insanların Sovyet devletine karşı mücadele edebilme olasılığı vardı. "


 Kampta da, dışarıda da insanlar aynı; daha iyi bir hayat için mücadele ediyorlar. Bazen husumetli oldukları insanları, bazen komşularını, bazen de kıskandıkları insanları ihbar edip kendilerini tatmin ediyorlardı. Çünkü ihbar gerçek de olsa asılsız da olsa ihbar edilen çalışma kampına gideceklerdi. Çalışma kampında yaşananları gerçekten bilseler yine de ihbar ederler miydi? Bence evet, insanoğlu çiğ süt emmiş derler, boşa olduğunu sanmıyorum.
 Çalışma kampları Rusya'nın iklim koşulları en kötü alanlarına kurulur ve mahkumlar köle gibi çalıştıkları, insanlık dışı koşullarda yaşadıkları yerlerdi. Mahkumlar kendi aralarında da birbirlerine üstünlük kurup hayatlarını daha çekilebilir yapmaya çalışıyordu.

 " Devlet bir insandan hiçbir şey alamadığı zaman o insan yararsız biri olur. Onu ne diye okutsun, tedavi etsin ki? " 


 Bu kitap devletin, insanlar olmadan hiçbir şey yapamayacağının kanıtını önümüze koyuyor. Devlete bir şeyler yapma vekaletini bizler veriyoruz. Bu yüzden seçimler çok önemli. Oy vermek kendi isteğini devlete bildirmek demek ama oy verirken neden ince eleyip sık dokumamız gerektiğini bu kitaba bakarak anlayabiliriz. Çünkü Stalin'de seçimle işbaşına gelmiş bir liderdi. Stalin'in "plansız" ölümü köylüleri ve kamptakileri sevindirirken şehirdekileri yasa boğuyor. Çünkü eşitlik vaadiyle başa gelen lider, kendi asiller zümresini oluşturmaya başlıyor ve bunu da köylüleri, mahkumları çiğneyerek yapıyor.
 SSCB medyayı da yönetiyor. Kulaklar (zengin toprak sahipleri), ''gittikten'' sonra ekili alanlar azalmış ve verim düşmüş. Oysa halka yaşamın geliştiğine dair yalan bilgiler veriliyor. Özgürlükleri artmıyor, azalıyor. İnsanlar evlerinde bile dikkatli olmak zorunda. Kısaca herkesin her şeye şüpheyle yaklaştığı bir paranoya dönemi yaşanıyor.

" Ölümsüz devletin tanrısallığı ve yanılmazlığı, meğer insanı yalnızca ezmiyor, onu koruyor, güçsüzlüğünü teselli ediyor, önemsizliğini, hiçliğini mazur gösteriyormuş; devlet sorumluluğun bütün yükünü kendi demirden omuzlarına alıyor, insanların vicdanını ham hayallerinden kurtarıyormuş. "


 Kalemi oldukça güçlü olan yazar dönemin şartlarından dolayı ancak yeni yeni ortaya çıkabilmiş. 1964'te kanserden öldüğünde tek bir kitabı bile yayınlanmamış. Kitaplarına el konulmuş ve hatta dalga geçer gibi kitaplarının ancak 300 yıl sonra yayınlanabileceğini söylemişler.Ancak iki cesur yürek arkadaşı, 1988 yılında iki kitabını yurt dışına kaçırıp bastırmış.
 Kitabın son bölümlerinde Lenin ve sonrası Rus tarihi (bir yorum olarak) anlatılıyor. Yani gerçekten çok bilgilendirici bir kitaptı. Ayrıca kitabın sonunda bahsi geçen kişi, kurum ve kuruluşları açıklayan küçük bir bölüm de koyulmuş.
 Muhteşem bir kitaptı. Çok etkileyici ve bilgilendirici bir metne sahip. Rus tarihini merak ediyorsanız kesinlikle tavsiye edebileceğim bir roman. Çünkü romandan çok bir tarih kitabı ve dili de çok akıcı.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 


Devamını Oku »

17.02.2018

KARANLIKTAN SONRA ~ HARUKİ MURAKAMİ

   Kitap Fiyatı: ₺ 8 [ 29/12/2017 ]  - D&R   

 Karanlıktan Sonra, Haruki Murakami'nin okuduğum ilk kitabı ve kesinlikle son olmayacak. Murakami'nin ürpertici ve gizemli bir dili var. Hani siz merakla dinlerken karşınızdaki sakin ve değişmeyen ses tonuyla konuşur ya, işte o hissi veriyor Karanlıktan Sonra'yı okumak: Sinir bozucu bir merak ve sakinliği karşısında hayranlık.
 Bir belgesel gibi dış ses edasıyla yazmış metnini. Yaptığı betimlemeler ve tasvirlerle mekanı gözünüzün önüne getirememeniz mümkün değil. Ayrıca kitap gece yarısından başlayıp güneş soğana kadarlık bir zaman dilimini anlatıyor.
 Mari Asay, 24 saat açık bir kafede tek başına oturuyor. Saat tam gece yarısı. Genel kültürü yüksek ve gizemli bir kız. Konuşmaktan çok dinlemeyi seven bir kız. Tesadüfen ablası Eri'nin bir arkadaşıyla karşılaşıyor ve çocuk teklifsizce masasına oturuyor. Adını bile hatırlamadığı bu çocuğun farklı bir düşünce tarzı var. Eri'nin aksine de konuşmayı seven birisi. Aralarındaki iletişimi o yani Takahaşi sağlıyor diyebiliriz. Takahaşi kitaptaki en derin karakter diyebilirim.

 Mari'nin ablası Eri Asay ise iki aydır öylece uyuyor. Eri Asay'ın anlatıldığı bölümler kitaptaki en ürkütücü bölümlerdi. Eri Asay, ailenin bir nevi gösterişli yüzü olan güzeller güzeli kızları. Oysa Mari ailedeki çirkin ama zeki olarak görülen kız. Mari'nin sorunu da aslında biraz da Eri'yle kıyaslanmak. Aynı anne babanın, aynı koşullarda büyüyen iki farklı hayata yönelen kız kardeşler. Murakami, bu konuyla biraz aynılaşma yani tektipleşme sorununun da altını çiziyor diyebiliriz.

 Takahaşi'nin tanıdığı bir aşk oteli müdürünün Çince bilen birine ihtiyacı oluyor. Eski bir güreşçi olan kadın ile Mari'nin tanışmasına da Takahaşi vesile oluyor. Çince bilen Mari, otele gittiğinde şiddet görmüş bir eskort kızla karşılaşıyor. Kız, Japonca konuşamayan bir göçmen. Mari ile aynı yaşta olması Mari'yi çok etkiliyor.

 Karanlıktan Sonra, bana biraz Babil filmini hatırlattı. Birbirinden haberi olmayan hayatlar sadece bir gecede birbirinden etkileniyor. Sonu belirsiz olsa da insanı düşündürmeye teşvik ediyor. Yani kitap bittiğinde insan sindirmek için düşünmek istiyor. Yazar farklılığın normal olduğunu insanlara göstermek istiyor gibi. Ayrıca hiçbir şeyin ya da hiçkimsenin göründüğü gibi olmadığını da. İnsanları yüzeysel olarak tanıyamacağımızı bize anlatmaya çalışıyor. Karanlıktan Sonra bu yüzden değerli bir kitap.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

3.02.2018

KIZ KARDEŞİM İÇİN ~ JODİ PİCOULT

   Kitap Fiyatı: ₺ 9,90 [ 29/12/2017 ]  - İdefix   

Yazarın okuduğum ilk kitabı olan Kız Kardeşim İçin, insanın üzerinde çok büyük bir etki bırakıyor. Kitap bittikten birkaç gün sonrasında bile kitabı düşünmek içimin burkulmasına neden olduğu için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. 

 Kitap karakterlerin dilinden anlatılıyor. Yani her bölümü farklı bir karakter anlatıyor. Böylece hem bütün karakterleri anlıyoruz hem de olaya farklı açılardan bakabiliyoruz. 
 Baş karakterimiz Anna Fitzgerald. Ailenin en küçüğü ve hayatını ablasına bağlı olarak yaşayan 13 yaşında bir kız. Anna, kitaptaki deyimle, özel tasarım bir bebek. Genleri ablasının genlerine birebir uyan bebek olduğu için doktorlar tarafından seçilmiş. Anna'nın dünyaya gelme hikayesi böyle. Onun kafasını kurcalayan şey de biraz bu durum biraz da ailesinin ona davranma şekli. 
 Eğer Kate kanser olmayasaydı doğmayacak olan Anna'yı annesi ne kadar seviyor? Fikrimi sorarsanız Kate'i sevdiği kadar değil. İşte bu insanın içini acıtıyor. Anneleri Anna'yı, Kate için özel bir ilkyardım çantasıymış gibi yanında taşıyor. Anna bu durum için kitapta şöyle bir laf ediyor: " Dünyaya gelmemin tek sebebi Kate için bir hücre tarlasına ihtiyaç duymuş olmaları gerçeği. "
 Anne babaları için Kate her şeyden önce geliyor. Oğullarının eve sarhoş gelmesini, uyuşturucu kullanmasını görmezden geliyorlar. Çünkü Kate kanser olmuş. Aslında Kate artık kanser değil, ancak gördüğü tedaviler neticesinde böbrekleri iflas etmiş ve yeni bir böbreğe ihtiyaçları var: Anna'nın böbreğine. 
 Anna bu noktada harekete geçip ailesine dava açıyor. Kendi bedeni üstünde söz hakkı olsun istiyor. Açıkçası bana oldukça makul geldi. Ancak annesi Sara bu haber karşısında çıldırıyor ve küçük kızına tokat atmakta sakınca görmüyor. Bunun için özür dilememesi beni tabiki daha çok çıldırtıyor. Yani Anna'yı hiçbir zaman kendi kızı, canının bir parçası olarak gördüğüne inanmadım ben. O sadece Kate için yaşayan bir varlıkmış gibi davranıyor. 9 aylık bebeğine bir kere bile isim düşünmemiş olan bir kadın. Onun içn hiç hayal kurmamış. Yani Sara için varsa yoksa Kate. Kitabın sonunda bile Anna'yı Kate kadar sevdiğine inanmadım... 
 Bu durumdan elbette en büyük oğulları Jesse de nasibini almış. Kriz anlarında kenara itilen hep ilk önce Jesse olmuş. Ama Jesse bu yüzden ne kadar üzüldüğünü, kırıldığını belli etmiyor. Sadece dikkat çekmeye çalışıyor. Ama bunu da başaramıyor. Sara ve Brian, Jesse ve Anna'yı ne kadar kırdıklarının, onlara ne kadar kötü davrandıklarının farkında değil. Aslında Brian bu durumun farkında ama elini taşın altına sokma konusunda çok istekli değil. İki çocuğunu dışlayan ve dünyayı hasta kızlarının etrafında döndürmeye çalışan anne babalar onlar. 
 Ancak burada gerçekten sömürülen, hokey takımı için on beş günlüğüne kampa bile gönderilmeyen Anna. Ki hokey Anna'nın hayatında gerçekten kendi seçtiği tek şey. Yaptıklarının kendi doğası olup olmadığını bile bilmeyen küçük bir kız. Kate hasta olmasa insanlar bana nasıl davranırdı, düşüncesiyle boğuşuyor bazen. Ama Kate hasta olmasa o doğmayacaktı bile. Jesse ve Anna birbirini anlıyor. Çünkü aslında onlar aynı şeylerle boğuşan iki kardeş. Aciz melek Kate'in aksine (ki melek değil, iyi ve kötü yanları olan sıradan bir insan), Jesse ve Anna kendi başlarının çaresine bakabilir. 
 Kitap çok gerçek ve acı verici. Çünkü kendinizi Anna'nın yerine koyunca bütün bunlar bana yapılsa nasıl hissederdim sorusunun cevabı hoş değil. İnsan kardeşi için canını bile verir, burada da olay aslında böbrek değil.
 500 sayfalık okuması muhteşem bir kitap. Kız Kardeşimin Hikayesi (My Sister's Keeper) olarak filmi de yapılmış bir kitap. Açıkçası oturup filmi henüz izlemedim ama şöyle bir göz attım ve beğendiğimi söyleyemeceğim. Filmde birkaç şey değişik gibi geldi bana ve filmi izleyenlere kesinlikle kitabı da okumalarını tavsiye ederim. Çünkü 500 sayfayı iki saatte kimsenin anlatamayacağna inanıyorum.
 Yarın Dünya Kanser Günü. Kanser sadece hastaları değil, çevresindekileri de etkileyen berbat bir hastalık. Bu kitap da buna farkındalık yaratıyor. Evet, kanser hastaları acı çekiyor ama etrafındakiler de acı çekiyor. 4 Şubat kansere karşı mücadeleyi hiç bırakmamamız gerektiğini bize hatırlatan bir gün. Çağımızın en korkunç hastalığı karşısında kenara çekilmeyip harekete geçmemiz gerekir. 
Sağlıklı günler.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤ 
Devamını Oku »

24.12.2017

KARANLIĞIN SOL ELİ ~ URSULA K. LE GUİN

 Ursula K. Le Guin sadece kendine ait bir dünyası değil, kendine ait bir evreni olan yazar. Muhteşem bir zeka. Bu zeka insana hayran olmamak gibi bir seçenek bırakmıyor. Bir romancının işi yalan söylemektir, diyor Ursula ve bize bu kitabıyla muhteşem yalanlar söylüyor. 
 Düşünsenize Kış olarak adlandırdığınız gezegene tek başınıza bir dünyalar birliğini temsil eden Ekumen adına gönderiliyorsunuz. Hava sizin için hep soğuk. Onlar için yaz sizin dünyanızda kış. Ve kışları sizin için neredeyse ölümcül bir soğuk demek. İnsanları sizden daha kısa ve çift cinsiyetli. Neler hissederdiniz? Neler düşünürdünüz? Ya da en önemlisi başınıza neler gelebilirdi?
 Ursula K. Le Guin, böyle bir gezegende Genli Ai'nin başına gelenleri anlatmış Karanlığın Sol Eli'nde. İlk önce "L" harfini söyleyemediği için ona Genri Ai diyen Karhidelilerin ülkesine giden elçimiz burada iki yıl kadar kalıyor. 
  Kış gezegenine Gethen de deniyor. Ben kitabı okurken kafamı en çok karıştıran şeyler bunlardı; Kış, Gethen, Karhide hangisi ülke, hangisi gezegen ancak kitabın ortalarında çözebildim. Karhide ve Orgoreyn ise iki farklı ülkenin adı. Başka ülkelerde var ama ön plana çıkan iki ülke Karhide ve Orgoreyn.
 Elçiye bu iki ülkede de inananlar ve sahtekar olarak görenler çıkıyor. Sahtekar olmadığını ispatlamak için sabırla uğraşan elçimiz Genli Ai, ilerlemenin önemli olmadığı Kış halkı için, özellikle Karhideliler, bir sapkın. Kış halkı sadece kemmer denilen bir dönemde cinsel özelliklere sahip oluyor ki kimin kadın kimin erkek olacağı da önceden bilinmiyor. Bu sürekli değişiklik gösteren bir durum. Genli Ai sürekli kemmerde olduğu için onu sapkın olarak görüyorlar. Bu toplumda tecavüz diye bir şey de yok. İnsan sadece insan olarak görülüyor; kadın-erkek olarak ayrımcı davranışlarda bulunulmuyor.


 Gethen'de kavga, cinayet, çatışma  olsa bile savaş diye bir şey yok. Savaş için bir kelimeleri bile yok. Oysa ki kar yağışını tanımlamak için onlarca kelimeleri var. Çünkü insanlar sadece ihtiyaç duydukları kelimeleri oluştururlar. Hiç savaş olmayan bir yerde neden savaş gibi bir kelime ihtiyaç olsun ki?
 Karhide başbakanı Estraven, Karhide bir millet değil, bir aile kavgasıdır diyor. 
 Biseksüel bir toplumda kendisine benzemeyen insanların arasında kalan elçinin yine en yakın olduğu kişi Başbakan Estraven. Ona her ne kadar güvenmese de Estraven ülkesinin bir dönüm noktasından geçtiğini fark eden tek kişi. Elçinin ona güvenmemesinin nedeni ise kültür farklılıkları. Estraven, elçinin gururunu incitmeden yardım ettiğini düşünürken elçi onun bu hareketlerini sinir bozucu buluyor. Kendisine yardım etmediğini düşündüğü bu başbakana da hiç güvenmiyor. 
 Karhideliler için şifgretor olarak bilinen gurur diye çevirilebilecek ama insanları daha hassas olmaya iten bir durum var. Birbirlerinin şifgretorlarına hakaret etmemek için her şeyi ince ince düşünüyorlar. Elçi de bu şifgretora hakaret etmeden Karhide'yi 80 dünyanın katıldığı Ekumen'e katılmak için ikna etmeye çalışıyor. Fakat onun dünyasında böyle bir şey olmadığı için içten içe oldukça zorlanıyor.
 Orgoreyn ise bizim toplumlarımıza daha yakın bir toplum. Daha gelişmiş ve kontrolcü bir yapısı var. İletişim ve haberleşme bile devletin kontrolü altında. Devlet ile kastettiğim şey de yöneticiler değil, bu yöneticilerden çok daha güçlü bir konumları olan sarflar. Orgoreyn biraz daha modern dünyadan nasibini almış; entirika, yalan, nabza göre şerbet vermeyi bilen bir ülke. 
 Bütün bunlar Genli Ai için oldukça karmaşık ve zorlu bir süreçti. Aslında hiçbir dünya kendi içinde karmaşık değildir, gözlemleyenin sistemi içinde karmaşıktır. Çünkü yazılı ve özellikle yazısız normları farklıdır. Bütün bunlara uyum sağlamaya çalışmak herkes için zorludur. Karhide ve Orgoreyn'de bile değişen yazılı ve yazısız normlar, yani sistem, büyük farklar gösterir. Çünkü bütün sistemler kendi adına hareket eder ama diğerlerinin hareketlerini göz önünde bulundururlar.
 Zihni oldukça zorlayan bir kitaptı. Yazar o kadar detaylı bir dünya oluşturmuş ki bunları sindirmek için bazı şeyleri tekrar tekrar okudum. Öyle akıp giden bir kitap değildi belki ama insana gerçek anlamda bir şeyler öğreten, kafasını çalıştıran bir kitaptı. Bilim kurgu meraklılarına şiddetle tavsiye ederim.
 
 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

16.12.2017

UÇAN HALININ AYRODİNAMİK SORUNLARI ~ TUNA KİREMİTÇİ

 " Dünyayı fethedecek bir roman yazmak ne kadar zor olabilir? "

  Kitap Fiyatı: ₺  2,85 [ 06/09/2017 ]  - Kitapyurdu    

 
Kitabın başlangıç cümlesiydi bu. Aşk romanlarının unutulmaz yazarı Berkay Uysal, dünyayı fethedecek bir roman yazmaya karar veriyor ve başına gelmeyen iş kalmıyor.😁
 Berkay Uysal yazdığı romanları beğenmeyen ama para kazanmak için bu tip romanlar yazmaya devam ediyor. Çünkü bu romanlar sayesinde eşi Zeynep ve kızı Müge ile maddi sorunlar yaşamadan güzel bir hayat sürüyorlar. Yazdığı romanlardan hoşlanmıyor, hatta aşk romanlarının unutulmaz yazarı olarak anılmak da canını sıkıyor ama yaşadıkları rahat hayatı değiştirmek istemiyor. Bu romanları yazmaktan duyduğu sıkıntıyı da bıçak koleksiyonuyla ilgilenerek atıyor. Unutulmaz aşk romanlarının yazarının bir bıçak koleksiyonu sahibi olması başta biraz garip gelse de kitabı okudukça bıçakların onu rahatlatma nedenini anlayabiliyorsunuz.


 Dünyayı fethedecek roman olarak Batı'nın beğeneceği bir kitap yazmaya çalışıyor. Çünkü Batı, dünya demek bir nevi. Batı'nın beğendiği şeyler bütün dünyaya yayıldığı için böyle bir tavır takınıyor. Aslında ben Tuna Kiremitçi'nin burada biraz iğneleme, laf sokma yaptığını düşünüyorum. Oldukça haklı bir şekilde dünyanın Batı'dan ibaret olmadığını ima etmeye çalışıyor.
 Batı'nın ilgisini çekmek için ise Anadolu'yu kullanmaya karar veriyor. Aslında Anadolu hakkında sığ düşünceleri olan bir yazar. Ancak Orhan Pamuk ve Elif Şafak'ın izinden giderek Anadolu hakkında yazmaya karar veriyor.
 Yakında 50 yaşına basacak olan Berkay biraz da bu yaşına kadar gerçek anlamda bir şeyler yapamadığını düşünüyor. Zaten 50 yaşında olmak onun için korkunç bir şey ve artık biraz da bu nedenle dünyayı fethedecek bir roman yazmaya karar veriyor. Abileri Turabi ve Celayir de kardeşlerinin 50. doğum gününde hapisten kaçınca olanlar oluyor.


 Berkay Uysal, Natalie Portman takıntısı olan orta yaşlı bir adam. Her bölümde en az bir kere adı geçiyor. Yüzeysel romancılıktan derin bir yerlere inmeye çalışırken de hayallerindeki Natalie Portman onu teşvik ediyor. Karısı Zeynep de Natalie Portman ile yaşamaya alışmış ve Berkay'ın Natalie hakkındaki duygularını biraz da bıkkınlıkla umursamamayı öğrenmiş. Hatta o kadar Natalie Portman takıntılı bir adam ki kızının adını başta Matilda koymak istemiş. Bilenler bilir Matilda, Portman'ın canlandırdığı ilk efsane karakterdir.
 Evi terk ettikten sonra şans eseri karşılaştığı insanlar sayesinde Berkay olmuş bir adam. Berkay aslında gerçek adı değil. Gerçek adı Abidin ve Abidin hayatla başa çıkamayacağı için Berkay olmuş, yani kendini korumak için. Yıllar sonra abileri tekrar karşısına çıktığında önce biraz afallasa da içten içe hala onları seven küçük bir kardeş Abidin/Berkay. Aile, ailedir. Anne babanızın ya da kardeşleriniz kim olacağını seçemezsiniz ve onları n'olursa olsun seversiniz. Bu sevgi şartlara göre büyür, küçülür ya da yok olur. Turabi de Celayir de ve hatta Abidin de kendi çaplarında birbirlerine yardım ederek aile olmaya çalışıyorlar.
 Kitabın adında kullanılan ayrodinamik kavramı hakkında da ufak bir açıklama yapayım hemen. Ayrodinamik; katı kütlelerin havayla etkileşimi inceleyen bilim dalı. Zeynep bu kavramı hayattaki her şey için kullanıyor. Ayrodinamiği iyi olan kitaplar çok satanlara giriyor, olmayanları zaten Berkay yayınlamıyor. Ayrodinamik kelimesinin olayı da yüzeysel olarak bu.
 Toplumda yer edinememiş iki abi ve bir sızıntı gibi sızarak toplumda yer edinmiş Berkay'ın hikayesi anlatılıyor. Abidin'in de toplumda yeri yok Berkay için. Oldukça da güncel bir roman. Yakın zamanda gerçekleşmiş olaylar anılıyor.
 Kitapta her şey fazla ani oluyor. İnsana bir olayı sindirmek için herhangi bir fırsat vermiyor, hayat gibi. Büyük olaylar o kadar sade, abartısız ve sıradan anlatılıyor ki insan okumak için heyecanlanıyor. Dil çok gerçekçi ve insanın başını ağrıtmıyor. Ama öyle alelade bir metin de değil ki bence bütün bu özelliklerin bir arada yer alabilmesi muhteşem bir şey. Güzel bir kitaptı, çabucak bitti. Yer yer eğlenceli, yer yer düşündürücüydü.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

2.12.2017

AŞK SENİ DE VURUR ~ JULİE GARWOOD

   Kitap Fiyatı: ₺  16,63 [ 14/01/2017 ]  - Kitapyurdu   

Highlands' Lairds serisinin son kitabını bitirerek bir tarihi aşk roman serisinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Mükemmel olmasa da güzel bir seri olduğunu itiraf etmeliyim. Baş karakterlerimiz St. Biel'li Prenses Gabrielle ve İskoç Beyi Colm MacHugh. Bir önceki kitaptan gelen karakterimiz ise Brodick, Ramsey değil.😔

 Colm MacHugh, Herkül kadar güçlü ve tabiki savaşta oldukça acımasız biri; yenilmesi de yakalaması da imkansız. Ki bu benim aklıma şu soruyu getirdi, yenilmesi imkansızsa neden kaçsın ki? Sonuçta sadece kaçan biri yakalanabilir. Ayrıca Colm bir önceki kitaptan tanıdığımız Brodick'ten daha öfkeli ve tehditkar. Tam bir yalnız kovboy olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Neyse, kızımız Gabrielle ise yine herkesin peşinde olduğu güzeller güzeli bir kız. Yani bir başka iki mükemmel karakterin aşkını anlatıyor Garwood bize. Bu arada Gabrielle, Brodick'in karısının kuzeni olduğu için Brodick ona az da olsa aile ilgisi gösteriyor.

 Gabrielle yaşlı bir bey olan Monroe ile evlendirilmek üzere İskoçya'ya gönderiliyor. Gabrielle'in babası Monroe ile olan evliliği kızının güvenliği için kabul ediyor. Açgözlü Kral John (kendisi önceki kitapta Arianna'nın hazinesinin peşindeydi), St. Biel hazinesinin peşine düşüyor. Gabrielle'in de bu konuda bir şeyler bildiğinden şüpheleniliyor.

 Kızın çeyizi Kral John'a ait olan ve oldukça verimli toprakları olan Finney Ovası. Ovanın komşusu olan klanlar da aralarında bu ova için kavga ediyor. Bu klanlardan biri de Colm'un klanı. Aynı ovanın peşinde olan MacKenna klanıyla MacHugh klanı arasındaki bu çekişme sonucu Colm'un 'güçlü savaşçı' kardeşi Liam kaçırılıyor. (Daha sonra kitapta Liam da bizim sorduğumuz soruyu sorup bu kadar güçlü olup nasıl kaçırıldığını anlayamadığını söylüyor. Yani yazar da bağlantıyı tam anlamıyla kuramamış ama muhtemelen tekrara düşmemek için de Liam'ı küçük bir çocuk yapmamış.) Bir tesadüf sonucu Gabrielle, Liam'ı görüyor ve onun kim olduğunu bilmeden onu kurtarıyor. Ancak Colm, başka olaylar nedeniyle kardeşini kurtaranın Brodick olduğunu düşünüyor. Zaten kız kitabın sonlarına doğru Liam'ı kurtardığını söylemeye karar veriyor.

 Gabrielle'in evleneceği  Bey Monroe bir cinayete kurban gidince olaylar patlak veriyor. Gabrielle'in başına gelmeyen kalmıyor ve Brodick, Colm'dan borcunu ödemesi için Gabrielle ile evlenmesini istiyor. Yani aşkla başlayan bir ilişkileri yok hatta kız Colm'u ilk gördüğünde korkudan nefesi kesiliyor. Ancak garip bir şekilde bir anda Colm'dan hoşlandığını da öğreniyoruz.

 Sonuç olarak mükemmel olmayan ama güzel ve eğlenceli bir kitapla karşı karşıyayız. Lokmalık bir kitap olduğunu da söylemeliyim. Öyle kafa yoran bir tarafı yok. Tarihi aşk romanları arasında okunabilitesi yüksek romanlardan.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

18.11.2017

RÜZGARDA SAVRULAN KÜLLER ~ KATHLEEN E. WOODİWİSS

  Kitap Fiyatı: ₺ 11 [ 02/08/2017 ]  - Nadir Kitap  

 695 sayfalık kitap bize bir roman olduğunu dolu dolu hissettiriyor. Yazarın oldukça detaylı bir dili var. Olayları gözünüzde canlandırmak için büyük çaba harcamış. Betimlemeler o kadar fazla ki olayı gözünüzde canlandırmamanız imkansız hale gelmiş. Detay seviyorum diyenlerdenseniz şiddetle tavsiye ederim. (Ben bir detaysever olarak biraz bunaldım açıkçası ama yine de şansınızı deneyin.)


 İç savaştaki Amerika, New Orleans kitabın ilk kısmındaki mekanımız. İkinci kısımda başka bir yere geçiyorlar. (Gereğinden fazla spoiler vermemeye çalıştığım için söylemeyeceğim.) Erkek baş karakterimiz Cole Latimer; cerrah olarak atanan yüzbaşı oldukça yakışıklı bir adam. Genç ve dinamik. Alaina MacGaren ise tehlikelerden korunmak için erkek kılığında seyahat eden bir kadın. Onun için en önemli şey hayatta kalmak, çünkü aynı zamanda bir suçlu olarak da aranıyor. Cole ile karşılaştıklarında adam küçük bir erkek çocuğunu koruduğunu sanarak onu amcasının evine kadar bırakıyor. Alaina'nın kıskanç ve uyuz kuzeni de kitaba böylece dahil oluyor. Kuzeni Roberta, Cole'den o kadar etkileniyor ki onun düşman bir asker olması umurunda değil. Ona göre Cole hayatına heyecan katmanın yeni bir yolu. Ancak Alaina ne kadar Cole'den etkilense de onunla düşman oldukları gerçeğini unutmuyor. Ancak ona hastahanede bir iş bulmasına da karşı çıkmıyor. Çünkü amcasının ona bakamayacağını düşünüyor ve böylece Alaina, Al oluyor. 

 Kadınsal olarak kuzenini kıskanan Roberta ise bu durumdan oldukça memnun oluyor. Ancak Al ve Cole ikilisinin samimiyetinden yine de hoşlanmıyor. Al ise gün geçtikçe Cole'den daha çok hoşlanıyor. Ayrıca hastahanede girdiği işle birlikte Kuzeylilerin de insan olduğunu fark edip önyargıları kırılıyor. Erkek kılığındaki yaşamının avantajları her ne kadar daha fazla olsa da bir kadın olmayı özlüyor Alaina.

 43 bölüm ve 2 kısımdan oluşan kitabın ikinci kısmı, birinci kısmından daha iyiydi. Zaten ilk kısmın sonlarına doğru kitap sıkmaya başlıyor. İkinci kısımla birlikteyse yeniden heyecan vermeye başlıyor. Kafa dağıtmalık bir kitap asla değil. Okurken emek vermek, kafa yormak zorunda olduğunuz ağır bir roman. Doğrusu kitaba başlamadan kalınlığının bir gözümü korkutmadığını söyleyemeceğim, korktum ama yine de dört gün içerisinde bitirdim. 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤ 
Devamını Oku »

12.11.2017

ÖLÜMLE RANDEVU ~ MARİO MAZZANTİ

  Kitap Fiyatı: ₺  11,73 [ 12/08/2017 ]  - Kitapyurdu    

Kitap Ortaçağ araştırmaları yapan ünlü bir profesörün ölümü ile başlıyor. Komiser Benni de katilin peşine düşüyor. Ellerinde çok az ipucu var ve olaylar da oldukça yavaş bir şekilde gelişiyor. Olay her ne kadar 2006 yılında geçse de daha çok tarih anlatılıyor. Tarih kısımlarının anlatılması içinse Komiser Benni'nin sevgilisi Angela yardımcı oluyor ve tarihe meraklı bir doktora başvuruyorlar.

 Açıkçası kitap Komiser Benni ve sevgilisi Angela'nın tarih dersi almasını daha çok anlatıyor. Çok fazla Hristiyanlık tarihi anlatılıyor ve bu durum insanı sıkıyor. Çünkü bu kitabı tarih okumak için elime almamıştım sonuçta. Çok fazla tarih olduğu içinde okuyucunun dikkati dağıtılıp gülümsetilmek istenmiş ancak bu girişim işe yaramıyor. Çünkü espriler havada kalmış. İlk 134 sayfa adeta bir tarih kitabı olarak yazılmış gibi. Ancak deliller sürekli tarihi olaylar ilgili çıkınca bu durumda uzuyor.

 Bir de elyazması ortaya çıkınca tamam bakalım daha ne kadar sıkıcı olacak, dedim. Çünkü benim okuduğum tek el yazması Marx'ınkiydi. Ancak elyazması kitapta okuduğum en güzel kısımdı. Yani kitabı biraz elyazmasını bitirmek için hızlı okudum.😁

 Aksiyonu düşük bir kitaptı. Aslında tarihin bir ders gibi anlatıldığı kısımlar bitince kitabı okumak kolaylaşıyor. Ancak tarihi sevmeyenlerin okuyabileceği bir kitap değil. Tarihi sevenlerinde (ki ben tarih severim) Hristiyanlık tarihine daha doğrusu İtalya tarihinde Hristiyanlığa ilgi duyması okumayı kolaylaştırır. Mario Mazzanti'nin şuana kadar çevirisi yapılan diğer üç kitabı da okudum ve bu kitap kendimi zorlayarak okuduğum tek kitaptı. Bir yazarın hayatımda gördüğüm en iyi ve en kötü kitabın ikisini de yazabileceğini düşünmezdim. Ama Mazzanti bunu başardı. Ölümle Randevu okuduğum en kötü polisiye romandı.😓

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤ 

Devamını Oku »

14.10.2017

DÜNYAYA ORMAN DENİR ~ URSULA K. LE GUİN

   Kitap Fiyatı: ₺ 10,64 [ 07/10/2015 ]  - D&R   

 Ursula K. Le Guin bilim kurgu türünün önemli bir yazarıdır. Bilimsel yönü ağırlıklı olmasa bile gezegenler arasılık, insanların değişimi - ilerleyişi (gerçi kime göre-neye göre ilerleyiş?) anlatarak fantastik bir dünya oluşturuyor, bu da onu bilim kurgu dünyasında önemli bir yere oturtuyor. Le Guin'in dili ağır değil, öyle süslü sözcükleri yok ama anlatmak istediğini yalın ve akıcı şekilde anlatıyor.



 Kitabın ilk bölümü daha çok nasıl bir evrenin içerisinde olduklarını anlatmak için yazılmış bir bölüm. Doğrusu ilk bölümde öyle ilgi çekici bir olay yoktu, daha çok durum anlatılıyordu diyebilirim. Ancak ilk bölümün son sayfalarında olaylar ilginç bir hal almaya başlıyor.


Gezegenleri insanlar tarafından ele geçirilmiş Atsheliler (yaratıkçıklar da deniyor, ancak bu ırkçı bir söylem olarak görülüyor), köle olarak kullanılıyor. Bunun adı her ne kadar gönüllü yardım hizmeti olarak geçse de öyle olmadığını anlatıyor yazar bize. Atsheliler barış yanlısı bir toplum olarak onlara gezegenlerine kabul ediyorlar. Ancak insanlar onların bu davranışını suistimal ederek Atshelilere tecavüz ediyor, şiddet uyguluyorlar. Her iki ırkında birbirini çocuk gibi gördükleri söylenebilir sanırım. Ancak Atsheliler artık şiddet ve tecavüzden bıkmış durumdadır, bu yüzden de insanlara kendi silahlarıyla karşılık vermeye karar verirler. 

 Yüzbaşı Davidson bütün canlılardan üstün gördüğü insan ırkını korumak için oldukça büyük bir uğraş gösteriyor. Gerçi Davidson sadece gezegenler arası değil, dünya içinde de ırkçı olan bir asker. Kendi değerlerini korumak ve kendini haklı çıkarmak için şiddete başvurmaktan kaçınmıyor. Yaratıkçık olarak adlandırdığı Atshelilerin bulundukları gezegenin asıl sahibi olması umurunda değil. Umurunda olan tek şey gezegeni sömürmek.

 İnsanlar kendi dünyalarında orman kalmadığı için başka gezegenlere gidip ormanları kesiyor ve kereste elde ediyorlar. 4 yıl öncede Atshelilerin gezgenine yani Yeni Tahiti'ye gelmişler. Yeni Tahiti'nin ataerkil bir toplumu yok. Onlarda kadınlar yönetimde ön plana çıkıyor ve hatta insanların gezegenlerine erkekleri değil kadınları göndermeleri gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü onlara göre göç edilecek yeri kadınların hazırlaması gerektiğine inanıyorlar; yuvayı dişi kuş yapar misali. 
 Atshe dilinde çöl kelimesinin bir karşılığı yok, çünkü onların dünyasında çöl yok. Ağaçlar onların dostu, yuvası. Yeni Tahiti'nin özü orman ve insanlar ormanlarını, yuvalarını yok ediyor. Atshe dilinde dünya kelimesi aynı zamanda orman anlamına da geliyor. Yani orman onlar için hayat demek. İnsanların aksine ormanları kesip ev yapmıyorlar, ormanları evleri olarak görüyorlar. Köylerinin, şarkılarının adları ağaçlarla ilgili oluyor. 

 Kitapta mükemmel karakter diye bir şey yok. Selver ve Lyubov kitabın iyi karakterleri olsalar bile mükemmel değiller. Le Guin belki de insanlığın içindeki şiddeti yansıtmak için şiddet dolu bir roman yazmış. İnsanların sadece kendilerinden olanı kabul ettiğini ve diğerlerini ötekileştirdiğini göstermiş. Nüfusu 3 milyon olan Atsheliler ile birkaç bin insanın savaşını anlatmış kitabında. Aslında kitapta bir ırka öldürmeyi öğreten insanlık anlatılıyor diyebiliriz. 

 Kitabın Vietnam Savaşı'na göndermelerde bulunduğu bariz biçimde belli oluyor. Ancak kitap sadece bununla kalmıyor, Kızıl Derililerin de aynı şeyleri yaşadığını ima ediyor. Kitabında dünyamızda yaşadığını bildiğimiz tipte karakterler anlatılıyor, yani uzak gelecekte böyle şeylerin yaşanması acı bir şekilde olasılıklar dahilinde.😔 Güzel bir kitaptı, 130 sayfa birkaç saat içinde bitiyor zaten ve yazar ilk bölümden sonra şimdi ne olacak sorusunu okuyucunun kafasına sokmayı başarmış. Gelecek güzel günlerin bizi beklemesi dileğiyle...
 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

  
Devamını Oku »

23.09.2017

FİDYE ~ JULİE GARWOOD

   Kitap Fiyatı: ₺  20,37 [ 08/01/2017 ]  - Kitapyurdu   

Bir başka Julie Garwood kitabıyla karşınızdayım. 544 sayfa başta bir insana kaç günde biter acaba dedirtse bile 2 günde bitiveriyor. Hatta kitabı kapatıp ara verdiğinizde acaba ne olacak, diye sordurtuyor insana. Bir polisiye romanı değil ancak eğlenceli ve iyi yazılmış bir tarihi aşk romanı. Merak ögesini oluşturan ise karakterlerimizin ilişkileri.

 Yazar kitabın tanıtımında her ne kadar iki aşk hikayesi vaat etse de bir çiftimiz oldukça eksik anlatılıyor. Göz önünde olan çiftimiz Brodick ve Gillian'ın yolları tamamen kaderle bağlanmış. Ben kadere çok inanan biri değilimdir, yani kaderimizi biraz da yaptığımız tercihlerin belirlediğine inanırım ama bir aşk romanı okurken bu gerçeği biraz göz ardı edebiliyorsunuz.

 Kitap Gillian'ın küçüklüğünü anlatarak başlıyor. Küçük Gillian bazen çok zeki bazense aptalın teki oluyor; arası yok. Çocukken evlerine yapılan bir saldırı sırasında Gillian bütün ailesini kaybediyor; babası ölüyor (annesi zaten ölmüş), kaçarken ayrı düştüğü ablası da kayboluyor. Böylece Gillian amcasının yanına gönderiliyor ve orada büyüyor.

 Diğer aşk hikayemizin kahramanı ise Ramsey Sinclair ile Bridgid KirkConnell. Ramsey'in babası, Bridgid'e, babasının iyi bir savaşçı olması nedeniyle, eşini seçme hakkı vermiş. Ramsey ve Bridgid de aldığı evlilik tekliflerini iletirken tanışıyorlar. Açıkçası Bridgid'i, Gillian'dan daha çok sevdim ve Ramsey'i de Brodick'ten.😁 Ancak yazar Ramsey ve Bridgid'i kitabın ortasına doğru olaylara dahil ediyor hatta aşklarını da kitabın sonlarında yaşatıyor. Bu durum beni üzse de Brodick ve Gillian'ın da iyi bir ikili olduğunu söylemeliyim.

 Gillian kardeşini aramak için bir İngiliz olarak İskoçların ortasına düşüyor. Önceki kitaptan tanıdığımız Ian Maitland'ın oğlu Alec'i kurtarıp İskoçların gözüne giriyor. Zaten Brodick ile de Alec'in koruyucusu olması vesilesiyle tanışıyor. Şimdi kitap iyi dediysek hiç saçma bir şey de yok demedik, Gillian daha Brodick'i görmeden adamın hançerinden elektrik alıyor. Dur, bir adamı gör değil mi? Yok, hançer çok etkiledi onu. Neyse bunu geçtim, kitapta bazı cinsiyetçi söylemler de mevcut. Bu durum beni biraz rahatsız etti. Yani mesela şöyle diyor yazar: Genç adamın ürkmüş bir kadın misali beti benzi atmıştı. Sadece kadınların mı beti benzi atar? Ya da erkekler ürkemez mi?

 Irk konusuna döndüğümüzde ise İngilizlerin ve İskoçların eskiden birbirlerinden hoşlanmadıklarını biliyoruz. Ancak annesi de İngiliz olan bir çocuk için Alec İngilizlere karşı oldukça önyargılı. Hatta Maitland askerleri de öyle. Burası da biraz saçmaydı, çünkü İngiliz bir kadın önemli bir konum elde ettiğine göre önyargıların bu kadar sert olmaması gerekirdi, diye düşünüyorum.

 Kitabın başrolü Gillian da bir başka kainat güzeli. Sanırım Garwood sırada kadınların büyük aşklar yaşayamayacağını düşünüyor. Ya da erkeklerin gözlerinin güzellikle kör olduğunu ima etmeye çalışıyor, bilemiyorum.

 Gillian güzel olur da Bridgid durur mu? Durmaz. O galaksi güzeli, bir de zeki. Sevdiği bey de kızların gerçek anlamda peşinden koştukları biri. Brodick de yakışıklı ama korkutucu. Ramsey öyle mi? Değil. O yakışıklı, kibar, anlayışlı bir adam. Brodick ne kadar düz bir karakterse Ramsey de o kadar karmaşık bir karakter. Bu karmaşıklık ilgi çekici gelse yazarımız, Sayın Julie Garwood hanımefendi, bunu başarıyla görmezden geliyor.😔 Neyse üzülmeyeceğim, hayır ağlamıyorum gözüme toz kaçtı...😭

 Her şeye rağmen yazarın iyi kitaplarından biri olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim. Akıcı, tatlı ve bazen oldukça komik ve ilginç olan güzel bir kitaptı. Hatta bittiğinde keşke 544 sayfadan çok daha fazla olsaydı dedim ben. Neyseki serimizin son bir kitabı daha var, gerçi incecik ama olsun. Belki Ramsey ve Bridgid görürüm...😢

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

2.09.2017

SONUN GELDİ SEVGİLİM ~ TUNA KİREMİTÇİ

  Kitap Fiyatı: ₺  2,85 [ 12/08/2017 ]  - Kitapyurdu     


Tuna Kiremitçi'nin günümüz şartlarına uygun bir şekilde yazdığı bu aşk hikayesi insanı güldürürken düşündüren kitaplardan ve benim ilk Tuna Kiremitçi kitabım. Kitapta güldüğünüz şeyin komik olmasının nedeni gerçekliğe çok yakın olması. Öyle komedi kitabı da değil aslında. Yazar yazdıklarıyla okuyucuyu iğneliyor. Kitabında televizyonla birlikte yaşayan insanların nasıl kandırıldığını gerçekçi bir dille anlatıyor. Bunu yaparken de öyle tanıdık şeyleri kullanıyor ki insan bir anda kendini ya da tanıdığı birini görüyor karşısında. Zaten aslında kitabın en başında size neyle karşı karşıya olduğunuzu söylüyor yazar.


 Benim bir kitapta en sevdiğim şey kusurlu karakterlerdir. Çünkü onlar gerçek dünyanın bir parçasıdır. Siz mükemmel birini tanıyor musunuz? Ben tanımıyorum. Tuna Kiremitçi'nin de karakterleri her gün yanından yürüyüp geçtiğimiz sıradan biri kadar kusurlu. Bazı yazarlar karakterlerini mükemmel yapmak için uğraşıp onları gerçeklikten uzaklaştırırken bazı yazarlar da karakterlerini sıradan insanlar yapar ve onları okuyucu için gerçek kılar. Ben bu kitabı okurken Devrim'in, Rosa'nın, Gülbahar'ın vs gerçek olduğunu düşündüm. Karşıda oturan ve babasıyla problemleri olan bir Devrim benim için gerçekten vardı. Çünkü Devrim o kadar sıradan, o kadar tanıdık bir karakter ki onun varlığına inanmamak mümkün değil.

 Devrim'in ağzından yazılan kitap, bugünlerde çok popüler olan insanların dertlerini anlattığı programlardan birine katılan eski karısıyla başlıyor. Aslında bir nevi televizyon dünyasının iç yüzünü gösteriyor insanlara. Yani televizyonda gördüğümüz her şeyin doğru olmadığını gözümüze sokuyor. Bir hava durumu sunucusu olan eski karısı, tüm Türkiye'ye kocasının onu aldattığını söylediğinde Devrim de istemeden ünlü biri haline geliyor. Ve her şey olup biterken Devrim bir kadına aşık oluyor, hemde bu kadın evine televizyon almayan aykırı bir kadın.

 Devrim aslında sıradan bir adam ve öyle kalmak için de büyük bir çaba gösteriyor. Dikkat çekmemeye her zaman dikkat eden biri olarak tanımlıyor kendini Devrim. Sonun Geldi Sevgilim, çağımızda televizyonun ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu anlatan bir roman gibi.

 Yazarın oldukça sıradışı betimlemeleri var. Bu betimlemelerin sıradışı olmalarının tek nedeni de günlük hayatta gözden kaçan küçük detaylar olmaları. Devrim'in eski karısı Rosa'nın her zaman hırslı biri olmadığı anlatılmış kitapta. Rosa'nın nazik ve tatlı bir kadın olduğu zamanlarda anlatılmış, geçmiş unutulmamış. Devrim de Rosa'yla değişmiş. Çünkü gerçek insanlar zamanla değişebilir. Aslında geçmişteki olayların insanların hayatlarını nasıl etkilediği oldukça iyi bir şekilde anlatılmış.


 Kitap gerçek anlamda bir çırpıda bitti, yani ne zaman başladım ne zaman sonuna geldim anlamadım bile. Ardından yazım için yazar hakkında ufak bir araştırma yaparken 2016 yılında romancılık kariyerini sonlandırdığını açıkladığını öğrendim.😢 Sanat hayatına müzik ve şiirle devam etmeye karar vermiş. Doğrusu böyle bir hayal dünyasının sahibinin artık roman yazmayacağını öğrenmek beni üzdü.


 Son olarak kitabı almak isteyenlere küçük bir not: Tuna Kiremitçi'nin bu muhteşem kitabını kitapyurdu sitesinin kelepir kitapları kısmından 2.85 Türk Lirasına alabilirsiniz, yani ben öyle yaptım.😁😁

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »