30.07.2018

CLARİSSA ~ STEFAN ZWEİG

 İki gün gecikmeli de olsa temmuz ayının Stefan Zweig kitabı Clarissa oldu.👧 Babası genelkurmay olan annesini doğumunda kaybetmiş olan Clarissa'yı anlatıyor kitabında Zweig.
 Babası subay olan Clarissa'nın bir de abisi var. Abisiyle samimi olsa da babasıyla aralarında resmi diyebileceğim bir ilişki var. Sevgisini nasıl göstereceğini bilmeyen bir baba.
 Annesinin ölümünden sonra babası iyice takıntılı biri haline geliyor ve sosyal ortamlarda kendine yer edinemiyor. Clarissa'yı bir manastıra gönderirken abisi Eduard'ı da askeri bir okula gönderiyor.
 Clarissa, zeki ve becerikli bir kız olduğu için ise arkadaşlarıyla arası iyi ancak mesafeli. Yıllarca rutin ve sıkıcı bir manastır eğitimi gören Clarissa'nın hiç en utandırıcı sırlarını paylaştığı bir arkadaşı olmuyor. Mezun olmasına iki yıl kala ise Marion adında bir kız geliyor manastıra.
 Clarissa'nın aksine Marion, herkesle sıcak bir ilişki kuruyor. Clarissa, onun diğer kızlar üzerindeki bu büyülü etkiyi gördüğü için ondan özellikle uzak duruyor. Araya giren yaz tatilinde kızlar, Marion'a karşı duydukları sevgiyi köreltip kıskançlığı bilerler. Diğer kızlar ona kötü davranmaya başladığında Marion, Clarissa'nın güvenli limanına sığınıyor.
 Babasının emekli olmasıyla manastırdan ayrılan Clarissa, bir meslek seçmek için gerçek dünyaya adım atıyor. Babasının ona aşıladığı alışkanlıkları iş bulmasında yardımcı oluyor. Uzman psikolog ve psikiyatr olan Dr. Silberstein'ın yanında iş buluyor. Bu iş sayesinde ilk defa Avusturya'nın dışına çıkıp Luzern'e gidiyor.
 Luzern'de bir kongreye katılıyor. Ona bazı yönleriyle babasını hatırlatan Leonard ile de burada tanışıyor ve ondan etkileniyor. Hiçbir zaman kimseyle özel bir ilişkisi olmayan Clarissa, hayatında ilk defa bir erkekten etkilenir. Doğrusu Leonard da ona karşı boş değildir.😉 Ancak kongrenin son günü Ferdinand, Saraybosna'da öldürülür. 

 " Devlet, halk, ulus, görünmez olan, soyut olan, canlı olanın karşısında duruyor. " 

Bu ölümle dünyanın altüst olduğunu fark etmeleri zaman alır. Çünkü Leonard ve Clarissa, ertesi gün birbirlerinden hiçbir şey beklemeden seyahate çıkmaya başlarlar. Birkaç gün içinde aralarındaki etkileşim büyür ve aşka dönüşür. Bu seyahatleri sırasında Leonard, Clarissa'ya -aslında Zweig okuyucuya- sıradan insanın önemini anlatır. Basit bir çiftçi neden önemlidir? Onun ne yaşadığı aslında neden hepimizin sorunudur? Bu tip soruların cevabını anlatmaya çalışır.

" Bizler, biz basit insanlar hiçbir şey değiliz; ama bizi kendi çıkarlarına dahil etmek ve silahlarına yem olarak kullanmak istiyorlar. "

Leonard, Clarissa'ya kim olduğunu anlaması için yardım eder. Ona yepyeni bir dünya görüşü sunar. Bir asker kızı olarak vatanın, milletin önemini öğrenmişken Leonard'la birlikteyken dünya vatandaşlığının önemini kavrar. Bu güzel çifti ayıran şey de milliyetçilik olur. Bir Fransız olan Leonard ile Avusturyalı Clarissa; savaşa giren iki ülkenin 'düşman' fertleri olarak yollarını ayırmak zorunda kalır.

" Bizim düşüncemizin ne önemi var? Biz kimiz ki? Hayatımızı iktidardakiler yönlendiriyor. " 

 Leonard, Avusturya ile savaşmak üzere Fransa'ya giderken Clarissa da savaşta yaralanan askerlerin tedavisine yardım etmek amacıyla Avusturya'ya döner. Ancak Clarissa'nın macerası burada bitmez.

 Clarissa, Zweig'in güzel kitaplarından biriydi. Bence çok daha uzun yazılmayı hak eden kitaplarından biriydi. Çünkü bana göre bazı yerler tek cümleyle geçiştirilmişti. Yani o tek cümleyi yazıp geçmek yerine detaylandırılmak isteyen birkaç yer vardı. Bunun dışında Zweig'in yazımını zaten seviyorum ben, bu yüzden diyecek pek fazla şeyim de yok.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

21.07.2018

EV SAHİBESİ ~ FYODOR DOSTOYEVSKİ

 Dostoyevski'nin ilk defa Aralık 1847'de yayınlanan bir eseri hakkında bir şeyler yazmaya çalışacağım bugün. Ev Sahibesi, yazarın ilk dönem eserlerinden biri. Bu nedenle de vay be adam ne yazmış, diyebileceğimiz bir eser olmadığını da söyleyeyim.Yine de Dostoyevski'nin kaleme aldığı bir kısa öykü olduğunu unutmuyoruz.😊
 Yoksul bir genç olan ve bilim aşkıyla yanıp tutuşan ana karakterimiz Ordinov'un aşık olmasını anlatıyor kısa öyküsünde yazar. 
 Evinden çıkarılmasıyla sokak sokak ev aramaya başlıyor Ordinov. O güne kadar sürdüğü asosyal hayatın ne kadar sıkıcı olduğunu da bu vesileyle insanların arasına karıştığında anlıyor. İnsanların arasına karışmak hoşuna gidiyor ve kimsesiz olduğunu fark ediyor. 
 Kiliseye gittiğinde yaşlı bir adam ve yanındaki kızı fark ediyor. Birdenbire kıza ilgi duymaya başlıyor. Sanki kızın da onun gibi yalnızlık çektiğini anlıyor Ordinov. Katerina'da anlıyor Ordinov'un yalnızlığını ve birbirine doğru bir çekime kapılıyorlar.
 Yeni bir oda arayışında olan Ordinov'a evlerinin bir odasını kiralıyorlar. Böylece kadın Ordinov'un ev sahibesi haline geliyor. Karakterlerimiz birbirini daha çok tanımaya başşladığında yaşlı adamın kitapta dini ögeleri temsil ettiğini fark ediyoruz. Ayrıca yaşlı adam geçimini fal bakarak sağlıyor. Alt metinde din ve bilim çekişmesi yatıyor diyebiliriz. Katerina da ikisinin arasında kalan, ikisinde de gönlü olan insanlığı temsil ediyordu bana kalırsa. Yaşlı adamdan korku duysa da yine de ona sığındığı zamanlar oluyordu ve Ordinov'a hiç korkmadan sığınabiliyordu. Çünkü Ordinov'u kendisinin kontrol edebileceğinin farkındaydı belki de. Ordinov ilk defa aşık olduğu için bilimden ilk defa bir adım uzaklaştığını ve bunun onu hasta ettiğini de söyleyebilirim.
 Kitabı büyük bir hayranlıkla okumadım ama beni sıkmadı da. Gayet akıcı bir kitaptı bence. Belirsizlikler vardı, evet ama bence bu belirsizliklerin nedeni okuyucuların kendilerine özel bir şeyler hayal edebilmesine izin vermekti. Belki de böylece okuyucunun kendini daha iyi tanıyabileceğini ya da kitabın okuyucu için daha özel olacağını düşündü Dostoyevski. 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

14.07.2018

MARSLI ~ ANDY WEİR

  " O, DÜNYANIN EN ÜNLÜ ADAMI. SORUN ŞU Kİ, DÜNYA'DA DEĞİL. " 

 Issız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız üç şey nedir? Peki ya ıssız bir gezegene? Benim yanıma alacağım TEK şey Mark Watney olabilir! Mark Watney, Ares 3 programıyla Mars'a gönderilen ilk insanlardan birisi. 6 kişilik mürettabatın en düşük rütbelisi. Bu durumda yetkinin Mark'a geçmesi için hayatta kalan son kişi olması gerekiyor. Ve bilin bakalım n'oluyor? Yetki Mark'a geçiyor!
 Kum fırtınası nedeniyle iptal olan Ares 3 görevinden dönmek için uzay araçlarına dönerken Mark yaralanır ve fırtınanın içinde kaybolur. Arkadaşları ise onun öldüğünü düşünerek arkalarında bırakırlar. Böylece Mark, Mars'ın tek vatandaşı haline gelir.
 Mars için kızıl gezegen de olarak bilinen soğuk bir çöl diyebilirim. Farklı iklim koşulları, Dünya'dan milyonlarca km uzakta olması nedeniyle imkanlarının kısıtlı olması ve yalnızlık; hayatta kalma savaşının en büyük düşmanları. Koskoca gezegende yapayalnız kaldığınızı düşünün. Ah, bütün dünyanın sizin öldüğünüzü sandığını da unutmayın. Ne hissedersiniz? Pes etmeye ne kadar yakın olurdunuz?
 İşte bütün bunlara rağmen pes etmeyen Mark, eğer bir gün ölürse diye bir günlük tutmaya başlıyor. Çünkü aslında ölüme ne kadar yakın olduğunu da biliyor. Bizler de bu günlüğü okuyoruz. 

 " Mars ve salaklığım sürekli beni öldürmeye çalışıyor. " 

 Mark Watney, bir botanist ve makine mühendisi. Yani hayatını kurtaracak temel bilgilere sahip. En büyük problemi ise yiyecek. Tam bu noktada 'gezegenin en iyi botasnisti' olarak yeteneklerini konuşturacak Mark.😁 Mars'ın kralı Mark Watney! 😁😁
 2 ay sonra tesadüf eseri Mark'ın yaşadığı ortaya çıktığında Dünya'nın ne kadar karıştığını tahmin edebilirsiniz bence. 3 ay sonra ise Mark ve keskin zekası sayesinde iletişim kuruyorlar. Ancak Mark yalnız kaldığı süreç boyunca umudunu ve espiri yeteneğini hiç kaybetmiyor. Tam her şey yoluna girdi derken her şey alt üst olsa bile hemde. O yüzden bu karakteri çok sevdim. Canım Watney.😍
 Kitap çok akıcı ve eğlenceli, her ne kadar dramatik bir olay yaşansa da. Kitabın en çok bu yönünü sevdim: Karakter asla neşesini kaybetmiyor. Okuyucuyu gülümsetmeyi hep başarıyor. Ayrıca bunu uzaya dair detaylı bir kullanırken başardığını da belirtmek isterim. Alkışlar yazarımıza.👏👏👏

 Filme gelirsek; öncelikle film yerine her zaman kitabı tercih ederim. Tercihim yine değişmedi. Kitap, filmi bildiğiniz döver. Kitabı okumadan filmi izlemedim. Çünkü hayal gücümün kısıtlanmasını istemedim açıkçası. Henüz kitabı okumayan ve filmi izlemeyenler varsa da önerim bu yönde. Çünkü filmi izlerken kitabı okumasaydım anlamazdım, dediğim çok sahne oldu. Zaten film, kitabın özetinin özeti gibi olmuş. Kitapta olan bazı şeyler, bence önemli şeyler, hiç olmuyor. Bu açıdan film beni biraz hayal kırıklığına da uğratmadı değil. Ama 2 saate 416 sayfayı sığdırmalarını beklemek de zor tabi. Son eleştirim de kitaptaki eğlenceli dilin filmde buharlaşması.

 Goodreads okuyucuları tarafından 2014'ün en iyi bilimkurgu romanı seçilen kitap bunu sonuna kadar hak ediyor. Eğer bilimkurgu meraklısıysanız ya da okumak için farklı ve eğlenceli bir kitap arıyorsanız, tebrikler! Aradığınız kitabı buldunuz!

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

7.07.2018

BEN BÖYLE SEVERİM (DEDİKODUCU KIZ 05) ~ CECİLY VON ZİEGESAR

 Merhabalar! Dedikoducu Kız serisi tam hızıyla kaldığı yerden devam ediyor efenim! İlk beş kitap bitti, mart ayına geldiler ve bilin bakalım n'apıyorlar?! Üniversite hakkında endişelenmeye devam edip kayak tatilene gidiyorlar!
 Bir önceki kitapta kendini 'neredeyse' babasının arkadaşıyla sevgili olarak buluverecekken son anda köşeyi dönen Blair bu seferde arkadaşının abisine yöneliyor. Kitapta tam bir karşı konulamaz, muhteşem erkek olarak tarif edilen Erik Van Der Woodsen söz konusu olduğu için Blair'i eleştirmiyorum. Çünkü kusursuzluğu çok gerçekçi nedenlere bağlanmış bir karakter. Ayrıca Serena'nın abisinden bahsediyoruz, yani lütfen! (Hatırlatma; dizide küçük kardeş olan Erik, kitapta olgun bir abi.) Ayrıca Erik Van Der Woodsen hakkında okudukça daha çok okumak istiyorsunuz. Yani umarım önümüzdeki kitaplarda çok çok çok daha fazla yer alır. Çünkü ben bu kitapta Erik karakteri ile oldukça iyi vakit geçirdim. Zorlama olmayan kibar yapıya sahip biri ve etrafındaki herkesin rahat hissedip kendisi olmasını sağlıyor. Herkesin hayatına gereken biri aslında.😍
 Yine de Chuck'a ihanet etmek istemem tabi. Her ne kadar beni bu kitap biraz zorlasa da. Chuck bu kitapta daha fazla yer alıyor ama tam bir şeytan tohumu olarak. Yine şeytan tohumu olsun ama daha karakterli olsun. Şuan bana kabına göre şekil alan biri gibi geliyor ve bu rahatsız edici. Düzelecek ama düzelmeli.😓
 Çilekeş Blair Waldorf ise odasından atılmasıyla beraber soluğu en yakın arkadaşı Serena'nın evinde alıyor. Serena, canı arkadaşı Blair'i üniversitedeki abisinin odasına yerleştiriyor ve bizim film sevdalısı Blair daha o anda Erik'le ilgili hülyalara kapılıyor.😵
 Zaten annesi kızından çok yeni ailesiyle ilgilenirken babası da Fransa'da bir şatoda sevgilisiyle yaşarken Blair hülyalara dalmasın da kim dalsın? Ayrıca umutsuz geçen Yale görüşmelerini hatırlatmaya gerek yok bence. Yani dikkat dağıtacak bir şeylere ihtiyacı var.
 Jenny Humpfrey ise yavaş yavaş büyüyor ve bir sevgili ediniyor; thanks to Blair.😌 Hem de en gizemlisinden! Böylece sıkıcı Jenny Humpfrey de hayatına heyecan katmaya başlıyor.
 Vanessa, alçak Dan'in onu aldatmasından sonra sadece sevgilisini değil, tek arkadaşını da kaybediyor.😔 Ailesinin  şehre gelmesiyle de yeni arkadaşlar edinmeye başlıyor. Ailesi dünyanın içine sürüklendiği sistemin tamamen karşıtı bir hayat kurmaya çalışıyor ve en temel savaş aletleri ise sanat. Sanat, kapitalizmin dokunamadığı tek şeydir; avangard sanat, Adorno'nun tabiriyle yüksek sanat. Çünkü onun verdiği mesajı herkes alamaz ve sanat imgelerle konuştuğu için de kapitalizm ona dokunamaz. Her neyse...
 Gelelim alçak Dan'e... Aslında Dan bu kitapta sadece kendini düşünen, kıskanç ve bencil bir pislik olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. Şiir yazmakla ilgili sorunlar yaşamaya başlıyor ve egosu zedeleniyor diyebilirim. 
 Georgina Sparks ve sevgilisi Nate ise mart ayındaki bahar tatilleri için Sun Valley yolunu tutuyor. Ama bilin bakalım n'oluyor? Chuck, Georgina'nın davetlisi olarak birkaç arkadaşla birlikte daha onlara katılıyor. Ayrıca Serena, ailesiyle her sene gittiği kayak tatiline Blair'i de davet ediyor. Böylece bütün Yukarı Doğu Yakası sakinleri Sun Valley de toplanıyor! 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 



" Beni sevdiğinizi biliyorsunuz. "

2.07.2018

OKUMA LİSTESİ (Reading Challenge)

 Bugün karşınızda olma sebebim Amerika ve İngiltere'de oldukça fazla yapılan okuma listesi. Orijinal adıyla Reading Challenge olarak bilinen bu liste insanların bir nevi kendilerine meydan okuması olarak görülebilir. Genellikle yıllık oluşturulsa da fotoğrafta fark ettiğiniz gibi ben üç aylık bir liste çıkardım. Bu listeleri üçer aylık süreçlerde yenilemeyi düşünüyorum. Umarım beğenirsiniz. 😊Fotoğrafı daha kaliteli indirmek isteyenlere pdf linkini de aşağıya bırakıyorum.
 İyi okumalar.❤