28.01.2017

THE ORİGİNALS DÜŞÜŞ ~ JULİE PLEC

 Bu hafta The Originals Anlatılmamış Hikaye serisinin ikinci kitabını ele alıyorum. İkinci kitap olduğu için ilk kitaba dair spoiler içerebilir. Yeni kitabımızda aradan 44 yıl geçmiş ve Mikaelson ailesi şehre hakim olmayı başarmıştır. Klaus keyfine bakarken Elijah şehri yönetiyor, Rebekah da anaç bir tavırla evi çekip çeviriyor. 1722'deki kasırgadan sonra kurt adamların çoğu şehri terk etmiş, cadılarsa bataklığa yerleşmiş. Böylece güç tamamen köken vampir ailesinin eline geçmiş. Klaus'un şehirle ilgilenmemesinin nedeni 44 yıl önce ölen sevgilisi Vivianne'e olan aşkı. Gözü yaşlı Klaus, Vivianne'in kraliçe olduğu bir şehri yönetmek istiyor ve kıza olan tutkusu hala devam ediyor. Bu yüzden de onu diriltmek için cadıların peşinde koşuyor. Ancak ondan nefret eden cadılar en çok istediği şeyi elde etmesine izin vermiyor. Önceki kitapta Elijah'ın arkadaşı olan cadıların başındaki isim Ysabelle kitabın başında ölüyor, eceliyle. 😁 Onun yerini alan kızı Lily, Klaus'un isteğini kendisi için bir fırsata dönüştürüyor. Sevdiği kadını diriltmek için her şeyi göze alan Klaus yanlış giden bir şeyler sezse bile Lily'ye hiçbir şekilde müdahale etmiyor.


 Vivianne'i diriltmeden önce Rebekah ile kavga eden Klaus kardeşinin öfkesinin hedefi oluyor ve Rebekah bu sefer intikam almak istiyor. Çünkü Klaus, hiçbir zaman onunla aynı tarafta olduklarını düşünmüyor. Ancak abisi Elijah'a garip bir şekilde saygı duyuyor. Kardeşleri arasında herhangi bir fark olmasa da Klaus bir şekilde ondan daha tehlikeli. Hatta kardeşlerinin huzurlu hayatları için de bir tehdit. Zaten Rebekah da bunu bozduğu için Klaus'a kızıyor ve intikam almak istiyor. 


 Lily, Vivianne'i diriltmesine diriltiyor ama Klaus'u da kendine bağlıyor. Yani Lily'nin parmağı kanasa Klaus'un da parmağı kanıyor. Böylece kadın kendi kendini ölümsüzleştiriyor. Vivianne dirildikten sonra Klaus tekrar aptal aşık moduna geri dönüyor. 😒 Aşık olmasıyla bir sorunum yok ama bu kadar sinir bozucu bir aşık olamaz. En sinir olduğum şey de Vivianne'i yüzyıllardır onu çeken Rebekah'dan daha çok koruması. Rebekah da köken vampir ama yine de kardeşi. Onun mutluluğunu da düşünmek ona da güvenmek zorunda ama Klaus bu duygulardan Rebekah için mahrum. Vivianne'in dirildiği  gece Elijah da saldırıya uğruyor. Saldırganlarımız ise kalp yiyen cadılar. Yani hüküm sürdükleri şehirde yeni bir tehdit var. 


 Rebekah, yeni dirilttiği sevgilisiyle evlenmek isteyen Klaus'a yardım ederken intikamını almak için mükemmel bir fırsat yakalıyor. Planını uygularken de Vivianne'in gerçek Vivianne olmadığını çözüyor. Ancak Klaus bunu Rebekah'nın şakası olarak değil, ihaneti olarak değerlendiriyor. Elijah ne kadar sevgi dolu bir abi ise Klaus da onun tersine sevgisini asla göstermeyen bir abi zaten. Sonuç olarak kardeşlerimizin arası ciddi bir şekilde bozuluyor. Rebekah ise her şeye rağmen her zaman Klaus'u düşünüyor. Elijah ise bu sırada kalp yiyen cadılarla olan savaşı kazanmak için kurt adamlarla anlaşma yapmaya karar veriyor. 


 Klaus, kardeşine haksızlık ettiğini kendi kendine anladığında Rebekah'dan özür diliyor. Rebekah da ondan özür dileyince araları tekrar düzeliyor. 💑 Zaten Klaus ve Rebekah arasındaki ilişki sevgi ve nefret arasında gidip geliyor. Lily, Klaus'a istediği şeyi ona karşı bir silah olarak vererek dahiyane bir kötülük yapıyor. Savaş sonrası şehirde bir kez daha her şeyi baştan inşa etme zamanı. Elijah'ın kurt adamlarla yaptığı antlaşma sonucu kurt adamlar şehre geri dönüyor ve köken ailemiz onların güçlenmesini istemiyor.
 Kitap gayet sürükleyici ve önceki kitaptan daha olaylı. Heyecan ögesi daha ön plana çıkmış bir durumda ve bu insanı kitaba daha çok bağlıyor. Bir dahaki kitapta görüşmek üzere. ❤

AİLE GÜÇTÜR.
Köken vampir ailesi bin sene evvel birbirlerine bir söz verdi. Her zaman ve sonsuza dek bir arada kalacaklardı. Ama verilen sözleri tutmak ölümsüzken bile kolay değildi.





21.01.2017

THE ORİGİNALS YÜKSELİŞ ~ JULİE PLEC

  En bi sevdiğim dizinin kitabıyla karşınızdayım : The Originals! Aslında kitabın diziyle bir alakası yok. Kitap 18. yüzyılda geçiyor, dizi ise günümüzdeki hallerini anlatıyor. Karakterlerimiz vampir olduğu için bu durum garipsenmiyor tabiki. Kitabın yazarı Julie Plec aynı zamanda dizinin de yaratıcısı ve senaristi. The Originals dizisi The Vampire Diaries dizisinin yan dizisi olarak başlamış olsa bile benim için boynuz kulağı geçti. 😁 The Originals Anlatılmamış Hikaye serisi üç kitaptan oluşuyor ve son kitabı da yakın zamanda dilimize çevirilerek seri tamamlandı. Dizi ise hala devam etmekte ve mart ayında dördüncü sezonuna başlayacak. İlk kitap olan Yükseliş de Mikaelson ailesinin 1722 yılındaki maceralarını anlatıyor. Hemen aile ağacını alta bırakıp kitabı anlatmaya başlıyorum.


Esther Mikaelson çok güçlü bir cadı ve ailesini kurt adamlardan korumak için onları vampire dönüştürüyor. Kurt adamlar ile vampirler arasındaki düşmanlığın nedeni de Esther'in bir kurt adamla Mikael'ı aldatması. Kocası Mikael, Niklaus'un gerçek babası değil ve bu yüzden Mikael ondan da nefret ediyor. Zaten vampire dönüştüğü için Mikael, dönüştürdüğü için de Esther pişman oluyor. Çocuklarının birer canavara dönüştüğü, hayatlarını kurtarmanın korkunç bir hata olduğu inancıyla onlara sırtını çevirmiş ve Mikael bir vampir olarak vampir avcısı olmuş. 


Ailemiz köken vampir olduğu için ölüm onlara uğramıyor ancak Klaus'un hançerleri onları donduruyor ve böyle durumlarda tabuta kaldırılıp yanlarında gezdiriyorlar. Mikaelson kardeşler bin sene önce verdikleri " Her zaman ve sonsuza kadar. " sözünü tutmaya çalışıyor. 


   Öncelikle Finn ve Kol'un adı kitapta bir ya da iki kez geçiyor. Çünkü kendileri Klaus'u kızdırmış ve hançerlenmiş durumda tabutlarında yatıyor. Zaten Klaus kızdığı zaman kardeşlerini bu hançerlerle tehdit ediyor. Çünkü Klaus yarı üvey kardeş olduğu için bu ailenin bir parçası olmadığına dair bir inanca sahip ve bu da köken vampirlerimizi bölüp tehlikeye atıyor. Bela her zaman Klaus'un olduğu yerde. Bazen pervasızlığı bazen hırsları ailemizin başını belaya sokuyor. Elijah bir baba gibi kardeşlerini koruyup kollamaya çalışıyor. Aslında hepsi birbirini koruyup kollamaya çalışıyor ama Elijah bunu daha asil daha uzlaşmacı yollarla yapmaya çalışıyor. Elijah uyum sağlamak ve iyi geçinmek konusunda oldukça başarılı.


  Mekanımız New Orleans. Köken ailemiz 9 yıl kadar önce gelmiş aslında buraya ancak Mikael'dan kaçtıkları için çok göze batmamaya çalışıyor ve şehirde huzurlu bir şekilde yaşamak için cadılarla anlaşma yapıyorlar. Vivianne buradaki cadı-kurt adam melezi olarak şehirdeki barışı sağlamak için bir kurt adam ile evlenmek üzere. Tam da bu sırada Niklaus kıza gönlünü kaptırıyor ve ipler burada kopuyor. Çünkü Elijah tam şehirde kendilerini üstünlük sağlamak için planlar yaparken Klaus bunları bilinçsizce bozuyor. Gerçi bilse de bozardı muhtemelen, çünkü kendisi emir almaktan ve başkalarının planına uymaktan pek haz etmiyor.

  Cadılar bile her ne kadar büyüye saygı duysa da onları vampir yapanın bir büyü olduğunu unutarak 'lanetli' varlıklar olarak lanse ediliyorlar. Bu yüzden yıllardır yaşadıkları şehirde kendilerine ait bir evleri bile yok. Bu yüzden de şehirde güç kazanmaya odaklanıyorlar. Elijah kendileri için arazi bakarken Rebekah da insan ordusundaki yüzbaşıyı tavlayarak bir insan ordusu ( böyle söyleyince de bir garip oluyor 😁 ) elde etmeye çalışıyor. Niklaus ise kendisinin deyimiyle bir imparatorluk kurma peşinde bambaşka planlar yapıyor. Aslında Klaus kitapta daha çok aşık yönüyle ön planda. Onu rahatlatan ve sakinleştiren tek şey resim yapmak. Resimlerini bile aşkıyla yapıyor. Bu kadar acımasız bir adamın böyle bir aşık olacağını düşünmüyor insan. Rebekah da aşık oluyor ve bazen bu aşka çok fazla kapıldığını düşünüyorsun. Klaus bu duruma sinirlenip Rebekah'yı gümüş hançerle tehdit ediyor, yani durum ciddi biraz. Aslında Klaus bence ailesinin başkalarını sevmesinden hoşlanmıyor. Kendini diğerlerinden daha üstün görüyor, narsizm var yani. Kitapta öyle bir yer var ki diziyi izlemesem orada Klaus'tan kesin nefret ederdim. Klaus sevgili aşkı Vivianne'in mutluluğunu Rebekah'nın mutluluğundan üstün tutuyor bir yerde. Ancak kitabın sonunda görüyoruz ki sadece kardeşini kızdırmak için yaptığını anlıyoruz. Zaten Vivianne istediğini yapmayınca da büyük bir hayal kırıklığı ile ondan vazgeçiyor. Sonuç olarak kardeşler birbirlerini ne olursa olsun koruyorlar ve bin sene önce verdikleri sözü tutuyorlar, her ne kadar zor olsa bile.


 Kitap gayet sürükleyici, komik. Özellikle Rebekah çok tatlı. Elijah da oldukça onurlu, asil bir adam. Plec'in dizi için bu kadar mücadele etmesine değdiğini düşünüyorum. Kitap da gayet güzel olmuş zaten. Televizyondan tanıdığım karakterlerin öncesini anlatan bir kitap beni onlara daha da yakınlaştırdı. Aralarındaki bağı daha da anlamlı hale getirdi. Ancak kitap az geldi, yani biraz daha bir şeyler olmasını bekliyor insan ama hemencecik bitiveriyor. Neyseki iki kitabı daha var. Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤

AİLE GÜÇTÜR.
Köken vampir ailesi bin sene evvel birbirlerine bir söz verdi. Her zaman ve sonsuza dek bir arada kalacaklardı. Ama verilen sözleri tutmak ölümsüzken bile kolay değildi.


14.01.2017

SATRANÇ / STEFAN ZWEİG


    " Belki hücremde kendime bir çeşit satranç tahtası yapıp, oyunları oynamayı deneyebilirim diye düşündüm; gökten gelen bir işaret gibi, yatak örtümün kare desenli olması beni şaşırtmıştı. Doğru şekilde katlanırsa, altmış dört kare içeren bir kare haline getirilebiliyordu. Öncelikle kitabı şiltemin altına sakladım ve ilk sayfayı yırtıp aldım. Daha sonra kalan ekmek kırıntılarından şah ve vezir gibi satranç taşlarını modellemeye başladım; elbette sonuç gülünç ve kusurlu oluyordu. Nihayet uzun uğraşlar sonunda, damalı yatak örtümün üzerinde bir oyunu kurabildim. " 

 Stefan Zweig kitaptaki önemli karakterler gibi Avusturyalı. 1933 yılında nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında onun eserleri de var. Burada Zweig'in Yahudi kökenli olduğunu belirtmek gerekir. Gestapo yani gizli devlet polisi evini basıp silah aradıktan sonra ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve karısıyla birlikte Londra'ya yerleşmiş. Birkaç yıl sonra karısından ayrılıp Lotte Altman ile Portekiz'e gidip onunla evlendi. 2. Dünya Savaşı sırasında ise Brezilya'ya yerleşme kararı alıyor ve Satranç kitabını da orada yazıyor. Zaten romanımız da 12 günlük Rio yolculuğu yapan bir gemide geçiyor. Zweig çok hassas bir ruha sahip. 1942 yılında Avrupa'nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntüyle karısı Lotte ile beraber intihar ediyor. Buna Hitler'in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra kendi dünyasının asla bir daha var olmayacağı düşüncesi neden olduğu söyleniyor. Böylece karısına ve kendisine yazık etmiş oluyor, üç sene daha beklese kabus sona erecekmiş. Ama bunu o nereden bilebilirdi ki? Gerçi o kamplardaki insanlar hayata tutunmaya çalışırken onun bu şekilde intihar etmesi biraz lüks gibi ama adamın ruhu hassasmış yani. Neyse ölünün arkasından konuşulmaz. 😁
 Kitabımıza dönersek 58 sayfalık muhteşem bir roman. Az önce de söylediğim gibi kitap Rio yolculuğu yapan bir gemide geçiyor. Anlatıcımız, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic ve Doktor B. de bu gemide yolculuk yapıyor. Önce Mirko'nun ne kadar zor bir çocukluk geçirdiği anlatılıyor ve baş karakterin o olduğunuz yanılsamasına kapılıyorsunuz. Mirko, satrancı sadece izleyerek öğrenmiş ve satranç kariyeri de oynarken izlediği pederin onu keşfetmesiyle başlamış. Yaratıcılık gücünden yoksun olduğu için her daim yanında bir satranç tahtası bulunduruyor. Ben bunu garipsemedim çünkü satranç zaten zor bir oyun ve insanın bütün taşlarının, karelerinin yerini hayal etmesi ve aklında tutması daha da zor. Gerçi dünya satranç şampiyonu ama o da insan yani. Her şeye kayıtsızlıkla yaklaşan bu adamın hayatında sadece iki önemli şey var: Satranç ve para. Para almadan asla satranç oynamıyor bir kere. Anlatıcımız da bu adamla tanışmak için gemide karısıyla satranç oynamaya başlıyor ve sonunda gemide bir grup insanla Mirko'ya karşı oynama imkanı elde ediyor. Tabi parası ödeniyor. İlk oyunda doğal olarak yeniliyorlar. Fakat ikinci oyunda gruba bir adamın katılmasıyla dikkat çekici hamleler yapmaya başlıyorlar. Adı Doktor B. olan bu adam baş karakterimiz diyebiliriz. Aslında Mirko da başlarda ön planda ama Doktor B.'nin hikayesi onu geride bırakıyor. Doktor B.'ye Mirko ile baş başa oynaması teklif edildiğinde reddediyor ama daha sonra anlatıcımız onu ikna ediyor ve bu sırada hikayesini de öğreniyor. Burada bütün hikayeyi anlatmayacağım ama Doktor B. naziler tarafından esir alınıp bir otel odasına kapatılıyor. Kampa götürülmemesinin nedeni de onu yalnızlaştırarak bilgilerini öğrenmek istemeleri. Yani yalnızlaştırma politikası uygulayarak üzerinde başka türde bir işkence ediyorlar. Şiddet asla uygulanmıyor ama odasında hapis durumda ve dış dünyayla hiçbir bağı yok. Ne kağıt ne kalem kendini oyalayabilecek hiçbir şeyi yok. Böylece bütün gün kendi düşünceleriyle boğuşarak kontrolünü kaybetmesi hedefleniyor. Tam kontrolünü kaybedeceği sırada sorgu için alınıyor ve kapıda beklerken asılı bir ceketin cebindeki kitabı fark ediyor. Zorlukla bu kitabı çalıp odasına götürdüğünde büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Çünkü kitap bir satranç kılavuzu! İşte burada kitabı kapatıp bir " Vay be. " diyorsunuz.😁 Yapacak başka bir şeyi olmadığından kitaptaki oyunları oynamaya başlıyor. Başlarda elindeki imkanlarla satranç tahtası ve taşları yapmaya çalışıyor. Bir süre sonra buna ihtiyacı kalmıyor çünkü hayal ederek oynayabiliyor. Bu meşguliyet onu içine düştüğü hiçlikten kurtarıyor. Ama bir süre sonra bütün oyunları ezberliyor ve artık iki ayrı beyin gibi kendi kendine oynamaya başlıyor. Zaten ip buradan sonra kopuyor. Satranç artık bir tutku haline geliyor ve tutkuyu da baya bir aşıyor. Bir gün kendine karşı oynarken sinir krizi geçirip hastaneye kaldırılıyor. Oradaki doktor onu kurtarıyor ve normal yaşamına dönmesini sağlıyor. Mirko ile oynadığı oyunda ilk defa satranç tahtasında satranç oynuyor. Mirko ilk oyunda yenilmemek için çekiliyor ve bir başka oyun daha istiyor. Tek bir oyun oynayacağını söyleyen Doktor B. hırsına yeniliyor ve bu teklifi kabul ediyor. Mirko onun beklemekten rahatsız olduğunun farkında olduğu için kasıtlı olarak uzatarak oynuyor. Doktor B. bu aralarda kafasında başka oyunlar oynuyor ve bir süre sonra oyundan kopuyor. Sessiz ve sakin olan Doktor B. kendini kaybediyor. Anlatıcımız onu kendine getirerek oyundan çekilmesini sağlıyor.
 İncecik bir kitap ama çok büyük bir roman. Okumak için bu kadar beklediğime pişmanım doğrusu. Bir başka kitapta görüşmek üzere. 🎈

7.01.2017

GİZLİ BAHÇE ~ KANG Yİ-EUL

 2017'nin ilk kitabıyla karşınızdayım! 😁  Gizli Bahçe, dilimize Korece'den çevrilmiş bir kitap. Bence Olimpos yayınevi çok zekice bir hamle yaparak ülkemizde günden güne etkisi artan Kore akımını kullanmış. Ben diğer alanların neden bu akımının etkisini göremediklerini anlamıyorum doğrusu. Her neyse kitabımıza dönelim. Gizli Bahçe aslında bir dizi olarak tanındı ilk önce. Ancak bir kitap uyarlamasıydı ve 2016'nın ekim ayında da kitabı dilimize çevrildi. Gözlemlediğim kadarıyla kitap çok iyi tepkiler almış. İnsanlar yayınevinin internet sayfalarında çok güzel yorumlar yapıyor, taleplerini belirtiyor. Kitabın bu kadar tutmasının bir nedeni de dizisinin çok sevilmiş olması elbette. Öncülük yaparken kendilerini büyük bir riske atmayıp zaten tutmuş bir işe tutunmasıyla yayınevi benden bir alkış daha aldı. Secret Garden adıyla 2010 yılında yayınlanan dizi 20 bölüm sürmüştü. Dizi Kore'de çok tuttu tabi,
aradan yıllar geçmesine rağmen hala birçok insan en sevdiği dizi olarak gösterir ve oturup tekrar tekrar izler. Hatta o kadar popülerdi ki Kore'nin ünlü grubu Big Bang bir de parodisini çekmiş ve gerçekten çok keyifli bir iş çıkarmışlar. Kore'de beğenilen dizilere, filmlere parodi yapmak gibi bir alışkanlık var. Diziyi izleyenlerden biri de benim. Gerçekten çok severek izlediğim bir diziydi. Ama kitabı okuduğumda fark ettim ki eksik parçalar varmış. Aslında kitap ve dizi arasında hiçbir fark yok ama kitapta karakterlerin bir şeyi yaparken ne düşündüğünü de öğrenebiliyorsunuz. İşte bu dizideki o eksikliği tamamlıyor. Ayrıca olaylar tıpatıp aynı ve bu her şeyi daha da iyi bir hale getiriyor. Genelde uyarlama kitaplar bunu yapamıyor. Dizinin senaristi ile kitabın yazarı da farklı üstelik, zaten kitap senaryo şeklinde değil. Senarist Kim Eun-Sook birçok başarılı işe imzasını atmış biri ve kitabı da bozmadan senaryolaştırmış. Kitapta zengin ve garip bir adamla dublör kızın aşkı anlatılıyor. Kitapta fantastik bir durum var; özel bir içki içiyorlar ve ruhları birbirlerinin bedenlerine geçiyor. Merak unsuru ağırlıklı bir kitap. Sürekli şimdi ne olacak diye okuyorsun kitabı. Ruhların değiştiği yerlerin rahat anlaşılması için beden sahibinin adı altı çizilerek yazılmış. Böylece sürekli yaşanacak bir kafa karışıklığının önüne geçilmiş. Gizli Bahçe iki kitaplık bir seri ve bu kitap da serinin ilk kitabı. İkinci kitap da bu ay içinde çıkacakmış.
Dublör kızımızın adı Gil Ra Im, zengin ve garip adamımız ise Kim Joo Won. Oska, Kim Joo Won'un kuzeni ve bir Hallyu starı. Hallyu; Yurtdışındaki Kore dalgası demek. Oska çapkın bir adam ama aşık olursa o kadın için yapamayacağı şey yok. Kim Joo Won ile Gil Ra Im, Oska'nın çapkınlıklarından biri sayesinde tanışıyor.

Joo Won çok zeki, elit ve hazırcevap bir karakter. Bu hazırcevaplığı gerçekleri olduğu gibi dile getirmesinden kaynaklanıyor. Aslında çok komik bir karakter ama bazen patavatsızlık yapabiliyor. Ayrıca görgü kurallarını hiçe sayabiliyor ama bu insanı gülümsetiyor. Kötü biri değil sadece fazla gerçekçi düşünüyor. Bir yanlış anlaşılma sonucu tanıştığı Ra Im'den etkilenmesini çok garipsiyor. Çünkü aşka inanan bir adam değil. Zaten evlilik içinde görücü usulü randevulara gidiyor ve mantık evliliği peşinde. Hatta bu randevulardan birinden sonra kızın babası Joo Won'a hediye olarak geyik gönderiyor.😁😁 Ra Im ise zeki ama biraz hırçın bir kız. Ailesini kaybetmiş, kimsesiz ve kendi başına ayakta durmaya çalışıyor. Dublörlük yaparak para kazanıyor. Ra Im ise Joo Won'dan hoşlandığını kendine bile itiraf etmek istemiyor. Aslında ikisi de birbirlerinden hoşlandıkları için rahatsız oluyorlar. Özellikle Joo Won, Gil Ra Im'i kendine yakıştıramıyor. Ancak yine de Joo Won kızı görmek için nefret ettiği şeyleri bile yapıyor. Bir süre sonra Gil Ra Im'de onu görmeye çalışıyor, ama tabi bunu kendine bile belli etmek istemiyor. Aslında kitap biraz fantastik ögeler ekleyerek zengin adam fakir kız aşkını anlatıyor. Ama bunu o kadar yaratıcı bir şekilde yapıyor ki bu klişenin farkına bile varamıyor insan. Bir kere kızın meslek seçimi bile çok değişik. Yazar uzun uzun karakter tanıtımı yapmak yerine karakterlin özelliklerini cevaplarına yerleştirmiş. Böylece bize boş boş onlarca sayfa okutmuyor ya da karakterleri tanımadan kitabı bitiremiyoruz.
 Peki ruhların değişimi nasıl oldu? Ra Im kaybolunca Joo Won peşine düşüyor ve ürkütücü bir restoran buluyorlar. Oradan 'zorla' içki alıp ayrılıyorlar. Yağmur yağarken içkileri içiyorlar ve sabah kalktıklarında ruhlarının değiştiğini fark ediyorlar. Nasıl bedenlerine geri döneceklerini düşünürken yazar ben bunları burada öpüştürürüm diye düşünerek minik bir öpücük sahnesi yazmış. Ama bu çok saçma bir mantık; çünkü içkileri içerken yan yana bile değiller. Kitabın sonunda yağmurun yağmasıyla bedenler değişiyor ama devamı olacağı belli olan bir yerde kalıyor. Hatta gelecek kitabın başının çok komik olacağından da eminim.



Dipnotumsu: Joo Won'a parlak eşofmanlı adam deniyor bazen, dizide de bu çok olay olmuştu. Bu eşofmanları o kadar seviyor ki ruhları değiştiğinde gidip bir de kız için alıyor ve onu giyiyor. Ben onun bu eşofmanlarını çok sevimli buluyorum. Ciddi karakteriyle bir zıtlık oluşturması hoşuma gidiyor. Kitabın içinden çıkan ayracın ve posterin fotoğrafının yanında Joo Won'un dizide giydiği eşofmanlarının ve en sevdiğim sahnenin de fotoğrafını koyarak yazımı bitiriyorum. Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. 🎀