30.09.2017

AY IŞIĞI SOKAĞI ~ STEFAN ZWEİG

 İyi bir yazarın iyi bir kitabıyla daha karşınızdayım. Zweig bu kitabında bizlere 5 küçük öykü anlatıyor. Bu öykülerin her biri de o kadar gerçeklikle iç içe ki yazara bir kez daha hayran kalmadan edemiyor insan. Hemen ilk öykümüzle başlayalım.

 1)Ay Işığı Sokağı: Karakterimiz Almanya'ya giden treni kaçırıyor ve Fransa'da kalıyor. Karakterimizde Zweig gibi bir Alman. Otelinde bunalıp kendisini sokaklara atıyor ve tesadüfen geçtiği sokakta Almanca bir şarkı duyduğu meyhaneye giriyor. Öykü bu meyhanedeki insanlarla ilgili aslında. Ayrıca anlatıcı öykünün ana karakteri de değil, Zweig küçük bir şaşırtma yapmış. Sonu biraz okuyucuya bırakılmış gibi geldi bana. Bu küçük öyküyle Zweig, egonun insanın başına neler getireceğini anlatıyor.

 2)Leoporella: Crescenz evlilik dışı bir çocuk olarak zor şartlar altında büyümüş bir kadın. Parayı zorlukla kazanıp seven bir başka karakter de Crescenz. Para kazanmaya odaklı sınırlı bir dünyası varken bir aşk ilişkisi ihtimali kendini açmasını sağlıyor ve böylece adam için her şeyi yapmaya başlıyor. Bu arada adam çalıştığı evin beyi ve aslında zengin olan da karısı. Adamın karısıyla arasının bozuk olmasından nasıl mutlu anlatamam. Oldukça ürpertici bir kadın ki delicesine hizmet ettiği baronu bile ürkütüyor. Kadın aslında onun sırdaşı ve suç ortağı haline geliyor ama gerçekten çok korkunç biri. Hayatına gelen bu yeni heyecan dalgasıyla yapmadığı şey kalmıyor.

 3)Nişan: İspanyollarla gerçekleşen bir çatışmanın ortasında şans eseri hayatta kalan Fransız albay hiç bilmediği bir ormanda, düşman topraklarında yapayalnız kalıyor. Zweig böyle anlatıyor durumu. Albay askerlerinin öldüğünü görünce acı ve öfkeyle gördüğü bir İspanyol'u öldürüyor. Bir süre gururuyla mücadele ettikten sonra onun kıyafetlerini giyip hayatta kalmak için verdiği mücadeleyi anlatıyor Zweig. Oldukça etkileyici bir hikaye olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

 4)Leman Gölü Kıyısında Bir Olay: Bir balıkçının Leman Gölü'nde bulduğu bir insanla başlıyor öykü. Kendisi Fransa'dan Rusya'ya dönmeye çalışan bir Rus asker kaçağı. Köyde Rusça konuşmayı bilen bir kişi var ve o da işlerinden dolayı adamla ilgilenemiyor. Yapayalnız kalan asker kaçağımız çaresizliği dibine kadar hisseden bir insan olarak hareket ediyor. Açıkçası kitaptaki en etkileyici hikaye buydu.

 5)Avare: Bu sefer bir öğrenci var sayfalarımızın arasında. Ancak sınıf arkadaşları yaşıtları değil. Kendi arkadaşları mezun olmuş ama o sınavı geçemediği için henüz mezun olamamış. Kendini yapayalnız hisseden genç bir ruhun onu sınavdan geçirmeyen öğretmenine büyük bir kin duyuyor. Zweig birkaç sayfaya yine güzel bir hikaye sığdırmayı başarmış.

 Zweig'in intihara meyilli biri olduğu buradaki öykülerinden belli oluyor. Spoiler vermek gibi olmasın ama her öykünün sonun ölüm/intihar var. Hikayeler en kötü durumlarla karşı karşıya gelen insanları anlatıyor. İnsan incelemeyi çok iyi bilen Zweig öykülerini başarıyla yazmış. O kadar gerçek ki bazen bu insanların gerçekten yaşadığına inanırken bulabilirsiniz kendinizi.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

23.09.2017

FİDYE ~ JULİE GARWOOD

 Bir başka Julie Garwood kitabıyla karşınızdayım. 544 sayfa başta bir insana kaç günde biter acaba dedirtse bile 2 günde bitiveriyor. Hatta kitabı kapatıp ara verdiğinizde acaba ne olacak, diye sordurtuyor insana. Bir polisiye romanı değil ancak eğlenceli ve iyi yazılmış bir tarihi aşk romanı. Merak ögesini oluşturan ise karakterlerimizin ilişkileri.

 Yazar kitabın tanıtımında her ne kadar iki aşk hikayesi vaat etse de bir çiftimiz oldukça eksik anlatılıyor. Göz önünde olan çiftimiz Brodick ve Gillian'ın yolları tamamen kaderle bağlanmış. Ben kadere çok inanan biri değilimdir, yani kaderimizi biraz da yaptığımız tercihlerin belirlediğine inanırım ama bir aşk romanı okurken bu gerçeği biraz göz ardı edebiliyorsunuz.

 Kitap Gillian'ın küçüklüğünü anlatarak başlıyor. Küçük Gillian bazen çok zeki bazense aptalın teki oluyor; arası yok. Çocukken evlerine yapılan bir saldırı sırasında Gillian bütün ailesini kaybediyor; babası ölüyor (annesi zaten ölmüş), kaçarken ayrı düştüğü ablası da kayboluyor. Böylece Gillian amcasının yanına gönderiliyor ve orada büyüyor.

 Diğer aşk hikayemizin kahramanı ise Ramsey Sinclair ile Bridgid KirkConnell. Ramsey'in babası, Bridgid'e, babasının iyi bir savaşçı olması nedeniyle, eşini seçme hakkı vermiş. Ramsey ve Bridgid de aldığı evlilik tekliflerini iletirken tanışıyorlar. Açıkçası Bridgid'i, Gillian'dan daha çok sevdim ve Ramsey'i de Brodick'ten.😁 Ancak yazar Ramsey ve Bridgid'i kitabın ortasına doğru olaylara dahil ediyor hatta aşklarını da kitabın sonlarında yaşatıyor. Bu durum beni üzse de Brodick ve Gillian'ın da iyi bir ikili olduğunu söylemeliyim.

 Gillian kardeşini aramak için bir İngiliz olarak İskoçların ortasına düşüyor. Önceki kitaptan tanıdığımız Ian Maitland'ın oğlu Alec'i kurtarıp İskoçların gözüne giriyor. Zaten Brodick ile de Alec'in koruyucusu olması vesilesiyle tanışıyor. Şimdi kitap iyi dediysek hiç saçma bir şey de yok demedik, Gillian daha Brodick'i görmeden adamın hançerinden elektrik alıyor. Dur, bir adamı gör değil mi? Yok, hançer çok etkiledi onu. Neyse bunu geçtim, kitapta bazı cinsiyetçi söylemler de mevcut. Bu durum beni biraz rahatsız etti. Yani mesela şöyle diyor yazar: Genç adamın ürkmüş bir kadın misali beti benzi atmıştı. Sadece kadınların mı beti benzi atar? Ya da erkekler ürkemez mi?

 Irk konusuna döndüğümüzde ise İngilizlerin ve İskoçların eskiden birbirlerinden hoşlanmadıklarını biliyoruz. Ancak annesi de İngiliz olan bir çocuk için Alec İngilizlere karşı oldukça önyargılı. Hatta Maitland askerleri de öyle. Burası da biraz saçmaydı, çünkü İngiliz bir kadın önemli bir konum elde ettiğine göre önyargıların bu kadar sert olmaması gerekirdi, diye düşünüyorum.

 Kitabın başrolü Gillian da bir başka kainat güzeli. Sanırım Garwood sırada kadınların büyük aşklar yaşayamayacağını düşünüyor. Ya da erkeklerin gözlerinin güzellikle kör olduğunu ima etmeye çalışıyor, bilemiyorum.

 Gillian güzel olur da Bridgid durur mu? Durmaz. O galaksi güzeli, bir de zeki. Sevdiği bey de kızların gerçek anlamda peşinden koştukları biri. Brodick de yakışıklı ama korkutucu. Ramsey öyle mi? Değil. O yakışıklı, kibar, anlayışlı bir adam. Brodick ne kadar düz bir karakterse Ramsey de o kadar karmaşık bir karakter. Bu karmaşıklık ilgi çekici gelse yazarımız, Sayın Julie Garwood hanımefendi, bunu başarıyla görmezden geliyor.😔 Neyse üzülmeyeceğim, hayır ağlamıyorum gözüme toz kaçtı...😭

 Her şeye rağmen yazarın iyi kitaplarından biri olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim. Akıcı, tatlı ve bazen oldukça komik ve ilginç olan güzel bir kitaptı. Hatta bittiğinde keşke 544 sayfadan çok daha fazla olsaydı dedim ben. Neyseki serimizin son bir kitabı daha var, gerçi incecik ama olsun. Belki Ramsey ve Bridgid görürüm...😢

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

19.09.2017

SESSİZ ÇIĞLIK ~ LİSA GARDNER

 Dedektif D.D. Warren serisinin üçüncü  kitabı olan Sessiz Çığlık okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Gerçi ben serideki her bir kitabı muhteşem buldum ama önemli olan bu değil.😁

 Sessiz Çığlık kitabının adıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum önce. Kitabın adı çok saçma bir şekilde çevrilmiş. Yani kitabın adını anlamlandırmak için dolaylı yolları kullanmanız gerekiyor, ki o bile çok saçma bir yola sapıyor sonunda. Kitabın orijinal adı The Neighbor yani Komşu. Bunu neden direk çevirmediklerini anlayamadım açıkçası. 

 Aslında bu kitap bir cinayet vakasıyla değil, kayıp vakasıyla başlıyor. Dışarıdan bakıldığında mükemmel görünen ailemizin annesi bir gece ansızın ortadan kayboluyor. 4 yaşındaki kızı ve kocası baş başa kaldığında gözler otomatik olarak babaya dönüyor. Kitap boyunca kızını bu kadar seven bir babanın başka şeylerde nasıl tepkisiz kaldığını anlamak zor oluyor doğrusu. Ancak yazar her şeye bir açıklama bulmuş.😁 

 Kızlarını korumak için her şeyi yapabilecek anne ve babanın sırlarını keşfettiğinizde şaşkınlıktan küçük dilinizi yutabilirsiniz. Şahsen ben bazen şaşkınlıktan ağzımı açık yakaladım.😁 Bir kere olayın faili olması için sonunda karar kıldığım isim de yanlış çıktı, ki bence kimse doğru bir çözüm yolu bulamayacak ve kendini finalde hazırlıksız yakalayacak. (Bu da benim egomun zedelenmesini engelleyen düşüncem.😁😁)

 Lisa Gardner'ın okuduğum bütün kitapları iki-üç kişinin açısından yazarak ilerler. Böylece okuyucuyu sürekli bir heyecan içinde tutar. Polis birini ararken o kişi kitaptan yok olmaz, okuyucu o kişinin nerede olduğunu bilir. Bu kitapta da aynı şeyi yapmıştı ama içlerinden birisi sürekli geçmişi anlatıyordu ve bu durum biraz ürperticiydi. Çünkü bir ölünün mü yoksa kaçırılan birinin mi konuştuğunu bilemiyorsunuz. Lisa Gardner'ın doğası gereği her an bir yerlerden çıkması gereken cesedi arıyorsunuz ama kitabın sonuna kadar cesetlerle karşılaşmıyorsunuz. Yazar sonunda her şeyi ortaya çıkardığında ise şok üstüne şok yaşatıyor insana. Süprizlerle dolu, zekice kurgulanmış, muhteşem detaylarla örülmüş bir kitaptı. Hani bazı kitaplar vardır ya keşke bitmeseydi dedirten, bu kitap da onlarından birisi.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

9.09.2017

GİZLİ BAHÇE 2 ~ KANG Yİ-EUL

 Gil Ra Im ve Kim Joo Won'un aşkının da sonuna gelmiş bulunmaktayım.😊 Gururlu Gil Ra Im ile mükemmel Kim Joo Won'un ilişkisi asla normal değildi ve öyle olması da beklenemezdi zaten. Ruhları her yağmurla yer değiştiren bu garip çiftimizin birbirine uyumu da sıfır. Yani onlar tam anlamıyla zıt kutuplar birbirini çeker, sözünün vücut bulmuş hali ama bir o kadar da birbirleri için yaratılmışlar. Kitapta sürekli bir şeyler oluyor, birileri bir şeyler yapıyor, iyi ya da kötü olması önemli değil ama sonunda ruhları yer değiştirdiğinde yaptıklarının bedelini de kendileri ödüyor ve bu durumu daha da eğlenceli kılıyor.😁


 Gizli Bahçe benim lokmalık kitap olarak adlandırdığım bir kategoriye giriyor. Nedir bu lokmalık kitap? Kafa dağıtmalık, ayrıntılarda boğmayacak, seni yormayacak ve başladığın gibi bitireceğin akıcı kitap, lokmalık kitaptır.😊 Okuması sadece birkaç saat sürdü ve diziyi izlediğim için sonunu bildiğim halde önemli değildi. Aynı heyecanla okudum kitabı da.

 Kitapta büyük bir kaynana krizi yaşanıyor. Hatta kitabın kötü karakteri Kim Joo Won'un annesi diyebilirim. Bizim dizilerimizde ve filmlerimizde de bulunan zengin çocuğun annesi fakir kızı kendilerine yakıştıramaz ve onu oğluna istemez. Tam bir klişe yani ama ben hayatımda böyle şirret kaynana görmedim.😁 Yani bir ara kızı bırakıp biricik oğluyla falan uğraşmaya başlıyor, tam bir despotluk. Zaten Gil Ra Im'i ikna etmeye çalışan Joo Won bir de annesiyle uğraşıyor. Kız pas vermese bile yine de peşinden koşan ve aşkına sahip çıkan Kim Joo Won'a bir alkış lütfen.


 Kitapta sadece Gil Ra Im ve Kim Joo Won'un aşkı anlatılmıyor. Oska ve Seul de var. Samimi, kibar ve çapkın Oska eski sevgilisini geri kazanmaya karar verdiğinde işe kendini değiştirerek başlıyor. Onun için büyümeye, olgunlaşmaya çalışıyor. Seul de bizimkini gizli gizli hala sevmektedir zaten ama gururu aşklarına engel olmaktadır. Ne demiş eskiler? Aşkta gurur olmaz. (Hiç katılmıyorum.😁)

  Kitapta bazı yazım hataları var ve haliyle insan rahatsız oluyor. Gelecek basımlarda bu hataları düzeltirler umarım. Onun dışında da tam bir klişeler kitabı ama bir o kadar da değil.😁 Yani aslında durumlar o kadar bilindik ama olaylar bambaşka. Karakterlerin tepkileri, tarzları ve yıkılan tek bir küçük klişe (kızın soğuk nevale olup erkeğin sevgisini göstermesi) bütün her şeyi farklılaştırmış. Gizli bahçe insanın yüzüne küçük bir tebessüm bırakarak kendini okutan bir kitap. Yani benim için tam bir lokmalık kitap.😁😁


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

2.09.2017

SONUN GELDİ SEVGİLİM ~ TUNA KİREMİTÇİ

Tuna Kiremitçi'nin günümüz şartlarına uygun bir şekilde yazdığı bu aşk hikayesi insanı güldürürken düşündüren kitaplardan ve benim ilk Tuna Kiremitçi kitabım. Kitapta güldüğünüz şeyin komik olmasının nedeni gerçekliğe çok yakın olması. Öyle komedi kitabı da değil aslında. Yazar yazdıklarıyla okuyucuyu iğneliyor. Kitabında televizyonla birlikte yaşayan insanların nasıl kandırıldığını gerçekçi bir dille anlatıyor. Bunu yaparken de öyle tanıdık şeyleri kullanıyor ki insan bir anda kendini ya da tanıdığı birini görüyor karşısında. Zaten aslında kitabın en başında size neyle karşı karşıya olduğunuzu söylüyor yazar.


 Benim bir kitapta en sevdiğim şey kusurlu karakterlerdir. Çünkü onlar gerçek dünyanın bir parçasıdır. Siz mükemmel birini tanıyor musunuz? Ben tanımıyorum. Tuna Kiremitçi'nin de karakterleri her gün yanından yürüyüp geçtiğimiz sıradan biri kadar kusurlu. Bazı yazarlar karakterlerini mükemmel yapmak için uğraşıp onları gerçeklikten uzaklaştırırken bazı yazarlar da karakterlerini sıradan insanlar yapar ve onları okuyucu için gerçek kılar. Ben bu kitabı okurken Devrim'in, Rosa'nın, Gülbahar'ın vs gerçek olduğunu düşündüm. Karşıda oturan ve babasıyla problemleri olan bir Devrim benim için gerçekten vardı. Çünkü Devrim o kadar sıradan, o kadar tanıdık bir karakter ki onun varlığına inanmamak mümkün değil.

 Devrim'in ağzından yazılan kitap, bugünlerde çok popüler olan insanların dertlerini anlattığı programlardan birine katılan eski karısıyla başlıyor. Aslında bir nevi televizyon dünyasının iç yüzünü gösteriyor insanlara. Yani televizyonda gördüğümüz her şeyin doğru olmadığını gözümüze sokuyor. Bir hava durumu sunucusu olan eski karısı, tüm Türkiye'ye kocasının onu aldattığını söylediğinde Devrim de istemeden ünlü biri haline geliyor. Ve her şey olup biterken Devrim bir kadına aşık oluyor, hemde bu kadın evine televizyon almayan aykırı bir kadın.

 Devrim aslında sıradan bir adam ve öyle kalmak için de büyük bir çaba gösteriyor. Dikkat çekmemeye her zaman dikkat eden biri olarak tanımlıyor kendini Devrim. Sonun Geldi Sevgilim, çağımızda televizyonun ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu anlatan bir roman gibi.

 Yazarın oldukça sıradışı betimlemeleri var. Bu betimlemelerin sıradışı olmalarının tek nedeni de günlük hayatta gözden kaçan küçük detaylar olmaları. Devrim'in eski karısı Rosa'nın her zaman hırslı biri olmadığı anlatılmış kitapta. Rosa'nın nazik ve tatlı bir kadın olduğu zamanlarda anlatılmış, geçmiş unutulmamış. Devrim de Rosa'yla değişmiş. Çünkü gerçek insanlar zamanla değişebilir. Aslında geçmişteki olayların insanların hayatlarını nasıl etkilediği oldukça iyi bir şekilde anlatılmış.


 Kitap gerçek anlamda bir çırpıda bitti, yani ne zaman başladım ne zaman sonuna geldim anlamadım bile. Ardından yazım için yazar hakkında ufak bir araştırma yaparken 2016 yılında romancılık kariyerini sonlandırdığını açıkladığını öğrendim.😢 Sanat hayatına müzik ve şiirle devam etmeye karar vermiş. Doğrusu böyle bir hayal dünyasının sahibinin artık roman yazmayacağını öğrenmek beni üzdü.


 Son olarak kitabı almak isteyenlere küçük bir not: Tuna Kiremitçi'nin bu muhteşem kitabını kitapyurdu sitesinin kelepir kitapları kısmından 2.85 Türk Lirasına alabilirsiniz, yani ben öyle yaptım.😁😁

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤