27.01.2018

KIZIM İÇİN SON KEZ ~ LİSA GARDNER

 Bir Lisa Gardner kitabı daha ve bir kitap başlığı sorunu daha.😓 Orijinal adı Love You More olan kitabı neden Kızım İçin Son Kez olarak çevirdiklerine hiçbir şekilde anlam veremedim. Çünkü son kez yapılan bir şey yok ortada. Hatta bu kitap aynı zamanda yazarın başka bir serisi olan Tessa Leoni'nin de ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Love You More yani çevirdiğimizde Seni Daha Çok Seviyorum ise kitap için oldukça anlamlı bir başlık oluyor. Her neyse Tessa Leoni serisi üç kitaptan oluşuyor ve dilimize ilk iki kitap çevrilmiş durumda. Hemen sıralamayı verelim:

1-Kızım İçin Son Kez
2-Affet Ama Unutma
3-Crash & Burn (Çevirisi yok)

 Lisa Gardner'ın kitaplarını okudukça küçük kız çocuklarının kaybolup durduğunu fark edeceksiniz. Yine kaybolan küçük bir kızımız var. Ancak onun annesi bir devriye polisi ve kızını her şeyden çok seviyor. Dedektifleri yanlış bilgilendirip onları oyalarken kızının peşine düşen Tessa'nın neden polisleri kandırdığını anlamak için kitapta uzun bir yol kat etmiş olmak gerekiyor.

 Kocası öldüğünde kızını kurtarmak için her şeyi üstlenen kadının hikayesi tam bir arapsaçı. Kitabın ilk sayfasından itibaren katilin kim olmadığını biliyorsunuz. Kimin katil olduğunu bulmak ise oldukça kafa yorucu. Bir ara beynim yanmadı değil.😁 Bir kere o kadar fazla sır var ki bir süre sonra böyle bir şey de mi varmış ya, oluyorsunuz. Dedektif D.D. Warren'ı sevmediğim bir kitap bu. Ancak aslında onun açısından bakıldığında kendince davranması gerektiği gibi davrandığını anlayabiliyorsunuz ama ben onun açısından bakmak istemiyorum.😝

 Tessa Leoni'yi okurken bizim dizilerimizden biri olan Aliye'yi aklıma getirmeden duramadım. " Çocuklarım olmadan asla! " Gerçi Tessa'nın kocası Aliye'nin kocası gibi değil ama tabi onların da sorunları var. Eh Tessa yalan üstüne yalan söyleyince de katil olarak onu görmeleri de oldukça doğal. Tessa aslında sadece kızını aramıyor, bir nevi bütün hayatı boyunca yaşadıklarıyla yüzleşiyor. Yaptığı her şey, aştığı her engel bir kere daha karşısına çıkıyor. Yine ustaca yazılmış bir romanı önümüze koyan Lisa Gardner, insana 564 sayfayı bir günde okutuyor. Bana da şiddetle tavsiye edeceğim bir başka kitap daha vermiş oluyor.😊

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 





20.01.2018

BİR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ ~ STEFAN ZWEİG

Kitabın baş karakteri Madame de Prie, gerçek bir kişilik. Gerçektende XV. Louis döneminde yaşamış, Bourbon Dükü'nün sevgilisi olmuştur. Zweig, Bir Çöküşün Öyküsü'nde gerçek bir karakterin hayatını baz almıştır.
 Sarayda etkili bir isim olan aristokrat bir kadındır Madame de Prie. Kral naibi olan sevgilisi Bourbon Dükü yerine ülkeyi yönetmiştir. Bu nedenle de güçlü ve iktidarda olmaya alışkındır. Güçsüzlük ve insanların onu unutması hayatının en kötü kabusudur. Ancak bunun farkında bile değildir. Ta ki kral onu Normandiya'ya sürene kadar. Sürgüne de gizlice giderek sarayda büyük olay yaratmak istiyor. Böylece arkadaşlarının geri dönmesi için kralı ikna etmesini istiyor.
 Zweig, taşraya sürülen Madame de Prie'nin yalnızlığı deneyimlemesini, onunla mücadele etmesini anlatıyor kitabında. İlk gün saray curcunasından farkında bile olmadığı doğanın farkına varıyor aristokrat kadın. Ancak doğanın güzelliklerinden aldığı zevk sadece bir gün sürüyor. Ertesi gün sarayı özlüyor. Yalnızlığına katlanamıyor. İnsanları kandırmayı seven Madame de Prie etrafında kandıracak kimseyi bulamayınca mutluluk oyununa da devam etmesine gerek kalmıyor. Sarayda insanları kandırmaya alışkın olan kadın kendini kandırdığını hiçbir zaman fark etmiyor. Çünkü odak noktasında olmak onun için en önemli şey. Odak noktası olduğu sürece hiçbir şeyin önemi yok. Zaten aslında Versailles'da da kimseyi umursamıyor.
 Sürüldüğü bu taşrada ise odak noktasına yerleşebileceği bir ortam yok. Ancak kadın kendini yeniden güçlü hissedebilmek için harekete geçiyor. Yalnızlık ona oldukça ağır geliyor. Sürgünün kalıcı olduğunu anlayınca da gururu bir kenara bırakıp harekete geçiyor. 
 Daha önce hiç yalnız kalmamış aristokrat bir kadın Madame de Prie. Gücü elde etmek, güçlü olmak onun hayattaki en büyük arzusu. Ancak yalnız kaldığında o kadar güçsüz ki buna katlanamıyor. Madame de Prie'nin çöküşü yalnızlığı oluyor. Sarayda unutulduğunu bilmek ise onu yıkıma götüren şey oluyor. 
 İnsan kendini sevmezse yalnızlığından hoşlanmaz diye düşünürüm ben. Bu nedenle de bana kalırsa Madame de Prie kendini sevmiyordu. O, sarayda insanlar onu sevdiği sürece kendinden hoşnuttu. Yani bir nevi kendini kandırıyordu. Yalnızlığı onun gerçeklerle yüzleşmesine neden oldu ve çöküşünü getirdi.
 En iyi Zweig kitabı olmasa bile iyi bir kitaptı. Psikolojik ve bu sefer özellikle sosyolojik tahliller oldukça iyiydi. Fransız saray ahalisini anlatan gerçeğe dayalı bir hikayeydi. Toplum yapısı oldukça iyi yansıtılmıştı. 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

13.01.2018

ANLATMAK İÇİN YAŞA ~ LİSA GARDNER

 Serisinin dördüncü kitabında Dedektif D.D. Warren'ın özel hayatının olmaması sorunsalı yaşadığını görüyoruz. Bu durumu ortaya çıkaran acı gerçek ise eski sevgilisi Bobby'nin evlenip çocuk sahibi olması.😔 Bu durum kadın erkek ayırt etmeksizin herkesi kötü etkiler. Etkilemezse sorun vardır. Sensiz hayatına yön vermiş biri var ve sen hala onun bıraktığı yerdesin. Efsane acıtır insanı. Yani n'olurdu Bobby ve D.D. birlikte olsaydı Lisacığım? Neyse...😒
 Kitapta yine çocuklar ön planda ancak bu çocuklar normal çocuklar değil. Öfke kontrol sorunları olan, duygularını uçta yaşayan, kendilerini kontrol edemeyen yani psikolojik olarak sorunlu olan çocuklardan bahsediliyor. Bu defa şiddet geçmişi olan yetişkinler değil, çocuklar. Şuanda biraz süpriz bozacak olabilirim ama Evan'ın hikayesi (ilk bölümü) muh-te-şem anlatılmış. Bence kitaptaki en etkileyici bölümdü, tüylerim diken diken oldu.




Anlatmak İçin Yaşa'nın konusu genel olarak sorunlu çocuklar ama bir de sorunlu bir çocukluk geçirmiş yetişkin karakterimiz Danielle var. Ki kendisi artık bu sorunlu çocukların tutulduğu hastanede hemşire. Biraz uyuz bir kız gibi görünse de tanıdıkça sevilebilir. Victoria ve Evan'ın hikayesine ayrıca yer verilmiş kitapta. Evan sürekli tehdit oluşturan bir karakter. Onların hikayesi kitabın dram ögesini de oluşturuyor aslında. Ben Evan'ı çok sevdim aslında ve çok da üzüldüm.
 Katil potansiyeli olan bir karakter bulmak bu sefer biraz zorlu oldu. Başta birkaç tahmin yürütüyor insan tabi ama küçük çocuklar mı katil yani, diyor insan bir. Sonra yok yok bu kadın/adam yapmamıştır, diyor. Yani sürekli bir kafa karışıklığı yaşatıyor size. Ama sonunda vay be, dedirtiyor.


 Bu arada D.D. yeni davasında birlikte çalıştığı Alex Wilson'dan etkileniyor.😈 Yani kızımız da kendine yeni bir yol çiziyor. Bence çok tatlı bir ikili oluşturuyorlar. İkisinin de beklentileri birbiriyle tutarlı ve birbirlerini anlayacak insanlar. Elbette bir Bobby kadar tanımıyor D.D.'yi ama tanır zamanla. Sanki kendi kızımı veriyorum adama.😅😅
 Yine bir günde biten 527 sayfalık bir kitap... Yine olayları sonuna kadar birbirine bağlayamıyoruz... Yine çok zeki bir kurgu... Ah bekleyin, size az önce Lisa Gardner'ın neden vazgeçilmez olduğunu üç maddeyle açıkladım.😁 Kısaca şiddetle tavsiye edilir.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

6.01.2018

FAHRENHEİT 451 ~ RAY BRADBURY

 Ray Bradbury'nin geçmişten ilham alarak yazdığı Fahrenheit 451 korkutucu bir geleceği anlatıyor. Hitler ve Stalin'in kitap yakması, mitolojik merakı ve 1680 yılında Salem'deki büyükannesi Mary Bradbury'nin yargılanıp yanmaktan kurtulduğu cadı avı yazarımıza ilham veriyor. Doğrusu burada benim en çok dikkatimi çeken şey 1680'deki büyükannesini bilebilmesi. Şahsen ben anneannemden önceki nesil hakkında bile doğru düzgün bir şey bilmiyorum.😵
 Kitaba döndüğümüzde ise karşımıza kitap yakan itfaiyeciler çıkıyor. Dönemin itfaiyecileri sadece kitap yakıyor. Çünkü kitap okumak yasak.😳 Evler yanmaz bir özellik kazanmış ve insanlar eskiden itfaiyecilerin yangın söndürme gibi bir işlevleri olduğuna inanamıyor. Bu durum bize bir kelimenin işlevine göre kullanımının ne kadar değişebileceğini gösteriyor diyebiliriz.
 Fahrenheit 451; kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir. Bu yüzden kitaba daha mükemmel bir isim de düşünemiyorum doğrusu.
 Montag, kitap yakmaktan haz alan itfaiyecilerden biriyken bir gün Clarissa adında 17 yaşındaki bir kızla tanışıyor. Clarissa düşünmeyi bilen özgür iradeye sahip bir birey. Ancak bu topluma aykırı bir karakter. Montag, Clarissa sayesinde gerçekten mutlu olmadığını fark ediyor. Kitabın bir çok yerinde Montag'ında belirttiği gibi mutlu olmak için her şeye sahipler ama bir şeyler eksik ve eksik olan tek şey yıllardır yaktıkları kitaplar. İnsanlar kitap okumadığı/okuyamadığı için düşünmeyi, özgür iradeleriyle gerçekten kendileri için karar vermeyi bilmiyorlar. Bu durum devlet tarafından televizyon ile örtbas ediliyor. Televizyonun kontrol altında tuttuğu bir topluma dönüşmüş durumdalar. Kitap aslında televizyon kitaba karşı konusunu ele alıyor. Televizyon insanları aptala çevirirken kitap onları düşünmeye sevk ediyor. Clarissa psikiyatristinin neden dışarı çıktığını, ormanda bisikletle dolaştığını, kuşları seyrettiğini ve kelebekleri topladığını bilmek istediğini söylüyor. Bunlar bizim için normal davranışlarken Bradbury'nin distopyasında deli saçması olarak görülüyor. Bunlar karşısında Montag, genç kızı bir yaşlı gibi konuşmakla itham ediyor. Çünkü yaşlılar gibi Clarissa da düşünmeyi biliyor. Ancak Montag düşünmenin nasıl bir şey olduğunu hiç tatmamış, sürekli olarak yönlendirilmiş bir birey. Çünkü devletin mottosu daha çok topluluk ruhu, daha az düşünme. 
 Toplumun hedefi ise her zaman mutlu kalmak. Ancak Bradbury bu durumu devletin değil; teknoloji ve kitlenin sömürüsünün, azınlıkların baskısının bu hale getirdiğini söylüyor. Başta baskı, uyarı ve sansür yoktu, diye de belirtiyor. 
 Mutlu olma hedefine ulaşmak için herkesin eşit olması gerekir. Eşitlik için ise bütün insanlar farklılıklarından sıyrılıp birbirine benzemek zorundadır. Kitaplar düşünmeyi sağlayarak farklılıkları ortaya çıkardığı için eşitliğe engel olurlar. Bu nedenle de kitaplar tehlike olarak görülmektedir. 
 Montag'ın karısı Mildred toplumun örnek vatandaşı olarak tanımlanabilir. Televizyona ve uyku haplarına bağımlı olarak hayatını sürdüren Mildred'in en büyük arzusu evlerine yeni bir televizyon daha almak. Ancak bir gün Mildred bilerek ya da bilmeden intihar eder. Eğer bilerek intihar ettiğini düşünürsek ne kadar boş yaşadığının farkında olan, düşünmekten vazgeçemeyen ve bu hayata katlanamayan bir birey olduğunu fark ettiğini söyleyebiliriz. Ancak eğer bilmeden yani hapları içtiğini unutup tekrar tekrar içtiğini düşünecek olursak sistemin onu gerçek bir aptala çevirdiğini ya da bilinçaltının onu yönlendirdiğini söyleyebiliriz. 
 Mildred'in intiharı için eve doktor bile gelmiyor. Böyle şeyler çok olduğu için teknisyen diyebileceğimiz iki kişi gelip kadının kanını değiştiriyor ve gidiyor. 
 Yangına karşı sigorta yaptıran bir şirket kuran Benjamin Franklin bu distopyada ilk itfaiyeci olarak geçiyor. 
 Montag'ın kitap saklamasıyla olayların gidişatı değişik bir hal alıyor.
 Fahrenheit 451 opera ve film olarak da sergilenmiş bir eser. Filmi izlediğim için film ile kitap arasındaki tek benzerliğin genel konusu olduğunu söyleyebilirim. Film biraz daha yüzeysel kalmış ve bazı karakterler eklenmemiş, bazı karakterler değiştirilmiş olarak önümüze sunulmuş. Bu nedenle orijinal bir eser olarak kitabı okumanızı daha çok tavsiye ederim. Çünkü filmde yakaladığınız bazı çelişkiler kitapta açıklanıyor diyebilirim.
 Kitapların insanları kötüye sürüklediği düşünülen bir distopyayı okumak zaman zaman insana değişik gelse de kitapların önemini hatırlatıyor bize. Yeni yıla böyle bir kitapla başlamak istememin nedeni de bu: Kitapların insanların için ne kadar önemli olduğunu kavrayabilmek. Yani kitap severler için mükemmel bir distopya.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤