29.03.2019

KIZIL ~ STEFAN ZWEİG

 " Şimdi artık bir adam sayılırdı, anca gülen bakışlara katlanmayı bile bilmiyordu henüz, yaşamın gerektirdiği gibi güçlü ve acımasız olmayı bilmiyordu. "

 Bertold Berger 18 yaşına yeni girmiş, taşradan Viyana'ya tıp fakültesine gitmek için gelmiş çekingen bir insan evladı. Sonbahar'da geldiği Josefstadt'ta oda bakıyor ve kendine uygun bir yer buluyor. Yan odada oturan komuşusu bir avukat Berger'in. Adı Schramek.
 Berger kendini yeni tuttuğu odasında hüzünlü ve yapayalnız kalmış hissettiğinde komşusu Schramek'in yanına gidiyor. Onun, daha doğrusu birisinin arkadaşlığına ihtiyaç duyuyor. Yalnızlığa katlanamıyor Berger.
 O geceki konuşmayla Schramek, delikanlıyı kendine hayran bırakıyor. Ve Berger, güçlü kuvvetli arkadaşının yanında kendisini güçsüz kuvvetsiz bir çocuk gibi görmeye başlıyor. Zaten Schramek de onu öyle çağırıyor: Çocuk.

" Bastığım her taştan nefret ediyorum, odamdan, karşılaştığım insanlardan nefret ediyorum, şiddetli soğuğun nemiyle yüklü kirli havayı solurken işkence çekiyorum. "

 Berger, geldiği bu yeni şehirde hor görüldüğünü hissediyor. Ne zaman odasından çıksa kendisini küçük gören insanlarla bir araya geliyor gibi hissediyor. Bu yüzden de tek arkadaşı olan Schramek'in yanına gidiyor sık sık.
 Berger, kendini bir kapıya kadar gelip içeri alınmıyormuş gibi hissediyor. Şehrin kültürüne, o kültür içinde büyüyen insanlara ayak uyduramıyor. Ve bu da canını acıtıyor. Kendi kuzenlerinin bile yanında rahatsız hissediyor Berger.  
 Sonra bir gün Schramek'ten uzak durmak zorunda kalıyor. Böylece koca şehirde, küçük odasında hayalleri yıkık dökük ve yapayalnız kalakalıyor.
 Üniversiteyi ailesinden uzakta okumuş olan herkes bilir o Berger'in düştüğü boşluğu. Yabancı bir şehir, yabancı insanlar, yalnız bir hayat. Kimse yoktur o şehirde kendinizden başka güvenebileceğiniz. Tabi en başta. Sonra okul arkadaşlarınız aileniz oluverir. Çünkü kimsenin ailesi orada değildir ve içinizden birine bir şey olsa önce sizin koşmanız gerekir. Çünkü orada birbirinizin ailesi olursunuz.Ancak Berger, bunları öğrenemiyor maalesef. Çünkü o, insanların arasına karışacak kadar cesur değil.
 Berger, bulduğu tek dala tutunmak istiyor: Schramek. Peki o dal sandığı kadar sağlam mı? Ya da sağlam olmadığını bile bile neden inatla bir tek o dalı tutmaya devam ediyor Berger?
 Zweig, yazık bir ergeni ele almış bu kitabında. Kısacık sayfalara aşkı, acıyı, hayal kırıklıklarını, hasreti, umudu, mutluluğu ve daha nice duyguları sığdırmış yine. Kızıl, aslında bir kendini arayış hikayesi diyebilirim.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

27.03.2019

ZAR ADAM ~ LUKE RHINEHART

 Şansa inanır mısınız? Peki onu bir Tanrı olarak kabul edebilir misiniz? Zarlar çoktan atıldı, seçenekler neler? 🎲


" Bütün güç zarlardaydı. Bu da bana yeterdi ama zarlar neye karar verecekti acaba? Her şeye karar verebilirlerdi.
Her şeye mi?
Her şeye. "

 Luke Rhinehart bir pskiyatr ve bir Zar Adam. İlk Zar Adam. Ve bu kitap da otobiyografisi. Ayrıca Zar Adam kitabı kendisiyle aynı adı taşıyan serinin de ilk kitabı. Seriyi şöyle bırakıyorum:
1) Zar Adam
2) Zar Adam'ın Peşinde
3) Piç Fantazi
4) Est
(Bu kitapların dışında Zar Kitabı başlıklı bir kitabı daha olduğunu da belirteyim.)
 Luke Rhinehart aslında George Cockcroft'un takma adı. Kitaplarını bu isim altında yazıyor. Ve Zar Adam kitabında kendi hayatının gerçeklerini anlattığını söylüyor.
 Peki ne bu Zar Adam'ın olayı? Hayatındaki her şeye zar atarak karar veren kişi Zar Adam'dır. Nasıl yani? Şöyle ki 1'den 6'ya kadar seçenekler verilir ya da daha basit olarak çift-tek gelme olasılığına seçenekler verilir. Örneğin çift gelirse bugün mutlu bir insan olacağım, tek gelirse bütün gün kedisi yeni ölmüş biri olacağım gibi. Zarlar atılır ve sonuca göre o gün kim olacağın belirlenir.
 Peki nedir bunun amacı?


" Azınlık dürtüleri kişiliğin zencileridir. Kişiliğin kuruluşundan beri özgürlüğün tadına varamadılar onlar, hep görünmez adam olarak kaldılar. "

 Doktor Rhinehart, herkesin farklı farklı istekleri olduğunu ancak bunların kişiliğin baskın yönü tarafından baskılandığını düşünüyor. (Ve bu konuda tamamen de haklı olduğunu düşünüyorum.) Bu baskının ortadan kalkmasıyla modern insanın mutsuzluğununda ortadan kalkacağına inanıyor. Çünkü ona göre tek yönünü kullanabilen insanlar, farklılıklarla dolu olan modern zamana uyum sağlayamıyor ve bunun sonucunda da doğal olarak mutsuz oluyor. Bunun içinde insanların içindeki en küçük dürtülere bile ortaya çıkmaları için şans verilmesi gerektiğini düşünüyor. Yani temelde amacı kişilik denen şeyi parçalayarak insanları tahmin edilemez bireyler haline getirmek.

" Canım çok sıkıldığı zaman beni tutan bağlardan kurtulup rüzgarın önünde uçmak istiyordum ama bağlar daha çok sıkılıyor, göğsümdeki çapa içime daha çok gömülüyordu. Kendi ağırlığım kaçınılmaz ve ebedi idi. "

 Luke Rhinehart, aslında sadece canı sıkılmış bir adamdı. Onu motive edecek bir güçlük, bir arzu, yaşama motivasyonu yoktu. Ancak bulduğu bu zar fikriyle hayatını karmakarışık ederek, onu sürprizlerle dolu hale getirdi. Çünkü zar hayatına girdikten sonra hiçbir kararını deneyimlerine ya da mantıklı nedenlere dayanarak vermiyor, her şeye zarların karar vermesine izin veriyordu. Böylece üzerindeki sorumluluklardan kaçmanın da bir yolunu bulmuştu aslında. Buna ben değil, zarlar karar verdi, diyerek suçu hemen zarların üstüne atabiliyordu. Sonuç olarak suçluluk duygusu artık Rhinehart'a yabancılaşıyordu.

" Zincirleri kırmak, alışkanlıklardan kurtulmak için neler yapmıyoruz ki? Ama eski benliklerimizi de kendimizle beraber sürükleriz ve onlar da bizi tüm deneyimlerimizde katı çerçeveleri içinde tutmak isterler. "

 Aslında kullandığı zar bazı şeyleri hem sembolleştiriyor hemde somutlaştırıyordu. Seçenekleri yüklediği rakamlar onun arzularını sembolleştirirken, zar atıldığında karşısına çıkan rahat o isteğini somutlaştırmasını sağlıyordu. Ve Luke Rhinehart, gerçekten de zar ne derse onu yapıyordu.
 Zar Adam'ın Göbeklitepe'den bağımsız olmadığını düşünüyorum. İnsanlar her şeyden önce bir tapınak kurup kendilerinden yüce ve kutsal bir varlığa inanma ihtiyacı duyduğu için var Göbeklitepe. Zarlar da Luke için Göbeklitepe'yle aynı şey haline geliyor. Luke da kendisinden yüce ve bilgili bir şeye inanma ihtiyacı içinde çırpınan bir adam bana kalırsa. Çünkü bir hiçliğin ortasında kalakalmış bir adam aslında o.
 Yeni bir din geliştiriyor Luke Rhinehart. Ancak bunu çok kendine özgü bir yöntemle yapıyor. Öyle ki insanlar onun şizofreni olmasından şüphelenmeye başlıyorlar.
 Bir ara meslektaşı Doktor Jake Ecstein'a terapiye gidiyor. Jake, bu terapilerde Luke'un babasıyla sorunları olduğu için böyle davrandığını düşündüğünü söylüyor. Ve ben açıkçası bu düşüncenin yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorum, ama kitabın yazarı Luke olduğu ve bu konuyu deşmek istemediği için kitapta da önemsenmeden geçilmiş.
 Kitap 464 sayfadan oluşuyor ve oldukça dolu olduğu için 464 sayfa okuduğunuzun farkına varmakta hiç zorlanmıyorsunuz.😅 Oldukça dolu dolu ve sürükleyici bir anlatımı var. Ve aslında zeki ve canı sıkılmış bir adamın hayatını nasıl sıradışı hale getirdiğini okuyorsunuz. Okurken bir Zar Adam olmak için insanın aklını çeldirmiyor değil de.😁 Yani kışkırtıcı ve eğlenceli de bir kitap. Yazarın zekasını takdir etmemek mümkün değil. Son olarak yazarın kitabı için kendi söylediklerini de şuraya bırakıyorum:

" Ve sen bunları okuyan Okur, iyi dostum ve çılgın okurum, sen de aslında bir Zar Adamsın. Bu kitabı buraya kadar okuduğun için, burada portresini çizdiğim kişiliği, yani Zar Adamı ruhunda taşımaya mahkumsun aslında. Sen çoklu bir kişiliksin ve onlardan biri de benim işte. Ben senin içinde bir pire yarattım ve o seni ölene kadar kaşındıracak. Ah, Okuyucu, aslında benim doğuşuma asla izin vermemeliydin. "


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.🎲 

21.03.2019

GEÇMİŞE YOLCULUK ~ STEFAN ZWEİG

 " Ah, dün ve bugün arasına giren o karanlık, sonsuz yıllar, iki kıyı, iki yürek arasındaki kurşuni deniz! " 

 İlk kez 9 yıl önce karşılaşmıştı kadın ve adam. Daha ilk gördükleri anda birbirlerine tutulmuşlardı. Ancak bu yasak bir aşktı.
 Adam, zoraki geldiği bu zengin evinde kendini eşyalar tarafından bile ezilmiş hissedeceğine eminken aynı zamanda özel sekreteri olduğu profesörün karısı olan ev sahibesi, minnettarlığı ve samimiyetiyle bunu engelliyor.

" Sahip olduğu tek ceketi, geniş ve heybetli gardırobun içinde darağacındaki idamlık gibi gülünç bir halde sallanıp duruyordu şimdi. "

 Ludwig fakir bir delikanlı olarak bu zangin evlerinde çok çalışmış ancak bütün bu evlerde kendini rahatsız hissetmiş. İşine dört elle sarılmış ve her zaman güvenilir bir çalışan olmuş. Bu nedenle de profesör rahatsızlandığında özel sekreteri olması için Ludwig'i seçer. Ludwig bu teklifi zenginlikten nefret ettiği için reddetse bile sonunda o zengin evine girmek zorunda kalıyor. Nefret etiiği her şeyin tam ortasına dalmak gibi bir şeydi bu, onun için. Ta ki o kadınla karşılaşana dek.
 Kadın ilk gördüğü anda Ludwig'i kendine hayran bırakıyor. Ancak bu yasak adamın elini kolunu bağlıyor.

" Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı. "

 Ludwig, hayranlığının aslında aşk olduğunu ancak ve ancak kadından ayrılmak zorunda kaldığında anlıyor. Bu zorunluluk kısa bir süreliğine ikilinin duygularını yaşamasını sağlasa da, daha sonra ayrı kaldıkları yıllara kafa tutmalarına yetecek mi?
 52 sayfalık bir anlatıyla insana aşkı sorgulatıyor Zweig. Onun liderliğinde küçük bir yolculuğa çıkıyor okuyucu. Çok etkileyici ve özel bir metin. Bu kısa anlatının el yazması Stefan Zweig'in ölümünden çok sonra, 1970'lerde bulunuyor. Aşka dair okuduğum en güzel metinlerden birisiydi. Aşkın, aşığın halini ve küllenmesini anlatıyor Zweig. Peki ya aşk küllerinden yeniden doğabilir mi? Bu sorunun cevabı her bir okuyucuda gizli.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

18.03.2019

HER YERDEN ÇOK UZAKTA ~ URSULA K. LE GUİN

 Ursula K. Le Guin'in 1976'da yazdığı ve orijinal adı Very Far Away from Anywhere Else olan romanı 1995 yılında dilimize çevirilmiş. Bu sefer sıradan, dünyalı bir ergeni anlatmaya karar vermiş.
 Owen Thomas Griffiths. 17 yaşında, 1,67 boyunda bir ergen. Zeki ve diğer insanlarla bütünleşmeyi pek beceremeyen bir yapısı var. Yani sürü psikolojisine pek dahil olabilen birisi değil. Maalesef 17 yaşındaysanız ve diğerlerine uyum sağlayamıyorsanız hayat çok zordur. Guin, bu kitabında bir ergenin iç çatışmasıyla gruba aidiyet kavramını tartışıyor diyebilirim.

" Siz beni göremezsiniz. Tek gördüğünüz, bizdir. Biz, biz isek güvendeyizdir. Ve eğer Biz, Sen'i tek başına görürsek, şansın da varsa görmezlikten geliriz. Ama şansın yoksa seni taşa tutabiliriz. "

 Owen, içten içe farklılaşma ihtiyacıyla dolup taşsa da bunu diğerlerine belli etmemek için elinden geleni yapıyor. Ergenlikte iki önemli ihtiyaç vardır: Bir yere ait olmak ve farklılaşmak. Birbirine paradoksal kavramlar olarak görülse de aslında her ikisi de eşit derecede önemli şeylerdir. Hem bir yere ait olabilmek hem de farklılaşmayı başarabilmek gerekir. Bunu şöyle örnekleyebilirim sanırım: Ailenizin dört kuşağı da beyin cerrahı ama siz arkeolog oluyorsunuz; bu durumda siz hala o ailenin bir üyesisinizdir ama farklılaşmışsınızdır gibi. Owen da hem farklılaşmak hemde bir yere ait olmak istiyor.
 Cinsiyet rollerini sorguluyor ve çağın dayatmalarına isyan ediyor, genç Owen. İnsanlar, ergenlerin çok kıymetli düşünceleri olduğuna inanmaz. Oysa ergenler yaşadıkları toplumların, çağın kanayan yaralarını, kusurlarını görür ve bunlara isyan eder. Ergenlik, insanların en duyarlı olduğu dönemdir. Çünkü ne kaybedecek bir şeyleri olduğunu düşünürler ne de korkuları vardır. Owen da okurlara toplumun ve çağın kusurlarını gösteriyor.

" Okulu bitirmem, Eyalet Üniversitesi'ne girip bir iş bulmam, elli yıl daha yaşamam için hiçbir neden göremiyordum ama program buydu. " 

 Diğer insanların onu belirlemesine izin vermek istemiyor, Owen. Bunun için pasif agresif bir tavır alıyor da diyebilirim. Oysa annesi ve babası bunları görmezden geliyor ve tek çocukları olan Owen'ı istedikleri gibi şekillendirmek için uğraşıyorlar. Owen'ın üniversite için nereye gitmek istediğinin bir önemi yok annesi için. O, oğlunun kendisininde gittiği ve güvenli gördüğü Eyalet üniversitesine gitmesini istiyor. Ya da babası için oğlunun bir araba isteyip istemediğinin önemi yok. O, oğluna bir araba alıp, sıradan bir Amerikalı ergen gibi davranmasını istiyor.
 Kitapta benim içimde bir yerlere en çok dokunan Owen'ın şu cümlesiydi:

" Daha yıllarca yaşamam gerekiyor, bunu nasıl becereceğimi bilmiyorum. "

 Sonra bir gün, bir kız çıkıyor karşısına ve Owen, gerçek bir arkadaş ediniyor. Yalnız olmadığını fark ediyor.
 Ursula K. Le Guin adına güvenerek aldığım bir kitaptı ve kesinlikle aldığıma çok memnun oldum. Bazen insanların kendilerini anlaması için okuması gereken kitaplar vardır. Bu , kesinlikle onlardan birisi.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

16.03.2019

DAMIZLIK KIZIN ÖYKÜSÜ ~ MARGARET ATWOOD

 The Handmaid's Tale, dizisi ile hem okuyucuların hemde dizi seyircilerinin dünyasında büyük bir ün sahibi oldu. Ancak ben her zaman olduğu gibi kitap, diziyi döver diyerek hem diziyi izledim hem kitabı okudum. Doğrusu dizi daha iyi olamaz gibi geldi bana, ama kitap, tabiki de diziyi döver. 😁
 Margaret Atwood, ütopya ve distopyayı birleştirerek  'üstopya' adını verdiği romanlar yazıyor. Açıkçası ben bu kitabın ütopik bir tarafını göremedim. Benim için tamamen distopik bir kitaptı. ☁
 Gilead Cumhuriyeti oldukça katı bir şekilde yönetildiği için insanlar fısıldayarak konuşmaya, içlerinden geçenleri anlatmaya korkuyorlar. Kitabımız da zaten Fredinki'nin (dizide Offred) monologlarından oluşuyor aslında. Karakterimizin asıl adı June, ancak Komutanı Fred'in damızlık kızı olduktan sonra Fredinki oluyor. Hiçbir Damızlık Kız birbirinin gerçek adını bilmiyor. Çünü gerçek adlarını birilerine söylemek rejime isyanla eş anlamlı ve bunun sonu da duvarda asılmak. Ve June, her şeye rağmen yaşamak istiyor.

" Birden fazla özgürlük çeşidi vardır, derdi Lydia Teyze.* Bir şeyler yapma ve bir şeylerden sakınma özgürlüğü. Anarşi günlerinde, bir şeyler yapma özgürlüğü vardı. Şimdiyse size sakınma özgürlüğü veriliyor. Azımsamayın bunu sakın. "

 (*Lydia Teyze, Kırmızı Merkez'de Damızlık Kızları eğiten kadın.)
Anarşi günleri ile kastedilen zaman diliminin günümüz olduğunu söyleyebiliriz. Kadınların erkeklerle eşit olduğu günler kastediliyor yani. Sakınma özgürlüğü nedir peki? Hiçbir erkek yolda yürürken size laf atamaz mesela. Çünkü sonunda kesinlikle kötü bir şeyler olur. Bu güzel evet, kadınlar yolda rahatsız edilmeden yürüyebilirler. Ama o yolda nasıl yürüyorlar? Bir kere yolda yürümek için kesinlikle belirli saatleri var, başları eğik olmak zorunda. Ayrıca Damızlık Kızlar ikili gruplar halinde yürümek zorunda ki birbirlerini gözetleyebilsinler. Muhteşem bir gözetleme sistemi kurmuşlar. Herkes, herkesi ispiyonlayabilir; kimse güvenilir değil.
 Özgürlük ve insanların asimile edilmesi kitapta çok net aktarılmış. Bir gün alışveriş yolundayken bir grup turist görüyorlar. Etek boyu hemen diz altında, topuklu ayakkabı giymiş, siyah saçlı, kırmızı rujlu Japon turistler June'u ve alışveriş arkadaşını hem büyülüyor hemde tiksindiriyor. Sonra da şöyle düşünüyor: " Büyülendik, ama tiksindik de. Çıplak gibiler. Çok kısa sürmüş fikrimizi değiştirmemiz, bu tür şeyler hakkında. Sonra düşünüyorum: Eskiden bende böyle giyinirdim. Özgürlüktü bu. "

 " Şimdi bütün çocuklar isteniyor, ama herkes tarafından değil. " 

Gelelim Damızlık Kızlar'ın varlık amacına: Bir şeyler yapma özgürlüğü varken nüfus tehlikeye girmiş. Gerek doğum kontrol yöntemleri gerek kürtaj ve gerekse besinlerdeki maddelerden dolayı doğum ve sağlıklı doğum azalmış. Gilead Cumhuriyeti doğum oranını arttırmak bahanesini temel alarak kadınların bütün haklarını ellerinden alıyor ve onları erkeklerin insafına bırakıyor.
 Tabi Damızlık Kızlar'ı hem erkeklerin hemde Eşler'in insafına bırakıyor. Evli ve yüksek konum sahibi ancak çocuk sahibi olamamış çiftlere Damızlık Kızlar atanıyor. Onlardan çocuk doğurup, aileye bırakıp başka bir ailede aynı şeyi yapmaları bekleniyor. Ve çocuğu olan kişiler diğer herkes tarafından hasetle karşılanıyor. Çünkü sonunda çocuk sahibi olan adam daha da yüksek bir mevkiye kavuşuyor, hayat standartları yükseliyor.

" Ne mezar taşlarına ne de kiliseye iliştiler. Onları rahatsız eden şey, daha yakın tarih. "

Gilead Cumhuriyeti geleneksel değerlere dönüyor. Cumhuriyet dediğime bakmayın, lafta cumhuriyet. Erkek egemenliğini geri getirip kadınları ikinci ve Damızlık Kızları da üçüncü sınıf vatandaş yapıyorlar resmen. Yazmayı bırakın okumayı bile yasaklıyorlar kadınlara. Kadını kendi vücudundan tiksindiren bir anlayış yaymayı amaçlıyorlar. İnsanları beynini adım adım yıkıyorlar. Kutsal kitapları İncil'de yazmayan şeyleri yazıyormuş gibi yayıyorlar. Ki bunlar her zaman kadınların kötülüğüne oluyor.
 Yazar vaiz verenleri önceki zamandaki işadamlarına benzetiyor. Bunu okuduğumda ilk aklıma gelen şey savaş çıktığında insanlara cennetten toprak satan din adamlarıydı. O zamanlara dönülmek, insanlar, özellikle kadınlar kontrol altına almak isteniyor.

" Umut yok. Nerede olduğumu biliyorum, kim olduğumu ve günlerden ne olduğunu. Böylece sınıyorum kendimi, aklım başımda. Akıl sahip olunacak değerli bir şey; bir zamanlar insanların para biriktirdiği gibi biriktiriyorum onu. Saklıyorum, zamanı geldiğinde, elimde yeteri kadar olacak. "

 Umut yok dese bile zamanı geldiğinde diyerek içinde bir umut besliyor June. Zaten başka nasıl aklını kaçırmadan yaşayabilir ki?
 Öncelikle bazıları için büyük bir spoiler kabul edilebilecek bir şey söyleyeceğim; bu bir kurtuluş kitabı değil. Durum kitabı. İçinde kurtulmak için örgütlenme, hararetli tartışmalar yok. Elbette rejim içinde olan ufak tefek hareketlilikler aktarılıyor ancak bu kitap özellikle bunları anlatmak için yazılmamış.
 Bunun dışında ben dizide June karakterini hiç sevmemiştim, hatta uyuz olmuştum. 😁 Çok hareketsiz ve şapşal gelmişti bana. Ama okuyunca anladım içindeki hareketliliği, bedenini uysallaştırıp içinden nasıl isyan ettiğini.
 Kitabın özellikle kadınlar tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü günümüzde de kadın ve erkek bir mücadele içinde, bu kadar keskin değil tabiki. Ancak kadınları kendilerine getirecek ve bence haklarını daha da tutkulu savunmalarını sağlayacak muhteşem bir kitap Damızlık Kızın Öyküsü.

" Nolite te basterdes carborundorum. "*

*O piçlerin seni unufak etmelerine izin verme.





 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

8.03.2019

EVCİLİK OYUNU ~ ELİZABETH BOYLE

 Orijinal adı "Something About Emmaline" olan kitap, sahtekar bir kızla, zeki ve sıkıcı bir baronun birbirini yola getirme hikayesini anlatıyor diyebilirim. Evcilik Oyunu, Elizabeth Boyle'un The Bachelor Chronicles serisinin de ilk kitabı. Aslında 8 kitaptan oluşan serinin sadece 5 kitabı dilimize çevirilmiştir. Seriyi şöyle bırakıyorum:
1)Evcilik Oyunu
2)Serserim Benim (Yorum için tıklayınız.)
3)Mektubumu Aldın mı? (Yorum için tıklayınız.)
4)Siyah Elbisenin itirafları
5)Kırmızı Elbisenin Hatıraları
 Emmaline, Baron Sedgwick'in 5 yıllık mükemmel karısıdır. Ancak kendisi hasta olduğu için seyahat edemiyor. Baron Sedgwick, taşrada babaannesiyle otururken gazetelerde karısının alışveriş haberlerini aldığında hızla Londra'ya doğru yol alır. Bu imkansızdır! Çünkü Emmaline, aslında Baron Sedgwick'in 5 yıl önce, hovarda arkadaşı Jack ile uydurduğu hayali bir kadındır!
 Böylece en başından kitap kendini diğer tarihi aşk romanları arasından sıyırıyor ve size eğlenceli bir dünyanın kapılarını aralıyor.
 Peki Baron Sedgwick, yani Alex, bu hayali kadını 5 yıl boyunca saklamayı nasıl beceriyor? Daha önce belirttiğim gibi, Emmaline hasta olduğu için seyahat edemeyen bir karakter. Bu yüzden de Londra'dakiler onun taşrada olduğunu düşünürken, taşradakiler de Londra'da olduğunu düşünüyor.
 Alex hızla Londra'ya gidip gecenin bir vakti yatak odasına girdiğinde neredeyse sevgili karısı Emmaline tarafından vuruluyordu. Çok sevdiği karısını omzuna atıp kapı dışarı etmek üzere kapıya ulaştığında kuzeni Hubert ve karısı Leydi Lilith ile karşılaşmalarıyla kader ağlarını ördü.🕸😁
 Hubert, Alex'in açığını bulup onu mahvetmek için yer arayan ve baronluğun kendi hakkı olduğuna inanan biri olduğundan Alex, karısıyla tıpış tıpış yatak odasına geri dönmek zorunda kalır. Ve maceraları da böylece başlar.
 Yine güzel bir kadın ve yakışıklı bir adam var karşımızda. Ancak bu sefer adamımız muhteşem karizmatik, kaslı ve güçlü bir adam değil. Aksine Sedgwick oldukça planlı ve sıkıcı bir adam olarak tasvir edilmiş. Ancak Emmaline'ın hayatına girmesiyle sıkıcılığından kurtuluyor ve usta oyunculuk yeteneklerini konuşturmaya başlıyor. 🎭
" Çünkü aklı başında olmak, ona asla Emmaline'ın serseri kalbini kazandırmazdı. "
 Kitapta geçen bu cümlü aslında ilişkilerin de küçük bir özeti. Her ilişki insanı değiştirir. İlişkiler insanların konuşarak ya da konuşmayarak birbirlerini belirlemeleriyle yaşanır. Ve bu ilişkide Emmaline, Alex'i oldukça belirgin bir biçimde belirliyor. Alex de bu belirlenmişlikten memnun olduğu için ilişkileri sürüyor.
 Akıcı ve eğlenceli bir kitaptı. Yer yer yüksek sesle güldüğüm oldu. Tarihi aşk romanı severlere tavsiye edilir. 😉

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤