4.06.2023

EFENDİ UYANIYOR ~ H. G. WELLS

    Kitap Fiyatı: ₺ 13,82 [ 05/12/2015 ]  - KitapYurdu   

"Şehir, insanlığı yutmuştu; insanoğlu gelişiminin yeni bir safhasına girmişti."

 203 yıl boyunca uyuyan Graham uyandığında teknoloji ilerlemiş, para birimi değişmiş, moda - mimari değişmiş ve gökyüzü kablolarla kaplanmış. Dil yani İngilizce ise ufak tefek değişikliklerle korunmuş. 203 yıl boyunca uyuyan Graham toplumda da kendine özgü bir yer edinmiş ve Uykucu lakabını alıp "Uykucu uyandığında" diye bir deyim türemiş. Bu deyim insanların gerçekleşmesinden umudu kestikleri şeyler için kullanılıyormuş. Bu arada Graham uyurken serveti Konsey tarafından idare edilmiş ve Konsey insanlar tarafından evrensel bir güç merkezi olarak görülüyor.

"En akıl almaz düşler bu zamanın korkunç gerçekleri olmuşlardı şimdi."

 Konsey ise Graham'ın servetini kullanarak güçlenen bir yapı. Etkisi zaman için artmış; eskiden Tanrı gözüyle bakılırmış. Graham da uykusunda devletin sembolü haline getirilmiş. Şehrin insanlığı yuttuğu, sınıf ayrımının hala varlığını sürdürdüğü, eğitimde amacın öğrencilerim eğlenmesine dönüştü bir dünyanın sembolü Graham. Aslında onun alınan bu kararlara hiçbir katkısı yok ve bu kararlar hakkındaki fikrinin de zaten pek bir önemi yok.

"Hep beraber geleceği yaratıyorduk ama durup nasıl bir gelecek yarattığımızı düşünmeye zahmet etmedik."

 Yeni dünyada hayatın her alanına kurallar hakim. Çalışan sınıfın çocukları belirli bir yaşa gelincee hipnoz edilerek dakik ve güvenilir makineler haline getiriliyor. Böylece düşünmeye fırsatları olmuyor; düşünce özgürlükleri ellerinden alınıyor. Bütün şehirler de birer hapishaneye dönüşmüş durumda. İnsanlar her türlü zevkten mahrum bir hayatın pençesine düşmüş. Sadece zenginlerin hayatının önemli hale geldiği bir çağın içindeler.

"Doğuyorlar, baskı altında yaşıyorlar ve sonunda ölüyorlar."

 İdealler ve ihtiyaçların değişmesiyle alışkanlıklar da değişmiş. Medeniyetin "gelişimi" zenginler için acıyı ortadan kaldırıp bir zevk dünyası ortaya çıkarmış. Dünyanın en zengin insanı olan Graham da devrimci güçler ve Konsey arasındaki savaşın ortasında bulur kendini. Graham diğer zenginlerden farklıdır çünkü o özgür yaşamın ne olduğunu görmüş bir zengindir. Toplumsal adalet terazisinin bir yana daha ağır bastığının farkında olan ve bundan hoşlanmayan bir zengindir.

"Tüm erkeklerin ve kadınların, özgürlük ve barış içerisinde yaşayabileceği bir dünyanın hayalini kuruyorduk. Ne oldu bizim umutlarımıza?"

 Tarihte yazılan ilk distopya Efendi Uyanıyor. Mükemmel değil ama kendini okutuyor. Wells, bu kitabıyla geçmişten geleceğe bir selam vermiş. Gelir eşitsizliğin yükselişte olduğu, orta sınıfın giderek eridiği günümüzde özellikle çok daha anlamlı bir kitap haline geliyor Efendi Uyanıyor. İnsan yaşadığı dönemle olan benzerlikleri fark edince bir distopyanın içine düşmüş haline üzülüyor doğrusu. Çünkü Wells'in oldukça yerinde öngörüleri ve tespitleri var. 


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

3.06.2023

KAKTÜS ~ SARAH HAYWOOD

 "Eğer meslektaşlarım olmasaydı ofis hayatı katlanılabilir olurdu."

 Kaktüs kitabının başkahramanları öyle gencecik değil. Baştan belirteyim de hayal kırıklığına uğramayın. Birinci baharını yaşayamamış Susan Green  45 yaşında, kariyer odaklı bir hanımefendi. Her şeyi kontrol altında tutmak isteyen, rutinlerine oldukça önem veren, kendi kuralları ile yaşan biri. Onunla tanışır tanışmaz ailesiyle ne kadar garip bir ilişkisi olduğunu gösteriyor okuyucuya. Ağustos ayında bir gün sabaha karşı Susan'dan iki yaş küçük olan kardeşi Edward arayıp annelerinin öldüğünü haber veriyor. Peki başkahramanımız Susan ne yapıyor? Kendini yerlere atıyor, bağırıyor, çağırıyor, annem diye ağlıyor vs di mi? Yok. Öyle olmuyor. Susan kardeşiyle biraz konuşuyor sonra da benim işe gitmem lazım diyip telefonu kapatıyor ve gerçekten de işe gidiyor. Yani şoktan falan öyle söylemiyor. Her şeyin bilincinde işe gidiyor kimseye de annesinin öldüğünü söylemiyor. 

"Aileleri, umutla beklenen tahliye tarihi olmayan bir hapishaneye benzettiğini hatırlıyorum."

Annesini sevmediğini düşünebilirsiniz ama bence Susan annesini sevmesine rağmen ona içten içe kırgın olduğu için böyle davranıyor ve maalesef bunu kendine bile itiraf edemiyor. Mesela annesinin küllerini (malum onlarda böyle bir gelenek var) sorumsuz ve dağınık kardeşi Edward’ın almasına izin vermiyor. Küllerin kendisiyle daha güvende olacağını düşünüyor. Ancak küllerin içinde durduğu ahşap kutuyu oturma odasının kapısının önüne kapı kapanmasın diye koymakta da bir sakınca görmüyor. Peki neden kırgın Susan annesine? Maalesef anneleri Edward ve Susan arasında ayrımcılık yapıp Susan’ı hep arka plana itmiş.

"Geçmişin tuzağına düşmüş bir haldeyken geleceği nasıl düşünebilirdim ki?"

Susan ve Edward’ın babası ise alkolikmiş. Bu da Susan’ın arkadaş edinmesinin önüne geçmiş çünkü alkolik babası sokaklarda kendini rezil ederke Susan da bu sayede okulda dalga konusu olmuş. Bu yüzden de hiç arkadaş edinmek için çaba harcamamış ve her zaman mantığıyla hareket etmeye çalışmış. Çünkü malum onu koruyup sevmesi gereken insanlar duygularının incinmesinin ilk nedeni olmuş hep. 

"Sanırım çocukluğumu Edward'ınkinden ayıran tek şey, benim hiç sevilmemiş ve kardeşiminse sevilmiş olduğu gerçeğiydi."

 Susan çok garip bir karakter aslında. Ama anlaşılmaz ya da gerçekdışı olduğunu düşünmüyorum. Birisi ile buluşacağı zaman o kişiyle hangi konuları konuşacağını dahi planlıyor. Kitap sürekli geçmiş ile günümüz arasında gidip geliyor ve biz geçmişe gittikçe Susan’ı daha iyi anlıyoruz. Edward bazen iyi niyetle bazen de art niyetle Susan için kıymetli olan ne varsa mahvederken anneleri de hep Edward’ın tarafını tutmuş. Susan her ne kadar ısrarla annesinin Edward ile kendisini eşit sevdiğini savunsa da gerçek herkes tarafından görülüyor. Özellikle öldükten sonra daha da çok belli oluyor bu gerçek: Anneleri vasiyetinde evini ömür boyu aile evinde yaşaması için Edward’a bırakıyor. Edward bu evi satarsa para eşit bir şekilde bölünecek ama satmak istemediği sürece o evde yaşamak onun hakkı. Ve Susan, Edward’ın annelerini kandırdığını ileri sürüp mirasının peşine düşüyor çünkü tam da o dönemde Susan’ın paraya ihtiyacı var. Susan yeni bir hayatı karşılamaya hazırlanıyor. 45 yaşında hamile ve yalnız bir kadın. 

"Hayatımı biriyle paylaşmak için planlar yapmaktan uzak bir şekilde, tek istediğim eve gitmek, kapıyı kilitlemek, telefonumu kapatıp dünyadan kopmaktı."

Edward’ın tek başına eve konduğu yetmezmiş gibi yanına bir de en iyi arkadaşını yerleştiriyor: Rob. Arkadaşı Edward’ın aksine daha makul biri. Ed ile başa çıkabiliyor, yeri geldiğinde kardeşler için ara buluculuk da yapıyor ama kitabın ortasına kadar çok da görmüyoruz açıkçası. Onun da tabi ki kendi öyküsü var. Eşinden ayrılmış, üniversitedeki sevgilisinden bir çocuğu var ancak üniversite döneminde onları terk edip gitmiş ve çocuğunun cinsiyetini dahi çocuk 5 yaşındayken öğrenmiş bir insan evladı. Yani kendisine karşı pek hoş duygularımız yok. Ve şimdi de kendisi için en doğru kişinin üniversitedeki eski sevgilisi, yani çocuğunun annesi olduğunu düşünüp onun peşinden koşuyor. Bu arada da bütün iyi niyetiyle Susan’a yardım etmeye çalışıyor ama Susan (ve açıkçası ben de) ona şüpheyle yaklaşıyor.

"Ağlayan erkeklerle başa çıkmak için hiç donanımlı değildim. Ya da ağlayan herhangi biriyle."

 Okuması kolay bir kitap aslında. Romantizme şöyle bir hafif dokundurup aile dramını buram buram hissettiren bir metin. Aşktan çok aile teması daha çok ön plana çıkmış. Açıkçası birbirlerine nasıl ve ne arada aşık oldular anlamadım ama tatlılardı. Sonu hızlı bağlanmış maalesef. Oysa ben daha fazla okumak isterdim. Bebekle nasıl baş edemediklerini (evet edemediklerini), Edward ile olan ilişkilerini ve Kate (aldatılıp iki çocuk ile terk edilen komşusu) ile ilgili daha fazla şey öğrenmek isterdim. Rob bile biraz figüran gibi kalmış, yani ilişkileri o derece yok. Bütün bunlara rağmen okunabilir bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sadece aşk kitabı diye düşünerek almayın.

 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤  

Devamını Oku »