25.11.2017

UĞURBÖCEĞİ ~ D.H.LAWRENCE

 D.H. Lawrence 1885 - 1930 tarihleri arasında yaşamış dönemine uyum sağlayamamış bir yazardır. Kitabında normal bir aşk hikayesi anlatılmıyor. 1918 yılında bir aşk hikayesiyle savaş manzarası anlatılıyor aslında.
 Lady Beveridge, eski bir tanıdıkları olan Kont Johann Dionys Psanek'i hastanede savaş yaralısı olarak görüyor. Ardından kızı Leydi Daphne'ye gidip durumu anlatıyor ve beraber kontun ziyaretine gidiyorlar. Bu arada Daphne'nin kocası da asker ve kayıp durumda ki daha sonra Türkler tarafından esir alındığı ortaya çıkıyor. Neyse, kocasının yokluğunda yalnızlık çeken Daphne ara sıra kontu ziyaret etmeye başlıyor. 
 Kont başlarda bu ziyaretlerden rahatsız oluyor ama bir tek Daphne ile konuşuyor. Yani onunda gönlü var kızda.😁 Hatta zaman geçtikçe kız ile aile geleneklerini falan gerçekleştiriyor ki bahsettiğimiz dönemde geleneklerin öneminden bahsetmeme gerek olduğunu sanmıyorum. Kitaba adını veren Uğur böceğinin kontun ailesinin arması olduğu söyleyeyim hemen. Ben baya merak etmiştim okumadan önce neden uğur böceği, diye.😁 
 Kontun modern dünyanın ve bu dünyanın bir getirisi olan savaşın sıkıştırdığı bir insan olduğunu söyleyebilirim. Özgür olmak ve kanunun dışına çıkmak istiyor. İçine sıkıştığı dünyayı sevmiyor. Ben bu durumu sistemi yıkmak için sistemin dışına çıkma fikri olarak değerlendirdim. Ayrıca kont dünyaya karşı duyduğu bu nefreti saklamıyor ve hatta öfkeli bir ruh olduğunu da kabul ediyor. 
 Leydi Daphne ise bu öfkeli ruhtan kaçmak, vazgeçmek istiyor ama bu durumda bile görüşmeleri engellendiğinde, bu engelleri aşmak için ne gerekiyorsa yapıyor. Yani aralarında oldukça kuvvetli bir çekim gücü var. Aslında Daphne hayatında hiç karşılaşmadığı bu karakterin aşkını merak ediyor bir nevi. Şefkatli kocasının aksine kont, yabani bir insan. Çünkü kont insan sevmiyor.
 Daphne kocasını yeniden ve daha çok sevebilmek için çaba harcıyor, savaşın onu değiştirdiğini umuyor. Bu değişimle kocasının kont gibi yabani birine dönüşmüş olmasını istiyor içten içe. Yani kocasında kontu arıyor ancak bulamayınca huysuzlaşıyor. Kocası onu taparcasına seviyor ve aşkın bir konuma yerleştiriyor. Daphne ise bu durumdan rahatsız oluyor. Çünkü o kendisini sıradan bir insan olarak görüyor, aşkın bir konumu olduğuna inanmıyor. Böylece kocasının romantikliğini rahatsız edici bulup konta olan aşkı daha çok büyüyor.
 Lawrence savaşın insanları nasıl etkilediğini anlatmış bu kitabında. Savaştan dönen her insan gördüğü kandan, ölümden, silahlardan etkilenir ve farklı tepkiler ortaya çıkar. Savaş kontu daha da yabanileştirirken Daphne'nin kocasını daha da uysallaştırmıştır. Bir de savaşın bitmesini bekleyen, askerlerin geride bıraktığı insanlar var tabi. Geride kalanların düştüğü endişe durumu, merakları ve beklentileri anlatılmış. Daphne kocasının daha da sertleşmesini beklemiştir ve duyduğu hayal kırıklığı onun hayatını etkilemiştir. Savaşın sadece askerleri ya da savaşın yapıldığı coğrafyayı değil, herkesi etkilediğini görürüz böylece. Ayrıca kitapta geçen konuşmalarda savaş karşıtlığı açık açık gösterilmiştir. 
 Kont Dionys'in adının güzelliğinden çok bahseder Daphne. Dionys'in şarap tanrısı olan Dionysos'tan gelme bir isim olduğunu düşünecek olursak yazarın bize gizli bir imada bulunduğunu da düşünebiliriz. Çünkü Dionysos medeniyetin destekçisi ve barış aşığıdır.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

18.11.2017

RÜZGARDA SAVRULAN KÜLLER ~ KATHLEEN E. WOODİWİSS

 695 sayfalık kitap bize bir roman olduğunu dolu dolu hissettiriyor. Yazarın oldukça detaylı bir dili var. Olayları gözünüzde canlandırmak için büyük çaba harcamış. Betimlemeler o kadar fazla ki olayı gözünüzde canlandırmamanız imkansız hale gelmiş. Detay seviyorum diyenlerdenseniz şiddetle tavsiye ederim. (Ben bir detaysever olarak biraz bunaldım açıkçası ama yine de şansınızı deneyin.)

 İç savaştaki Amerika, New Orleans kitabın ilk kısmındaki mekanımız. İkinci kısımda başka bir yere geçiyorlar. (Gereğinden fazla spoiler vermemeye çalıştığım için söylemeyeceğim.) Erkek baş karakterimiz Cole Latimer; cerrah olarak atanan yüzbaşı oldukça yakışıklı bir adam. Genç ve dinamik. Alaina MacGaren ise tehlikelerden korunmak için erkek kılığında seyahat eden bir kadın. Onun için en önemli şey hayatta kalmak, çünkü aynı zamanda bir suçlu olarak da aranıyor. Cole ile karşılaştıklarında adam küçük bir erkek çocuğunu koruduğunu sanarak onu amcasının evine kadar bırakıyor. Alaina'nın kıskanç ve uyuz kuzeni de kitaba böylece dahil oluyor. Kuzeni Roberta, Cole'den o kadar etkileniyor ki onun düşman bir asker olması umurunda değil. Ona göre Cole hayatına heyecan katmanın yeni bir yolu. Ancak Alaina ne kadar Cole'den etkilense de onunla düşman oldukları gerçeğini unutmuyor. Ancak ona hastahanede bir iş bulmasına da karşı çıkmıyor. Çünkü amcasının ona bakamayacağını düşünüyor ve böylece Alaina, Al oluyor. 

 Kadınsal olarak kuzenini kıskanan Roberta ise bu durumdan oldukça memnun oluyor. Ancak Al ve Cole ikilisinin samimiyetinden yine de hoşlanmıyor. Al ise gün geçtikçe Cole'den daha çok hoşlanıyor. Ayrıca hastahanede girdiği işle birlikte Kuzeylilerin de insan olduğunu fark edip önyargıları kırılıyor. Erkek kılığındaki yaşamının avantajları her ne kadar daha fazla olsa da bir kadın olmayı özlüyor Alaina.

 43 bölüm ve 2 kısımdan oluşan kitabın ikinci kısmı, birinci kısmından daha iyiydi. Zaten ilk kısmın sonlarına doğru kitap sıkmaya başlıyor. İkinci kısımla birlikteyse yeniden heyecan vermeye başlıyor. Kafa dağıtmalık bir kitap asla değil. Okurken emek vermek, kafa yormak zorunda olduğunuz ağır bir roman. Doğrusu kitaba başlamadan kalınlığının bir gözümü korkutmadığını söyleyemeceğim, korktum ama yine de dört gün içerisinde bitirdim. 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤ 

12.11.2017

ÖLÜMLE RANDEVU ~ MARİO MAZZANTİ

 Kitap Ortaçağ araştırmaları yapan ünlü bir profesörün ölümü ile başlıyor. Komiser Benni de katilin peşine düşüyor. Ellerinde çok az ipucu var ve olaylar da oldukça yavaş bir şekilde gelişiyor. Olay her ne kadar 2006 yılında geçse de daha çok tarih anlatılıyor. Tarih kısımlarının anlatılması içinse Komiser Benni'nin sevgilisi Angela yardımcı oluyor ve tarihe meraklı bir doktora başvuruyorlar.

 Açıkçası kitap Komiser Benni ve sevgilisi Angela'nın tarih dersi almasını daha çok anlatıyor. Çok fazla Hristiyanlık tarihi anlatılıyor ve bu durum insanı sıkıyor. Çünkü bu kitabı tarih okumak için elime almamıştım sonuçta. Çok fazla tarih olduğu içinde okuyucunun dikkati dağıtılıp gülümsetilmek istenmiş ancak bu girişim işe yaramıyor. Çünkü espriler havada kalmış. İlk 134 sayfa adeta bir tarih kitabı olarak yazılmış gibi. Ancak deliller sürekli tarihi olaylar ilgili çıkınca bu durumda uzuyor.

 Bir de elyazması ortaya çıkınca tamam bakalım daha ne kadar sıkıcı olacak, dedim. Çünkü benim okuduğum tek el yazması Marx'ınkiydi. Ancak elyazması kitapta okuduğum en güzel kısımdı. Yani kitabı biraz elyazmasını bitirmek için hızlı okudum.😁

 Aksiyonu düşük bir kitaptı. Aslında tarihin bir ders gibi anlatıldığı kısımlar bitince kitabı okumak kolaylaşıyor. Ancak tarihi sevmeyenlerin okuyabileceği bir kitap değil. Tarihi sevenlerinde (ki ben tarih severim) Hristiyanlık tarihine daha doğrusu İtalya tarihinde Hristiyanlığa ilgi duyması okumayı kolaylaştırır. Mario Mazzanti'nin şuana kadar çevirisi yapılan diğer üç kitabı da okudum ve bu kitap kendimi zorlayarak okuduğum tek kitaptı. Bir yazarın hayatımda gördüğüm en iyi ve en kötü kitabın ikisini de yazabileceğini düşünmezdim. Ama Mazzanti bunu başardı. Ölümle Randevu okuduğum en kötü polisiye romandı.😓

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤ 

4.11.2017

ÖLDÜRMEK İÇİN MÜKEMMEL BİR GÜN ~ MARİO MAZZANTİ


 Bir başka cinayet kitabıyla daha karşınızdayım.😼 Mario Mazzanti yine mükemmel bir iş çıkarmış. Yazar bu defa kaçırılan küçük bir kızı arıyor. Önceki kitaptan da tanıdığımız Trevis yine olaylara dahil olsa da baş kahramanımız bu sefer o değil. Zaten aradan 20 yıl da geçmiş ve yıl 2004 olmuş. Yani Trevis de artık yaşlanmış ve sadece birkaç kişiyi tedavi ediyor.

 Kaybolan küçük Ami'nin arayışı insanı gerçekten geriyor. Mükemmel görünen bir ailenin kızı olan Ami kaçırıldığında insan haliyle kimse bu kadar mükemmel olamaz, diyor ama olaylar öyle bir hal alıyor ki vay be demekten de kendini alamıyor insan. Ami kaybolduktan sonra herkes elinden geleni yapıyor. Ancak ardından gelen kaybolma haberleri insanı oldukça geriyor. Böylece kitap okundukça kendini daha çok okutuyor. İnsanı bitirene kadar merak içinde bırakan yazar, kitabının son sayfasına kadar (kesinlikle mecaz değil) okuyucuyu şaşırtmaya devam ediyor.

 Mario Mazzanti katillerini profillerini de oldukça iyi çiziyor. Sürekli bir suçlu arayışı içinde olduğum için karşılaştığım her karakteri dikkatle incelemeye çalıştım. Doğruyu söylemek gerekirse bu kitap için suçluları bulmak oldukça zordu. Bence Şah Mat'tan sonraki en iyi romanıydı, tartışmasız. Mazzanti'nin dilimize çevrilmiş 4 kitabı var. Ben üçünü okumuş biri olarak son kitabını da (Ölümle Randevu & Elyazmasının Sırrı) bir an önce okumak istiyorum. Bu kitabı bir gün içerisinde bitirdiğimi de söylemeliyim sanırım. O kadar sürükleyici ve merak uyandırıcıydı ki kitabı elimden bıraktığım an vazgeçip tekrar kitaba dönüyordum.😁 Eğer cinayet, suç, polisiye romanlarından hoşlanıyorsanız bu kitabı kesinlikle okumalısınız.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤