26.08.2017

SAKLAMBAÇ ~ LİSA GARDNER

 Zeki bir kadın olduğu kitaplarından belli olan Lisa Gardner ile tanışma zamanımız geldi.😍 Lisa Gardner oldukça üretken bir yazar. Şuanda (2017 yılına kadar yani) 29 kitabı var. Hatta 2018 için kitabının yolda olduğunu da biliyoruz. Yazar ilk kitaplarını Alicia Scott adı altında yayınlamış. Kendisi Alicia Scott'ın daha nazik, daha az şiddet ve daha çok romantizm içeren kitaplar yazdığını söylüyor. Ancak bu kitapların hiçbiri dilimize çevrilmedi. Zaten Lisa Gardner kitaplarının da çoğu dilimize çevrilmiş durumda değil. Ayrıca çevrilmiş olsa bile baskısı biten kitapların hiçbiri yeniden basıma girmemiş. Lisa Gardner okumak istiyorsanız kitapları ikinci el olarak almak zorundasınız, ben büyük bir çoğunluğunu ikinci el olarak aldım. Şansıma iki kitabı sıfır bulabildim. Saklambaç kitabı -fotoğraftan da anlaşılacağı gibi- ikinci el olarak aldığım kitaplardan biri. Lisa Gardner'ın dilimize çevrilmiş toplam 10 kitabı var (8'inin baskısı yok). Bu kitaplar serileri olan kitaplar ve şimdi anlatmaya başlayacağım Dedektif D.D. Warren Serisi dilimize neredeyse tamamen çevrilmiş olan tek seri. Yazarın toplam 5 serisi var ki kendisi bu serilerden bağımsız kitap yazmıyor. Sanırım artık serideki kitapların adını verip başlasam iyi olacak 😁;
1-Tek Başına
2-Saklambaç
3-Sessiz Çığlık
4-Anlatmak İçin Yaşa
5-Kızım İçin Son Kez
5.5-The 7th Month (Çevirisi yok)
6-Son Yüzleşme
7-Korkuya Yer Yok
8-3 Truths and a Lie (Kısa Hikaye) (Çevirisi yok)
9-Find Her  (Çevirisi yok)
10-Look For Me (2018'de yayınlanacak)

 Ben Tek Başına kitabını birkaç yıl önce okuduğum için onun yazısını burada yayınlayamayacağım. Ama o kitap aklımda yer edinmeseydi Lisa Gardner'ın diğer kitaplarını da okumazdım. O kitabı referans olarak alıp yazarın diğer kitaplarına yöneldim. Tek Başına'dan sonra okuduğum kitap bu değil ama aynı dedektifleri görünce ortada bir seri olduğunu öğrendim ve araştırmaya başladım. Gerçekten birkaç saatimi serinin sıralamasını çözmekle geçirdim ama sonunda bu listeye ulaştım.😌
 Saklambaç, yazarın bir önceki kitabı Tek Başına'da gerçekleşen olayların tekrarını da içerdiğinden ilk önce o kitabı okumak elbette daha iyi olacaktır. Ancak diğer kitaplarında bu denli bir bağlantı yok. Saklambaç kitabı gerçek anlamda bir saklambaç oynayan aileyi anlatıyor. Korkunç şekilde bulunan 6 ceset Dedektif D.D. Warren ve Bobby Dodge ile yolların kesişmesine neden oluyor. 25 yıl boyunca bir hayaletten kaçan Annabelle artık polise gitme zamanının geldiğine karar veriyor ve olaylar başlıyor. 


 Annabelle'in ailesi onu korumak için kendince bir çözüm bulmuş ve ömürlerinin sonuna kadar bu durumu da devam ettirmişler. Ancak Annabelle kendi başına kaldığında kimden ve neden kaçtığını bilmediği için kaçmaktan vazgeçiyor. Kitap insanlık hallerini oldukça iyi yansıtmış. Kimse üstün bir insan değil. Yani yoruluyorlar, ağlıyorlar, kusurları var.

Dedektif D.D. Warren her zaman sevdiğim bir karakter olmamıştır ama bu kitapta gerçekten sevdim. D.D. işi için her şeyi yapabileceğini gözler önüne seriyor. Annabelle'den ise hiç hoşlanmadım. Bence çok gıcık birisi. D.D.'nin ona iyi bile davrandığını düşündüğüm zamanlar oldu. Bobby ise eski sevgilisi olan D.D. 'ye karşı oldukça iyi davransa da biraz daha iyi olmasını istediğim zamanlar oldu. Açıkçası ben olsam onları tekrar birleştirirdim. Komik bir çift olabilirlerdi ama yazar bu düşüncemde bana katılmıyor. Neyse önemli olan bu değil zaten.😁

 Kitap büyük şoklar içeriyor. Akla gelmeyen şeyler ve göz önünden kaçan şeylerin hepsi ustalıkla olay örgüsüne oturtulmuş. Her şeyin insani açıklamaları var. Yani hiçbir zaman kimse bunu yapmaz, demiyor insan. Ben yapabilirim, böyle biri bunu yapabilir, dedirtiyor. Kitabı bir günde bitirdim. Yani 427 sayfa olması beni günlerce merak içinde süründürmesine izin vereceğim anlamına gelmiyordu.😁 Kısacası bu türü okumak isteyenler için şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap.😉

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

19.08.2017

ALASKA'NIN PEŞİNDE ~ JOHN GREEN

 Alaska'nın Peşinde, John Green'in ilk romanı olduğundan belki de bazı şeylerden esinlendiği oldukça belliydi bana kalırsa. Kitabın başı Ölü Ozanlar Derneği'ni hatırlatıyor. Sadece gruptaki çocuklar biraz daha farklı biraz daha asi. Yine bu kitapta da yeni transfer edilmiş bir öğrencimiz var: Miles. Kendisi kitabın baş karakteri. Ancak bence her şeye rağmen oldukça özgün olan yanları da var kitabın.

 Miles yazarın bir diğer kitabındaki gibi (Aynı Yıldızın Altında) oldukça takıntılı bir karakter. Bu durumun kötü bir şey olduğunu söylemiyorum, bence her iki durumda özgün takıntılardı. Ancak bu durumda yazarında takıntılı bir insan olduğunu düşünebiliriz, şahsen ben öyle düşünüyorum.😁

 Alaska Young, Miles'ın aşık olduğu kız. Hayat dolu ve sıradışı bir karakteri var. Alaska'yı ne sevdim ne sevmedim ama en yakın arkadaşı olan Albay'ı (aynı zamanda Miles'ın oda arkadaşı) oldukça sevdim. Bence bir arkadaşın olması gerektiği gibi içten, fedakar ve zeki. Albay da oldukça hayat dolu bir karakter. Aslında sanırım bu kitapta hayattan soğumuş karakterlerin olmadığını söyleyebilirim. Çünkü hepsi bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor. İnsanların son sözlerini ezberleyen Miles bile hayallerinin peşinden koşuyor, kendine yaşamak için bir neden arıyor.

 Kitap oldukça sürükleyici. Karakterler eğlenceli, yazarın dili akıcı ve yeri geldiğinde komik. Bazen öyle bir cümle yazıyor ki insanın boğazı düğümleniyor ama bazen de öyle bir cümle yazıyor ki sessiz odayı bir kahkaha kaplıyor. Oldukça iyi bir roman, ben iki gün içinde okudum. Ancak plaj için iyi bir seçim olmadığını söylemeliyim, çünkü siyah kapağı güneşten dolayı ateş gibi yanıyor.😁

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 



12.08.2017

ALBAYIM BENİ NEZAHAT İLE EVLENDİR ~ İLHAMİ ALGÖR

 Upuzuuuun bir aradan sonra tekrar karşınızdayım.😊 İlhami Algör'ün bir başka kitabını yorumlamak üzere başlıyorum yazıma.

 Öncelikle kitabı okumaya başladığımda " Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, kitabının devamı mı? " sorusunu kendime sorup durdum. Ama sanki devamı değil de başka bir boyutta adamın hayatına devam eden hali gibiydi. Yani biraz garip bir kitap gibi geldi bana. Yazar olarak bir karakter var kitapta ve bu yazar gerçek hayattan hikayeler çalıyor. Aslında bu oldukça ilgi çekici bir durum. Müzeyyen de burada bir masal olmakla suçlanıyor. İlhami Algör de bir yazar sonuçta ve burada biraz kendine hakaret ediyor gibi geldi bana. Yani bir nevi özeleştiri de yapıyor diyebiliriz sanırım. Müzeyyen'in esas kız kendisinin figüran olduğunu söylüyor karakterimiz ve bu karakter kaderinin bir yazarın elinde olduğunu biliyor. Sanki kalbi ile beyni konuşuyor gibi bir durum var. Herkesin hikaye kahramanı olduğu dünyada o, kendi başına davranabilen bir hikaye kahramanı olmak istiyor. Hatta kendi kendine bir hikaye yazıyor ki anlatılamaz yani.😁 

Aslında adamın ümitsiz bir aşk arayışı var. " Hikayenin eksikliği kadın. Hikayem ise o kadını aramak. " Bu açıdan bakıldığında divan edebiyatına benzetebiliriz sanırım. Orada da sürekli bir aşk acısı vardır, eğer aşk acısı olmazsa şiir olmaz. Yani şair gönüllü olarak aşk acısını çekmek ister. Kitaba dönecek olursak hikayesini arayan bir adam var karşımızda. Bir kitapta bir sürü küçük hikaye var. Aslında oldukça eğlenceli ve ilginç bir kitap. Ancak bir o kadar da kafa karıştırıcı olduğunu söyleyebilirim.

Bir sonraki kitapta görüşmek üzere. ❤