28.09.2019

TEK İSİM, TEK KADER ~ JOHN GREEN & DAVİD LEVİTHAN

 "Umursamak kimi zaman felaketle sonuçlanmıyordu. Sonu her zaman felaketti."

  Will Grayson'ın (en azından bir Will Grayson'ın) iki kuralı vardı: 1)Çok umursama, 2)Sus. Bu kuralların sahibi olan Will Grayson'ın en yakın arkadaşı Tıfıl Cooper idi. Aslında tek arkadaşı Tıfıl'dı. Ve bir de Tıfıl'ın eşcinsel-hetero birliğinden arkadaşlarıyla arkadaştı Will. Böylece Jane, Gary ve Gary'nin sevgilisi Nick'le de arkadaş sayılırdı.
 Tıfıl, adının aksine oldukça uzun boylu ve kilolu birisi ve Will Grayson'a bir sevgili bulmayı takıntı haline getirmiş durumda. Will'in bir sevgili istememesi ise umurunda değil. Tıfıl'ın kendisi ise saat başı yeni birine aşık olan şıpsevdi, sevimli mi sevimli, kocaman bir kalbe sahip bir eşcinsel. İriliğinden dolayı okulda kimse ona bulaşmıyor ve o da bu durumu Will'i korumak için de kullanıyor. Will de onu koruyordu. Tıfıl'ın eşcinselliğinden dolayı kötü davranılmasını kaldıramayıp okul dergisine bir yazı göndermişti, altına imzasını da atmıştı. Böylece iki kuralını da çiğnemiş ve onun için felaketle sonuçlanmıştı.

"ne diyebilirdim ki? sadece depresyondaymışım gibi hissetmediğimi, aslında depresyonun tüm özümü, zihnimden kemiklerime kadar her parçamı oluşturduğunu mu söyleyecektim? onunki üzüntüyle çarpan bir kalpse benimkinin nefessizlikten boğulmak olduğunu mu? o ilaçlardan ölesiye nefret ettiğimi çünkü hayatta kalabilmek için onlara ne kadar çok ihtiyacım olduğunu mu?"

 Öteki Will Grayson (ki benim öteki Will Grayson'ım depresyondaki Will Grayson), depresyonda.(Gülücük emojisi koymamak için çabalıyorum.) Ayrıca eşcinsel. İnternette tanıştığı Isaac isimli bir arkadaşa sırılsıklam aşık ve en yakın arkadaşı sayılabilecek Maura'dan hiç haz etmiyor. Isaac ile tanışacağı gün Will Grayson ve arkadaşları ile tanışıyor. Ve kendini Tıfıl'ın merhametine bırakacağı bir durumla yüz yüze geliyor diyebilirim.
 Öteki Will Grayson'la ilgili şöyle bir durum var, onun bölümlerinde hiç büyük harf yok. Cümle başı, özel isim vs fark etmiyor, büyük harf yok. Bu olayı çözmem ve aslında iki farklı Will'den bahsedildiğini anlamam için iki Will Grayson karşılaşması gerekti, ki bu da kitabın ortalarına tekabül ediyor.😅

 Kitap iki Will Grayson ve Tıfıl Cooper hakkında güzel bir gençlik kitabıydı. Tıfıl Cooper benim en sevdiğim karakter oldu, belki o yüzden onu ön planda görüyorumdur, bilmiyorum ama kendisine bayıldım. Keşke Tıfıl benim gerçekten arkadaşım olsa ve ona sıkı sıkı sarılsam dediğim oldu, ki ben sarılmaktan hoşlanmam.😅 Ayrıca beni kesinlikle sesli güldürdü. Üzüldüğüm ve güldüğüm yerler oldu ama daha çok kitabın ortasından sonra, her şeyi yerine oturtunca.😅 John Green bir kere daha yanıltmadı ve kendini sevidirdi bana. Ama kitap karakterlerinin hep aynı yaşlarda olması biraz dikkatimi çekmeye başladı.
 Bunun dışında çeviride kelime oyunlarının kaybolmasına üzüldüm. Mesela Öteki Will Grayson internette kullandığı takma ad willsensussana olarak geçiyor. Ancak orijinalinde muhtemelen willyoushutup yazıyor ki bu da adını (will) kullanarak kelime oyunu yaptığını gösteriyor. Ki willyoushutup, susacakmısın anlamına gelir. Böyle kelime oyunlarını dipnotla paylaşmalarını isterdim açıkçası.

" willsensussana: hazır mısın?
   blucinlibebek: neye?
   willsensussana: geleceğe
   willsensussana: çünkü demin başladı da "

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

21.09.2019

NUMARAN BENDE VAR ~ SOPHIE KINSELLA

 Agatha Christie'ye selam çakan romantik komedi kitabımız: Numaran Bende Var! Kendisi Sophie Kinsella'nın Standalone romanlarında dördüncü sırada yer alıyor, tabi kendi sitesine göre. Başka sitelerde 1995'ten itibaren başlıyor bu kitaplar, onları görmezden geldim, çünkü benim için bu kadarı bile çok karışıktı.😅 Bence, benceye vurgu yapmak isterim, sıralaması olan bir seri değil Standalone kitapları. Sadece konu olarak bir benzerlikleri var gibi duruyor, yani bence. Zaten bu kitaplardan da henüz bir tanesini okudum. Neyse ben yine de şuraya yazarın sitesindeki sıralamayı bırakayım.

Standalone Novels
1) Beni Hatırladın mı?
2) Düğün Gecesi
3) Yirmiler Kızı
4) Numaran Bende Var
5) Pasaklı Tanrıça
6) Sır Tutabilir Misin?
7) Mükemmel Olmayan Hayatım
8) Şaşırt Beni
9) I Owe You One (2019'da çıkmış, kısa zamanda çevirileceğini düşünüyorum.)

"Mesela... Benim yerimde Poirot olsa ne yapardı?"


 Hercule Poirot detayıyla neredeyse kitap boyunca Agatha Christie'ye selam çakması benim en çok hoşuma giden şey oldu. Çünkü ben büyük bir Poirot hayranıyımdır! Gri hücrelerden bahsetmesi, karakterin kendisini Poirot ile kıyaslaması vs. çok hoşuma gitti gerçekten, beni heyecanlandırdı. Böylece kitaba da güzel bir başlangıç yapmamı sağladı.😍

"DÜĞÜNDEN ÖNCE YAPILACAK İŞLER

1) Yunan felsefesinde uzman ol.

2) Robert Burns şiirleri ezberle.

3) Uzun Kelime Oyunu kelimeleri öğren.

4) Unutma: HASTALIK HASTASIYIM.

5) Beef stragonof. Sevmeye çalış. (Hipnoz?)"


 Poppy Wyatt, bir üniversitede hoca olan Magnus Tavish ile nişanlanmıştır. Magnus'un annesi Wanda Brook-Tavish ve babası Antony Tavish birer profesör. Magnus'un kardeşlerinden de bahsetmek istemiyorum, yani anlayacağınız Tavishler ailecek zeka küpü. Entelektüel ve elit bir aileye gelin gitmek üzere olan Poppy ise sıradan bir fizik terapi uzmanı ve Magnus'un ailesinin yeterince zeki olmadığı için evlenmelerini istemediğini düşünüyor.
 Böyle büyük bir sorununuz varken bir de üstüne düğüne 10 gün kala nişanlınızın verdiği üç nesillik nişan yüzüğünüzü kaybettiğinizi düşünün! Ah, unutmadan yüzük kaybolduktan birkaç saat sonra kaybettiğiniz yerdeki bütün görevlilere verdiğiniz telefon numaranız da telefonunuz çalındığı için artık size ait değil. Böyle bir durumda çöpte bulduğunuz sağlam telefonu alıp hızla görevlilere yeni numaranız olarak dağıtır mıydınız? Çünkü Poppy Wyatt tam olarak bunu yapıyor.😂😂

"Biliyorum, mantıkdışı ama bu telefonu iade ettiğim anda yüzüğü bulma şansımı tamamen kaybedeceğime inanıyorum."


 Dürüst olalım, kimse kendi telefonunu herhangi birinin eline verip bütün özel hayatını afişe etmek istemez. Ama ya elinize birinin, hiç tanımadığınız birinin, telefonu geçseydi n'apardınız? Karıştırmaz mıydınız? Azıcık bile mi? Ben en eski mesajdan başlar, takvim kontrolüyle işi bitirirdim.
 Poppy Wyatt'ın eline geçen telefon bir danışmanlık şirketince yöneticilik yapan Sam Roxton'un işi bırakan asistanına ait. Ve asistanlar yöneticilerinin hayatının büyük bir kısmını idare eder. Ayrıca Poppy'nin çöpten bulduğu telefon, Poppy her ne kadar kamu malı olduğunu iddia etse de, şirket malı ve Bay Roxton o telefonu geri istiyor.
 Ancak Poppy durumu idare edip kısa bir süreliğine de olsa telefona el koymayı başarıyor. Ama Sam Roxton'un Poppy hakkında bilmediği çok önemli bir şey var: Poppy Wyatt, her şeye burnunu sokmaya bayılan bir kız!

 Aşırı eğlenceli, okuyucu kıkır kıkır güldürmeyi başaran, başkarakterini her türlü utanç verici duruma sokmaktan kaçınmayan (kaç kere ben utanıp kitabı birkaç saniyeliğine kapattım bilmiyorum) bir kitap! Çok sevimli ve biraz da sürprizli bir kitaptı. Yani bence özellikle sonlara doğru bir Poirot'ya ihtiyaçları vardı.😅 Yazarın dilini de sevdim, kitaptaki dipnot olayına bayıldım!😁 Bir günde okuduğumu da ekleyip romantik komedi seven herkese şiddetle tavsiye ederek yazımı* bitireyim.  

*Yorum yazarken bile gülümseten bir kitap oldu benim için.😍

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

14.09.2019

MÜKEMMEL KOCA ~ LİSA GARDNER

 En sevdiğim cinayet yazarı Lisa Gardner'ın dilimize çevirilmiş ve baskısı bittince yenilenmemiş bir diğer kitabı Mükemmel Koca. Peki ben bu kitabı nereden buldum da okudum?😎 12 Şubat 2019 tarihinde (yani 7 ay önce) nadirkitap.com sitesinde 20 TL'ye kitabın sıfırını bulup almıştım. Ondan önce de kitabı araştırıyordum zaten ancak 30, 40 hatta 75 TL'ye kitabı satıyorlardı. (Nadirkitap sitesindeki satıcılar okuyucunun durumundan faydalanmayı seviyor.) 20 TL gibi bir fiyata sıfırını bulduğum an aldım o yüzden.😁

FBI PROFILER SERİSİ
1) Mükemmel Koca
2) The Third Victom
3) The Next Accident
4) The Killing Hour
5) Gone
6) Kusursuz Tuzak
7) Right Behind You

 FBI Profiler serisinin başkarakteri Pierce Quincy, yeni boşanmış orta yaşlı bir adam. Ancak kendisini bu kitapta pek göremeyeceğiz. Daha çok Tess ve J.T. ile vakit geçiriyoruz. Gerçi diğer kitaplarda Quincy'nin rolü ne kadar büyüyor bilemiyorum çevirisi olmadığı için, Kusursuz Tuzak hariç.😠

" "Kocan bu kadar mı kötüydü?"

   "Hayır," dedi kadın düz bir sesle. "Daha da kötüydü." "


 Theresa, bağnaz bir ailede şiddet görerek büyüyen ve onu koruyacak bir gölge arayan bir lise öğrencisiyken tanışıyor polis memuru Jim Beckett ile. Lisede ponpon kız grubunda olan Theresa örnek bir evlat olarak tam bir masumiyet timsali. Jim Beckett, bütün genç kızların hayranlığını kazanan güçlü ve yakışıklı bir polis. Ve görür görmez kendisine eş olarak Theresa'yı seçiyor.
 Evleniyorlar ve bir de kızları oluyor Beckett çiftinin. Ancak Jim'in ne kadar korkutucu bir adam olduğunu evlendikten sonra fark edebiliyor Theresa. Hiç fiziksel şiddet görmese de psikolojik şiddete bol bol başvuruyor yakışıklı ve güçlü kocası.
 Theresa gittikçe pasifleşiyor ve Jim pasifleştirdiği karısının polisle işbirliğine girmesiyle 10 kadın cinayetinden mesul bulunarak tutuklanıyor. Tabi tutuklanmadan hemen önce Theresa'yı öldürmek için ciddi planlar yapıp neredeyse de başarılı oluyor. Neredeyse.

 "Polislerin iyi insanlar olmak zorunda olduğunu söyleyen bir kural yoktu, tıpkı saygın ordu albaylarının ailelerine hobi olarak işkence yapmayacağının garantisi olmadığı gibi."


 Jordan Terrance Dillon ise donanmadan yıllar önce ayrılıp paralı asker olarak çalışan güçlü kuvvetli, deneyimli diğer başkarakterimiz. J.T. ile yıllık içki alemini yaparken tanışıyoruz. Karısı Rachel ve oğlu Teddy'nin ölümünün ardından her yıl eylül ayında 5 gün unutamadığı şeylerin acısını çekmek için kendini alkole veriyor. Yılın kalan 360 gününde ise sadece bira kullanıyor. Kısacası kendisi bir alkolik.
 Eski bir albay olan hasta bir babası ve FBI için çalışan bir kız kardeşi var. Babasıyla görüşmüyor, hatta ondan nefret bile ediyor diyebilirim. Ancak kız kardeşi Marion'u seviyor. Marion ise abisi J.T.'den rahatsız oluyor. Babalarının J.T.'yi daha çok sevmesine katlanamıyor, J.T. yıllar önce Marion için babasına sırtını dönmüş olsa bile.

"Benim gibi bir adamın izini sürdüğüne göre, peşinde en azından Medellin uyuşturucu kartelinin olması gerekirdi."


 Jim Beckett yüksek güvenlikli bir hapishaneden kaçtıktan 3 hafta sonra tanışıyor J.T. ile Theresa.  İnsanların hayatta kalmak için iki doğal içgüdüsü vardır: Savaş ya da kaç. Theresa o güne kadar kaçtıktan sonra artık savaşmaya karar veriyor ve onu eğitmesi için J.T. Dillon'u bir aylığına kiralıyor. Çünkü eski kocasının hala polislerden bilgi alabildiğini düşünüyor.
 Sahte bir isimle (Te-şey-Angela) tanıtıyor kendini J.T.'ye. Marion, J.T.'nin yardımcısından eve birinin geldiğini öğrenir öğrenmez ekiple damlıyor eve. Ancak J.T. kadını henüz kovup kovmayacağına karar vermemiş olsa bile teslim etmiyor. Marion'u bir FBI ajanı olarak değil ama kardeşi olarak eve alıyor. Böyle başlıyor maceramız.

 Birbirine yardım eden iki insanın hikayesiyle anlatılan bir suç romanı Mükemmel Koca. Diğer kitaplarından daha fazla romantizme yer vermiş bu kitabında Lisa Gardner, ki bu beni hiç bozmadı. Aksine tehlikeli olayları birlikte atlatan insanların birbiriyle yakınlaşmasının kitabın gerçekçiliğini arttırdığını düşündüm. Onun dışında çevirmen hatası olduğunu düşündüğüm bir iki yer var; kitabın en hararetli kısımlarında Jim Beckett yerine J.T. ya da Tess yerine Marion yazılması gibi. Ama Martı Yayınları işte... Başka söze gerek bırakmıyor. Bunun dışında kitap her Lisa Gardner kitabı gibi oldukça etkileyiciydi ve zekiceydi.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

7.09.2019

NEFRET OYUNU ~ SALLY THORNE

 Uzun zamandır okuğum en komik ve en tatlı kitap oldu Nefret Oyunu. Tek kelimeyle bayıldım!😍 Lucy Hutton ve Joshua Templeman çifti kalbimi başarıyla kazandı. Keşke dedim, daha uzun dedim, olsaydı dedim ama yazarı bunu hak görmüş efendim, bize laf düşmez...E o zaman yorumuma başlayayım.

"Aşk da nefret de aynı oyunun aynadan yansımaları gibiydi ve kazanmak zorundaydınız. Neden peki? Kalbiniz ve egonuz için."


 Bexley & Gamin, ekonomik durumları kötüye gidince birleşmeye karar veren iki yayınevi. Şirketin Bexley kısmından gelenler matematiksel tarafı, Gamin kısmından gelenler ise duygusal tarafı temsil ediyor. Lucy Hutton, şirketin Gamin kısmından gelen eş CEO Helene Pascal'ın yönetici asistanı. Joshua Templeman ise Bay Bexley'nin yönetici asistanı. Lucy ile Joshua baş başa karşılıklı masalarda oturarak çalışıyor. Ofislerinin her yeri mermer ve ayna dolu olduğu için birbirlerinin yüzünü görmeden bir saniye bile geçiremiyorlar diyebilirim.
 Joshua ile Lucy'nin problemi ise karşılaştıkları ilk gün Lucy ona gülümsediğinde Joshua'nın küçümseyici bakışlarıyla karşılaşması. O günden itibaren Lucy ve Joshua bir nefret oyununun içine sürükleniyor.

"Eğer bayılırsam ne yapardı? Büyük olasılıkla yere yuvarlanmama müsaade eder ve ardından beni ayağının ucuyla dürtüklerdi." 


 Herkes tarafından sevilen Lucy, Joshua tarafından sevilmediği daha doğrusu hor görüldüğü için ondan nefret ediyor. Hatta Lucy'nin bilgisayarının şifresi bile bununla ilgili: JOSHUADANSONSUZADEKNFRTEDYRM@. Joshua'dan nefret eden ise sadece Lucy değil, neredeyse bütün şirket. Her şeyin üstüne bir de terfi yarışı araya girince rekabet kızı
 Joshua fiziksel olarak etkileyici, uzun boylu, güçlü, katı ve soğuk bir karakter. Ayrıca 'hoş' insanlara karşı da özellikle duyduğu bir tiksinme var. Lucy ise 1,53 boyuyla, kimseyi kıramaması ve esprili diliyle tam bir sevimlilik ve 'hoşluk' abidesi. Peki bu çift nasıl bir araya geldi? Ayrıca olaylar kesinlikle bir araya gelmeleriyle bitmiyor. Hatta yeni bile başlıyor diyebilirim.😊


" "Düğünün nerede olduğunu bile bilmiyorsun."

   "Eğer Kuzey Kore'de değilse geleceğim." "


 Lucy hastalandığında, gerçekten kötü hastalanıyor, Joshua ilgileniyor onunla. Bütün ailesi doktor olan Joshua, abisi Patrick'ten gecenin bir yarısı gelip Lucy'ye bakmasını istiyor. Patrick geldiğinde düğününe Lucy ile gelmesini söylüyor Joshua'ya. Her neyse böylece Lucy, ona borçlanıyor. Tabi bir de üstüne yaptığı birkaç kabalık eklenince Lucy kendini iyice borçlu hissediyor.
 Peki Joshua sütten çıkmış ak kaşık mı? Asla!

 Muhteşem eğlenceli, bayılarak okuduğum, keşke bir sürü kitabı olan bir serinin başlangıç kitabı olsaydı dediğim ve bir günde okuduğum 377 sayfalık bir romantik komedi kitabıydı Nefret Oyunu. Tabiki böyle iyi bir kitabın hemen filmini çekmeye karar verdiler. Bunun iyi bir karar olup olmayacağını göreceğiz ama ben her zaman kitapları filmlere tercih ederim. Başrollerinde Robbie Amell ve Lucy Hale'in olacağı kesinleşti. Sally Thorne filmin 2020'nin ilk aylarında vizyona gireceğini söyledi. Bakalım, hevesle bekliyorum açıkçası.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

5.09.2019

SADIK BEY ~ PINAR KÜR

"Sevdiği tek bir kişi bile kalmamış mıydı?"

 Kapitalizmin çarkına istemeyerek de olsa ceketini kaptırmış orta yaşlı bir adam Sadık Bey. Çocukluk arkadaşı Ertuğrul'un büyük hissedar olduğu şirkette kendisinin de küçük bir hissesi var. Aynı zamanda şirketin muhasebe müdürü, ancak onun üstünde bir finans bölümü var.
18 yaşında hamileyken, 19 yaşındaki bir serseriyle evlenen kızı Nurcan ve annesinin dedesinden para almak için kullandığı torunu Caner'le çok çok nadir görüşüyor. Nurcan ona aynı zamanda eski sekreteri de olan eski karısı Nuriye'yi hatırlatıyor. Onun gibi olduğunu gördükçe öfkeleniyor Sadık Bey kızı Nurcan'a.

"Zamanı geldiğinde zamanın çoktan geçmiş olacağını nerden bilecekti? Gençlik işte..."

 İşten erken çıkıp her zaman gittiği meyhaneye gidiyor Sadık Bey. O girerken gizemli bir genç çıkıyor meyhaneden, hatta onun kalktığı masaya oturuyor Sadık Bey, yalnız başına. Hayatta yapayalnız  kalmış, sevgi kelimesinin anlamını-hissini uzun süre önce unutmuş bir adam.
 Meyhaneden çıkarken yağmur bastırınca hızla gidiyor otoparktaki arabasına ve arabaya bindiğinde aniden yolcu kapısı açılıyor. Meyhanedeki gizemli gençten başka birisi değil bu. Taksim'e kadar bırakmasını istiyor kendisini Sadık Bey'den. Bu gizemli adam onu bir şeylere karşı uyarmak istiyor ama Sadık Bey onu hiç anlamıyor.
 Sonra Semiramis'i hatırlıyor Sadık Bey. Ertuğrul ile dostluklarını zehirli bir sarmaşık gibi saran kadını. İkisinin de aşık olduğu ve şimdi ikisine de ait olmayan kadın Semiramis: Ertuğrul'a hayır diyen tek kadın, Sadık Bey'in ise sevdiği tek kadın. Sanat ve Semiramis bir zamanlar en büyük aşkıyken nasıl oldu da muhasebe bölümünde bir koltuk edinivermişti Sadık Bey?
 Hayatını ve Ertuğrul'un hayatına olan müdahalelerini düşünmeye başladığında fark ediyor Sadık Bey dostluklarının zehirli sarmaşığa bu kadar dolanmış olduğunu. Ve bir anda her şeyi bütün gerçekliğiyle görüyor, en başta da sistemin çarkına ceketini nasıl kaptırdığını.

 Benim için muhteşem ya da kötü bir kitap değildi Sadık Bey. Ortalama bir eser olduğunu düşünüyorum. Ancak verdiği mesajlar açısından (modernitenin sıkıştırdığı insanlar, çıkar çatışmaları, güven meselesi vs) önemli yanları vardı.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

3.09.2019

BOĞULMAMAK İÇİN ~ GEORGE ORWELL


 Boğulmamak İçin, yazarın 1984 (Yorum için tıklayınız.)  ve Hayvan Çiftliği'ne dair esinlenmelerini de okuyucuya tattıran, insanın ufkunu gerçek anlamda genişleten muhteşem bir kitap.

"Ellesmere Sokağı gibi bir sokak nedir ki? Yan yana hücrelerin dizildiği bir hapishane. Haftada beş-on pound kazanan, kuyruğunu patrona kaptırmış, karısı bir kabus gibi üstüne çöken ve çocukları sülük gibi kanını emen zavallıların ürperip titrediği bir sıra yarı müstakil işkence odaları."

 George Bowling, 45 yaşında ve on beş yıldır evli, modern dünyayla başa çıkmak için sistemin çarkına kapılıp gitmiş bir adam. Ve artık bu durumdan fena halde canı sıkılmaya başlamış. Ayrıca günden güne yaşlandığı gerçeği de onu rahatsız eden bir başka gerçek.
 Felaket tellallığı yapan karısı Hilda, çocukları 11 yaşındaki Lorna ve 7 yaşındaki Billy ile Ellesmere Sokağı'nda hayatlarını süren sıradan bir aile Bowlingler. Finansal durumu iyi olmayan, gettoyu andıran bir yer Ellesmere Sokağı.

"Kızılkanat, akbalık, incibalığı, bıyıklıbalık, tilapia, kayabalığı, turna, kefal, sazan, kadifebalığı. Tok isimler. Bu isimleri koyan insanlar makineli tüfek sesi duymamışlar, işten kovulmanın korkusuyla yaşamamış, aspirin yiyerek vakit geçirmemişler, sinemaya gitmemiş ve toplama kamplarından nasıl uzak dururuz diye düşünmemişler."

 Hitler tehdidinin hissedildiği ama normal hayatlarına devam edebildikleri günleri anlatıyor bize Orwell. George, zamanın şıklığı ve modernliğinden son derece bunaldığı için çocukken merak duyduğu balık tutma anılarını anlatıyor bize. Çünkü balık tutmak onun için çocukluğunu, modernitenin dünyayı bu kadar sarmalamadığı, çok daha mutlu olduğu günleri hatırlatıyor.
 Kitabın ikinci bölümünde George Bowling'in çocukluğunu, ailesini ve okul yıllarını okuyoruz. Askerlik günlerini ve felaket tellalı karısı Hilda'yla nasıl evlendiğini de ikinci bölümde öğreniyoruz. Askere gittikten sonra hayatı büyük bir dönemeçten geçiyor. Savaştan öncesi hep yazdı, diyerek aktarıyor bunu da okuyucuya. Sanayi devrimi ve savaş toplumu dönüştürüyor ve Bowling bundan hiç ama hiç hoşlanmıyor.

"S... et faşizmi! Bana sorarsan herkes birbirini yeterince ezdi zaten."
 
 Ve sonra aklına bir fikir geliyor. Eğer çocukluğunun geçtiği Aşağı Binfield'e giderse belki de bütün bu bezmişlik hissinden kurtulabilirdi. Ve bunu karısına ya da çocuklarına söylemiyor. Yanlış anlaşılmasın, onları terk ettiği falan yok. Sadece hayatından bir haftalık bir tatil çalıyor George Bowling.
 Peki ya gelecekte olan savaş, geçmişteki savaş ve sanayi devrimi Aşağı Binfield'in eskisi gibi kalmasına izin vermiş midir?

"Cebimde on iki papel, üstümde yeni bir takım var. Ben küçük George Bowling; kendime ait bir otomobille Aşağı Binfield'e döneceğime kim inanırdı?"

 Katıldığı savaştan sonra dinginliğini kaybeden Bowling aslında kitap boyunca onu bulmak için uğraşıyor, planlar yapıyor. Savaşın ona kaybettirdiği şeyi geri istiyor ve gelmekte olan savaşın düşüncesi, savaşın kendisi değil ama beraberinde getirdikleri onu rahatsız ediyor. Bowling gizli polisi, yapılacak olan propagandaları, yemek sıralarını düşünüyor; onun asıl derdi bunlar, savaş değil.
 Eğitimli kesimi de kitabında eleştirmeyi ihmal etmemiş Orwell. Onları kafasını kuma gömen deve kuşları gibi gördüğünü söyleyebilirim. Zamanın değiştiğini asıl anlamayanın onlar olduğunu bile söylüyor diyebilirim. Kitap hakkında söylenecek kesinlikle çok çok çok daha fazla şey var. Ancak kitabı okumayanlar için daha fazla detay vermek istemiyorum. Herkesin oturup okuması gerektiğini düşündüğüm kitaplardan biri oldu Boğulmamak İçin.

"Proleterler bedensel olarak acı çekerler ama çalışmadıklarında özgürdürler."


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤