bilim kurgu romanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim kurgu romanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.09.2021

YANILSAMALAR KENTİ ~ URSULA K. LE GUİN

" Bu insanlar hiçbir yerden gelmemişlerdi ve hiçbir yere gitmeyeceklerdi; çünkü geçmişleriyle bir bağlantıları kalmamıştı. "

 Hayaller Şehri adı ile de bilinen Yanılsamalar Kenti, Hainli/Ekumen Döngüsü'nün üçüncü kitabı. Falk'ın öyküsüyle birlikte bizlere Ursula K. Le Guin kendi evrenindeki Dünya'nın yeni halini anlatıyor. Falk; hafızasını yitirmiş, sarı gözleriyle herkesten farklılaşan ve kendisinin başarısız bir deney ürünü olduğunu düşünen gizemli başkarakterimiz. Onu ormanda bulduklarında Falk'ın yetişkin erkek bedeninde bir çocuk olduğunu düşünen insaflı bir topluluk, Falk'ın düşman olma ihtimaline rağmen onu yanına alıp ona sahip çıkıyor.

" Shing yasaya uydu ve yaşamama izin verdi; ama onlar benim zekamı öldürdüler. Bir zamanlar olduğum adamı ve içimdeki çocuğu öldürdüler. Bir insanın zihniyle oynamak yaşama saygı duymak mıdır? Onların yasaları yalan, saygıları da bir aldatmaca. "

 Shingler, Dünya Birliğini bozmuş, insanların özgürlüklerini ve seçim haklarını ellerinden almış, eserlerini ve kayıtlarını silmiş, ırkın evrimini durdurmuşlar. En önemli kuralları "Öldürmek yasak." olsa da insanlar küçük topluluklar halinde onlardan saklanarak ve sakınarak yaşamaya çalışıyor. Falk'ın kendi gerçeğini bulmak için gitmeye çalıştığı Es Toch'tan da Shingler'in başkenti olduğu için uzak duruyorlar. Zihinsel konuşma ile yalan söylenemiyor, ancak Shingler'in bunu yapabildiğine dair şüpheleri var insanların. Shingler hayvanlara da konuşmayı öğretmiş, her ne kadar sözleri yasalarına dair olsa da.

" Bu insanlar hiçbir yerden gelmemişlerdi ve hiçbir yere gitmeyeceklerdi; çünkü geçmişleriyle bir bağlantıları kalmamıştı. "

 Es Toch'a gitmek için onu kabul eden nazik insanların yanından ayrıldığında Falk acı ve hızlı bir şekilde herkesin kendinden olmayana aynı şekilde davranmadığını öğreniyor. Dünyada iyi ve kötü insanların bir arada yaşadığını görüyor ve farklı farklı kültürlerle, inançlarla tanışıyor Es Toch'a olan yolculuğunda. Ona iyi davranan herkes yoluna yalnız devam etmesini söylese de Falk, Estrel ile tanıştıktan sonra bu sözlere aldırmıyor. Estrel de onu yol boyunca insanlardan uzak durmaları gerektiğine ikna ediyor ve yönlendiriyor. Sanki Falk'ı fark edemediği bir şey konusunda başkalarının uyarmasını istemiyor gibi geldi bana hep.

" Falk dünyada çocukların arasında değil, insanlıktan çıkarılmış acı çeken, sabırları tükenmiş yetişkinlerin arasında yaşamıştı. "

 Kitabı okurken sürekli bir şüphe içindeydim. Kim güvenilir? Kim yalan söylüyor? Kim doğruyu söylüyor? Yani okuyucu ve metin ilişkisi oldukça dinamikti benim için. Geçmişine dair hiçbir şey hatırlamayan Falk'ın hiçbir önyargısı yoktu. Aslında yazar geçmişimizin bizim karakterimizi nasıl ilmek ilmek ördüğünü hatırlatmış okuyucuya. Bize şekil veren yaşadıklarımız ve onlardan öğrendiklerimizdir. Geçmişi olmayan bir insan sudan çıkmış bir balık gibidir. Yani Falk hafızasını kaybettiğinde kaybettiği tek şey anıları değildi. O aynı zamanda karakterini, kişiliğini yani kendi benliğini de kaybetmişti. Ursula K. Le Guin her zamanki gibi kitabıyla okuyucuya güzel ve farkındalık yaratan bir deneyim kazandırmış.

Hainli / Ekumen Döngüsü:
1) Rocannon'un Dünyası (Yorum için tıklayınız.)
2) Sürgün Gezegeni (Yorum için tıklayınız.)  
3) Hayaller Şehri - Yanılsamalar Kenti
4) Karanlığın Sol Eli (Yorum için tıklayınız.)
5) Mülksüzler
6) Dünyaya Orman Denir (Yorum için tıklayınız.)
7) Bağışlanmanın Dört Yolu
8) Anlatış

  Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤  

Devamını Oku »

29.08.2019

SÜRGÜN GEZEGENİ ~ URSULA K. LE GUİN

Kitap Fiyatı: ₺  8,00 [ 27/06/2019 ]  - Kitapyurdu   

 Sürgün Gezegeni, Hainli ya da Ekumen Döngüsü'nün ikinci kitabı. Hemen seriyi hatırlayalım:

2) Sürgün Gezegeni
3) Hayaller Şehri - Yanılsamalar Kenti
5) Mülksüzler
7) Bağışlanmanın Dört Yolu
8) Anlatış

 "Hala insanların erkek mi kadın mı olduğunun "önemsemem", hele de onlar her birimiz ve hepimizin çocukları olduğunda."

 İlhak edilmiş, 'ilerletilmek' amacıyla eğitilmeye çalışılan bir başka gezegendeyiz. Irkçılığı daha net görebildiğimiz bir kitap Sürgün Gezegeni. Örneğin Karahalkı'ndan olan birisi kendine göre insan ama yabansoylu (yani uzaylı sayılan diğer gezegenden gelenler) birisine göre izcanlı ve yabansoylular da kendilerini insan olarak görüyor. (Kitabın en karmaşık kısmı burasıydı, baştan anlatıp geçeyim dedim.😁)
 Rolery bir izcanlı genç kız. Yabansoyluların, gelişmiş teknolojilerinden ötürü, büyücü olduğuna inanıyor. Ve hayatında daha önce hiç görmediği bu ırk onun için sadece kulaktan duyduğu şeylerden ibaret. Ancak bir gün yaşadıkları yere kadar bir Yabansoylu gelmesiyle merakına yenik düşüyor ve onların bölgesine giriyor.

"Tanışmalarını, birliktelik kurmalarını sağlayan, onları özgürleştiren şey, aralarındaki o fark, o yabancılıktı sanki."

 Yabansoylularının köprüsünün üstündeyken tehlikeli bir anda bir Yabansoylu onunla zihindilinde konuşuyor. Zihindili, Ursula okurlarının bildiğinden emin olduğum akıldan akıla konuşma şeklidir, telepati gibi bir şey yani. Bu, kızı şoke ediyor. Ve onunla konuşan adam öyle sıradan biri de değildir, Jakob Agat Alterra.
  Agat bir şef sayılabilirdi. Halkının sözüne kıymet verdiği birisiydi. Ve Agat halkı tehlikede olduğu
 için Rolery'nin halkından yardım istemeye, daha doğrusu güçlerini birleştirmeyi teklif etmeye gidiyor. Çünkü biliyor ki Karahalkı'da en az onlar kadar tehlikede.
 Agat ve Rolery iki yabancı. Ancak bir iki karşılaşma sonra birbirlerine karşı bir şeyler hissetmeye başlıyor ve ormanda iki ırkın halkından da uzakta bir kulübede birlikte oluyorlar. Bu durumun ortaya çıkması bütün dengeleri alt-üst ediyor.

"Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?"

 Gaallardı yaklaşan tehlike. Sürgün hayatı yaşadıkları bu gezegende nüfusları günden günden azalan Yabansoylular, bir savaşta tek başlarına sağ çıkamayacaklarını düşünüyordu. Bu nedenle aynı tehditle karşı karşıya olan Karahalkı'nın şefi Wold'a, Agat'ı göndermişlerdi ama sonra her şey mahvolmuştu.
 Rolery ve Agat'ın birlikte olmasını her iki ırkta istemiyordu. Bu yüzden gelmekte olan yağmacıların, Gaalların tehdidini bir kenara bıraktı Karahalkı. Oysa bu sefer Gaalların amacı yağmalamak değil, yerleşmekti.

 Sürgün Gezegeni, içinde barındırdığı aşk hikayesiyle benim için özel bir yere sahip oldu. Agat ve Rolery çiftine ba-yıl-dım! Olayların gerçekçiliği de oldukça önemliydi. Savaşın sebep olduğu şeylere dair betimlemeler oldukça etkileyiciydi. Zeki bir kadının elinden çıkmış etkileyici bir bilimkurgu kitabı Sürgün Gezegeni. Şiddetle tavsiye ederim.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 





Devamını Oku »

22.08.2019

ROCANNON'UN DÜNYASI ~ URSULA K. LE GUİN

   Kitap Fiyatı: ₺  12,46 [ 10/03/2019 ]  - Kitapyurdu 

 En sevdiğim bilimkurgu yazarının ilk romanıyla karşınızdayım efendim!💃 Ursula Kroeber Le Guin 1966 yılında Rocannon'un Dünyası ile adım atıyor bizlerin dünyasına. Ve açıkçası kafamı en çok karıştıran kitabı da bu, oldu. Ursula kendi kafasında bir dünya değil, evren yarattığı için bazı noktalar karmaşık gelebiliyor ama bu durum onun efsane bir yazar olduğu gerçeğini değiştirmiyor elbette.
 Seri sayılmayan ama seri değil de diyemeyeceğimiz bir serinin ilk kitabı Rocanon'un Dünyası: Hainli Döngüsü ya da Ekumen Döngüsü. Birbirlerinden tamamıyla kopmayan ama çok çok cılız bağlantıları olan kitaplar. Bu nedenle okuma sırası da önemli değilmiş(🙏). Bende zaten serinin dördüncü ve altıncı kitabını okumuş ve hatta burada da yorumlamışım.😅 Bu serideki kitapların yayınevleri bile aynı değil, o kadar kopuk bir seriden bahsediyoruz. Bu serinin bir de kısa hikayeleri varmış ama onları hiç yazmıyorum şuan, merak eden başka siteye baksın valla, şimdilik.😅 Neyse yeterice uzattım, seri şöyle efendim:

1) Rocannon'un Dünyası
2) Sürgün Gezegeni (Yorum için tıklayınız.)  
3) Hayaller Şehri - Yanılsamalar Kenti
4) Karanlığın Sol Eli (Yorum için tıklayınız.)
5) Mülksüzler
6) Dünyaya Orman Denir (Yorum için tıklayınız.)
7) Bağışlanmanın Dört Yolu
8) Anlatış

"Bütün Dünyalar Birliği nihai düşmanıyla karşılaşmaya işte böyle hazırlanıyordu. Yüz dünya eğitilip silahlandırılmıştı, bin tanesi daha çelik, tekerlek, traktör ve reaktör kullanımı alanlarında eğitiliyordu."

 Semley ve Durhal çifti ile başlıyor hikayemiz. Üç ırkın birlikte yaşadığı gezegenleri Yıldızlordları tarafından ilhak edilmiş durumda. Bu üç ırkın en güçlüsüne ait olan Semley güçsüzlüğünü biraz da olsa kırabilmek için kocasını ve kızını geride bırakıp atalarının kayıp Deniz Gözü Kolyesi'nin peşine düşüyor. Safir bir taşı olan bu kolye efsanevi ve çok kıymetli bir eşya. Eğer bu kolyeyi ele geçirirse daha güçlü olacağına-hissedeceğine inanıyor Leydi Semley.
 Oysa Semley'nin kolyeyi almasının bedeli, ona bir gün gibi gelen hayatının 16 yılı. Semley kolyeyi Rocannon'un elinden alıyor.

"Çünkü Leydi Semley ile tanıştıktan sonra halkıma gidip dedim ki, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bu dünyada ne yapıyoruz?"

 Rocannon, gelişmiş zekalı yaşam biçimleri etnoloğu olan bir Yıldızlordu. Leydi Semley ile tanıştıktan sonra işgal durumunu durduran kişi Rocannon. İşgal birliklerinin ardından sadece 15 Yıldızlordu kalıyor geride: Rocannon ve meslektaşları.
 Sonra bir gün 14 meslektaşı da öldürülüyor ve bir tesadüf sayesinde gezegendeki tek Yıldızlordu olarak kalıyor.

"Halkımın zihnimde bulunduğu yerde şimdi ateş ve sessizlik var. Bunu niye yaptılar Efendim?"

 Katledilen sadece Yıldızlordları değil. Düşmanları gezegendeki diğer ırklarında peşinde. Zihinkonuş yani bir nevi telepati yöntemiyle anlaşan Fian'ın halkı da katlediliyor ve tıpkı Rocannon gibi o da yapayalnız kalıyor.  İkisi de o gezegende kendilerine ait dili kullanamaz hale geliyor.
 Rocannon da bilinmeyen düşmanla mücadele etmeye karar verdiğinde Fian'a kendisine eşlik etmesi için bir teklifte bulunuyor. Bu ekibe Mogien de katılıyor ve maceraları başlıyor. Amaç bilinmeyen düşmanı ne olursa olsun durdurmak.

 Ursula K. Le Guin zaten en sevdiğim bilimkurgu yazarıdır. Bu kitabı bana başlarda biraz karışık gelse de, Semley'nin cinsiyetini anlamakta epeyi zorlandım kalıplaşmış cinsiyet rollerinden olsa gerek, taşlar yerine oturduğunda oldukça sürükleyici bir hale geliyor. Dramatik yanı da olan bir bilimkurgu kitabıydı. Kitap bana kendini sevdirdi ama en sevdiğim de olmadı açıkçası. Okunur, güzel bir bilimkurgu.

"Kendi canını bile koruyamazken bir gezegeni kurtarmak için yola çıkmıştı."

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

 
Devamını Oku »

14.07.2018

MARSLI ~ ANDY WEİR

  " O, DÜNYANIN EN ÜNLÜ ADAMI. SORUN ŞU Kİ, DÜNYA'DA DEĞİL. " 

 Issız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız üç şey nedir? Peki ya ıssız bir gezegene? Benim yanıma alacağım TEK şey Mark Watney olabilir! Mark Watney, Ares 3 programıyla Mars'a gönderilen ilk insanlardan birisi. 6 kişilik mürettabatın en düşük rütbelisi. Bu durumda yetkinin Mark'a geçmesi için hayatta kalan son kişi olması gerekiyor. Ve bilin bakalım n'oluyor? Yetki Mark'a geçiyor!
 Kum fırtınası nedeniyle iptal olan Ares 3 görevinden dönmek için uzay araçlarına dönerken Mark yaralanır ve fırtınanın içinde kaybolur. Arkadaşları ise onun öldüğünü düşünerek arkalarında bırakırlar. Böylece Mark, Mars'ın tek vatandaşı haline gelir.
 Mars için kızıl gezegen de olarak bilinen soğuk bir çöl diyebilirim. Farklı iklim koşulları, Dünya'dan milyonlarca km uzakta olması nedeniyle imkanlarının kısıtlı olması ve yalnızlık; hayatta kalma savaşının en büyük düşmanları. Koskoca gezegende yapayalnız kaldığınızı düşünün. Ah, bütün dünyanın sizin öldüğünüzü sandığını da unutmayın. Ne hissedersiniz? Pes etmeye ne kadar yakın olurdunuz?
 İşte bütün bunlara rağmen pes etmeyen Mark, eğer bir gün ölürse diye bir günlük tutmaya başlıyor. Çünkü aslında ölüme ne kadar yakın olduğunu da biliyor. Bizler de bu günlüğü okuyoruz. 

 " Mars ve salaklığım sürekli beni öldürmeye çalışıyor. " 

 Mark Watney, bir botanist ve makine mühendisi. Yani hayatını kurtaracak temel bilgilere sahip. En büyük problemi ise yiyecek. Tam bu noktada 'gezegenin en iyi botasnisti' olarak yeteneklerini konuşturacak Mark.😁 Mars'ın kralı Mark Watney! 😁😁
 2 ay sonra tesadüf eseri Mark'ın yaşadığı ortaya çıktığında Dünya'nın ne kadar karıştığını tahmin edebilirsiniz bence. 3 ay sonra ise Mark ve keskin zekası sayesinde iletişim kuruyorlar. Ancak Mark yalnız kaldığı süreç boyunca umudunu ve espiri yeteneğini hiç kaybetmiyor. Tam her şey yoluna girdi derken her şey alt üst olsa bile hemde. O yüzden bu karakteri çok sevdim. Canım Watney.😍
 Kitap çok akıcı ve eğlenceli, her ne kadar dramatik bir olay yaşansa da. Kitabın en çok bu yönünü sevdim: Karakter asla neşesini kaybetmiyor. Okuyucuyu gülümsetmeyi hep başarıyor. Ayrıca bunu uzaya dair detaylı bir kullanırken başardığını da belirtmek isterim. Alkışlar yazarımıza.👏👏👏

 Filme gelirsek; öncelikle film yerine her zaman kitabı tercih ederim. Tercihim yine değişmedi. Kitap, filmi bildiğiniz döver. Kitabı okumadan filmi izlemedim. Çünkü hayal gücümün kısıtlanmasını istemedim açıkçası. Henüz kitabı okumayan ve filmi izlemeyenler varsa da önerim bu yönde. Çünkü filmi izlerken kitabı okumasaydım anlamazdım, dediğim çok sahne oldu. Zaten film, kitabın özetinin özeti gibi olmuş. Kitapta olan bazı şeyler, bence önemli şeyler, hiç olmuyor. Bu açıdan film beni biraz hayal kırıklığına da uğratmadı değil. Ama 2 saate 416 sayfayı sığdırmalarını beklemek de zor tabi. Son eleştirim de kitaptaki eğlenceli dilin filmde buharlaşması.

 Goodreads okuyucuları tarafından 2014'ün en iyi bilimkurgu romanı seçilen kitap bunu sonuna kadar hak ediyor. Eğer bilimkurgu meraklısıysanız ya da okumak için farklı ve eğlenceli bir kitap arıyorsanız, tebrikler! Aradığınız kitabı buldunuz!

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

24.12.2017

KARANLIĞIN SOL ELİ ~ URSULA K. LE GUİN

 Ursula K. Le Guin sadece kendine ait bir dünyası değil, kendine ait bir evreni olan yazar. Muhteşem bir zeka. Bu zeka insana hayran olmamak gibi bir seçenek bırakmıyor. Bir romancının işi yalan söylemektir, diyor Ursula ve bize bu kitabıyla muhteşem yalanlar söylüyor. 
 Düşünsenize Kış olarak adlandırdığınız gezegene tek başınıza bir dünyalar birliğini temsil eden Ekumen adına gönderiliyorsunuz. Hava sizin için hep soğuk. Onlar için yaz sizin dünyanızda kış. Ve kışları sizin için neredeyse ölümcül bir soğuk demek. İnsanları sizden daha kısa ve çift cinsiyetli. Neler hissederdiniz? Neler düşünürdünüz? Ya da en önemlisi başınıza neler gelebilirdi?
 Ursula K. Le Guin, böyle bir gezegende Genli Ai'nin başına gelenleri anlatmış Karanlığın Sol Eli'nde. İlk önce "L" harfini söyleyemediği için ona Genri Ai diyen Karhidelilerin ülkesine giden elçimiz burada iki yıl kadar kalıyor. 
  Kış gezegenine Gethen de deniyor. Ben kitabı okurken kafamı en çok karıştıran şeyler bunlardı; Kış, Gethen, Karhide hangisi ülke, hangisi gezegen ancak kitabın ortalarında çözebildim. Karhide ve Orgoreyn ise iki farklı ülkenin adı. Başka ülkelerde var ama ön plana çıkan iki ülke Karhide ve Orgoreyn.
 Elçiye bu iki ülkede de inananlar ve sahtekar olarak görenler çıkıyor. Sahtekar olmadığını ispatlamak için sabırla uğraşan elçimiz Genli Ai, ilerlemenin önemli olmadığı Kış halkı için, özellikle Karhideliler, bir sapkın. Kış halkı sadece kemmer denilen bir dönemde cinsel özelliklere sahip oluyor ki kimin kadın kimin erkek olacağı da önceden bilinmiyor. Bu sürekli değişiklik gösteren bir durum. Genli Ai sürekli kemmerde olduğu için onu sapkın olarak görüyorlar. Bu toplumda tecavüz diye bir şey de yok. İnsan sadece insan olarak görülüyor; kadın-erkek olarak ayrımcı davranışlarda bulunulmuyor.


 Gethen'de kavga, cinayet, çatışma  olsa bile savaş diye bir şey yok. Savaş için bir kelimeleri bile yok. Oysa ki kar yağışını tanımlamak için onlarca kelimeleri var. Çünkü insanlar sadece ihtiyaç duydukları kelimeleri oluştururlar. Hiç savaş olmayan bir yerde neden savaş gibi bir kelime ihtiyaç olsun ki?
 Karhide başbakanı Estraven, Karhide bir millet değil, bir aile kavgasıdır diyor. 
 Biseksüel bir toplumda kendisine benzemeyen insanların arasında kalan elçinin yine en yakın olduğu kişi Başbakan Estraven. Ona her ne kadar güvenmese de Estraven ülkesinin bir dönüm noktasından geçtiğini fark eden tek kişi. Elçinin ona güvenmemesinin nedeni ise kültür farklılıkları. Estraven, elçinin gururunu incitmeden yardım ettiğini düşünürken elçi onun bu hareketlerini sinir bozucu buluyor. Kendisine yardım etmediğini düşündüğü bu başbakana da hiç güvenmiyor. 
 Karhideliler için şifgretor olarak bilinen gurur diye çevirilebilecek ama insanları daha hassas olmaya iten bir durum var. Birbirlerinin şifgretorlarına hakaret etmemek için her şeyi ince ince düşünüyorlar. Elçi de bu şifgretora hakaret etmeden Karhide'yi 80 dünyanın katıldığı Ekumen'e katılmak için ikna etmeye çalışıyor. Fakat onun dünyasında böyle bir şey olmadığı için içten içe oldukça zorlanıyor.
 Orgoreyn ise bizim toplumlarımıza daha yakın bir toplum. Daha gelişmiş ve kontrolcü bir yapısı var. İletişim ve haberleşme bile devletin kontrolü altında. Devlet ile kastettiğim şey de yöneticiler değil, bu yöneticilerden çok daha güçlü bir konumları olan sarflar. Orgoreyn biraz daha modern dünyadan nasibini almış; entirika, yalan, nabza göre şerbet vermeyi bilen bir ülke. 
 Bütün bunlar Genli Ai için oldukça karmaşık ve zorlu bir süreçti. Aslında hiçbir dünya kendi içinde karmaşık değildir, gözlemleyenin sistemi içinde karmaşıktır. Çünkü yazılı ve özellikle yazısız normları farklıdır. Bütün bunlara uyum sağlamaya çalışmak herkes için zorludur. Karhide ve Orgoreyn'de bile değişen yazılı ve yazısız normlar, yani sistem, büyük farklar gösterir. Çünkü bütün sistemler kendi adına hareket eder ama diğerlerinin hareketlerini göz önünde bulundururlar.
 Zihni oldukça zorlayan bir kitaptı. Yazar o kadar detaylı bir dünya oluşturmuş ki bunları sindirmek için bazı şeyleri tekrar tekrar okudum. Öyle akıp giden bir kitap değildi belki ama insana gerçek anlamda bir şeyler öğreten, kafasını çalıştıran bir kitaptı. Bilim kurgu meraklılarına şiddetle tavsiye ederim.
 
 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

14.10.2017

DÜNYAYA ORMAN DENİR ~ URSULA K. LE GUİN

   Kitap Fiyatı: ₺ 10,64 [ 07/10/2015 ]  - D&R   

 Ursula K. Le Guin bilim kurgu türünün önemli bir yazarıdır. Bilimsel yönü ağırlıklı olmasa bile gezegenler arasılık, insanların değişimi - ilerleyişi (gerçi kime göre-neye göre ilerleyiş?) anlatarak fantastik bir dünya oluşturuyor, bu da onu bilim kurgu dünyasında önemli bir yere oturtuyor. Le Guin'in dili ağır değil, öyle süslü sözcükleri yok ama anlatmak istediğini yalın ve akıcı şekilde anlatıyor.



 Kitabın ilk bölümü daha çok nasıl bir evrenin içerisinde olduklarını anlatmak için yazılmış bir bölüm. Doğrusu ilk bölümde öyle ilgi çekici bir olay yoktu, daha çok durum anlatılıyordu diyebilirim. Ancak ilk bölümün son sayfalarında olaylar ilginç bir hal almaya başlıyor.


Gezegenleri insanlar tarafından ele geçirilmiş Atsheliler (yaratıkçıklar da deniyor, ancak bu ırkçı bir söylem olarak görülüyor), köle olarak kullanılıyor. Bunun adı her ne kadar gönüllü yardım hizmeti olarak geçse de öyle olmadığını anlatıyor yazar bize. Atsheliler barış yanlısı bir toplum olarak onlara gezegenlerine kabul ediyorlar. Ancak insanlar onların bu davranışını suistimal ederek Atshelilere tecavüz ediyor, şiddet uyguluyorlar. Her iki ırkında birbirini çocuk gibi gördükleri söylenebilir sanırım. Ancak Atsheliler artık şiddet ve tecavüzden bıkmış durumdadır, bu yüzden de insanlara kendi silahlarıyla karşılık vermeye karar verirler. 

 Yüzbaşı Davidson bütün canlılardan üstün gördüğü insan ırkını korumak için oldukça büyük bir uğraş gösteriyor. Gerçi Davidson sadece gezegenler arası değil, dünya içinde de ırkçı olan bir asker. Kendi değerlerini korumak ve kendini haklı çıkarmak için şiddete başvurmaktan kaçınmıyor. Yaratıkçık olarak adlandırdığı Atshelilerin bulundukları gezegenin asıl sahibi olması umurunda değil. Umurunda olan tek şey gezegeni sömürmek.

 İnsanlar kendi dünyalarında orman kalmadığı için başka gezegenlere gidip ormanları kesiyor ve kereste elde ediyorlar. 4 yıl öncede Atshelilerin gezgenine yani Yeni Tahiti'ye gelmişler. Yeni Tahiti'nin ataerkil bir toplumu yok. Onlarda kadınlar yönetimde ön plana çıkıyor ve hatta insanların gezegenlerine erkekleri değil kadınları göndermeleri gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü onlara göre göç edilecek yeri kadınların hazırlaması gerektiğine inanıyorlar; yuvayı dişi kuş yapar misali. 
 Atshe dilinde çöl kelimesinin bir karşılığı yok, çünkü onların dünyasında çöl yok. Ağaçlar onların dostu, yuvası. Yeni Tahiti'nin özü orman ve insanlar ormanlarını, yuvalarını yok ediyor. Atshe dilinde dünya kelimesi aynı zamanda orman anlamına da geliyor. Yani orman onlar için hayat demek. İnsanların aksine ormanları kesip ev yapmıyorlar, ormanları evleri olarak görüyorlar. Köylerinin, şarkılarının adları ağaçlarla ilgili oluyor. 

 Kitapta mükemmel karakter diye bir şey yok. Selver ve Lyubov kitabın iyi karakterleri olsalar bile mükemmel değiller. Le Guin belki de insanlığın içindeki şiddeti yansıtmak için şiddet dolu bir roman yazmış. İnsanların sadece kendilerinden olanı kabul ettiğini ve diğerlerini ötekileştirdiğini göstermiş. Nüfusu 3 milyon olan Atsheliler ile birkaç bin insanın savaşını anlatmış kitabında. Aslında kitapta bir ırka öldürmeyi öğreten insanlık anlatılıyor diyebiliriz. 

 Kitabın Vietnam Savaşı'na göndermelerde bulunduğu bariz biçimde belli oluyor. Ancak kitap sadece bununla kalmıyor, Kızıl Derililerin de aynı şeyleri yaşadığını ima ediyor. Kitabında dünyamızda yaşadığını bildiğimiz tipte karakterler anlatılıyor, yani uzak gelecekte böyle şeylerin yaşanması acı bir şekilde olasılıklar dahilinde.😔 Güzel bir kitaptı, 130 sayfa birkaç saat içinde bitiyor zaten ve yazar ilk bölümden sonra şimdi ne olacak sorusunu okuyucunun kafasına sokmayı başarmış. Gelecek güzel günlerin bizi beklemesi dileğiyle...
 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

  
Devamını Oku »