31.08.2018

ÖLÜMSÜZ KARDEŞİN GÖZLERİ ~ STEFAN ZWEİG

"Hiç yakın olmadım bilgeliğe, ve hiç olmadım günahlardan azade, konuşacak biri olmadan kimsesiz geçirdiğim anlar kadar. " 

 Ağustos ayı için Zweig zamanı!😊😊 Biraz gecikmeli de olsa Ağustos ayının son kitaabıyla karşınızdayım: Ölümsüz Kardeşin Gözleri.
 Ölümsüz Kardeşin Gözleri, Zweig'in biraz da masal tadında yazdığı bir kitap. Dünyanın kirliliğiyle başa çıkmaya çalışan karakterimizin adı Virata. Şimşek Kılıç, Adalet Kaynağı, Nasihat Tarlası ve Yalnız Yıldız da olarak anılan Virata kralının ve ülkesinin baş tacı diyebilirim. Gözü pek bir savaşçı ve iyi bir avcı iken kralına karşı gelen bir grupla savaşmak için emir alır. Bu grup içinde olan ağabeyi Belangur'u da gecenin karanlığında bilmeden öldürüyor.
 Bu olay Virata'nın bütün hayatını değiştiriyor. Savaşçılık hayatını bırakarak günah işlemeden yaşamaya karar veriyor. Bunun için de çeşitli yolları deniyor. Günahsız yaşamak isteyen bir adam Virata. Ne zaman günah işlediğini fark etse öldürdüğü ağabeyinin gözlerini görüyor ve kendine farklı bir yol çizmeye başlıyor. Zaten böyle böyle ediniyor bu dört ünvanı da.
 Virata'nın hikayesi bir çocuğa ders vermek isteyen masal gibi anlatılmış. O yüzden de oldukça akıcı bir dille yazılmış ve hızla okunuyor. Tatlı tatlı anlatılmış dünyanın, insanların kirliliği. Günahların içinde boğulduğunu söylüyor dünyanın aslında bir nevi Zweig. 
 Dünya insanların bencilliğiyle ve hükmetme arzusuyla kirlenirken bu dünyanın kirlerinden arınmak için insanların neleri deneyebileceğini göz önünde bulunduruyor kitap. Peki gerçekten bunun bir çözümü var mı? Kitap bittiğinde ise insan bu soruyla baş başa kalıyor. 

" Kaçamadım ölümsüz kardeşimin gözlerinden ben asla. "


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤
 

18.08.2018

KATİP BARTLEBY ~ HERMAN MELVILLE

 Katip Bartleby yükü hafif pahası ağır bir kitap.💎 Kitapta yapılan gizli eleştiriler günümüzde daha da belirgin hale geldiği için çok kıymetli bir kitap.
 Kitabı bize Katip Bartleby değil, patronu olan avukat anlatıyor. Avukatımız işe diğer üç katibini anlatıyor: Turkey (Hindi), Nippers (Kıskaç) ve Ginger Nut (Zencefilli kek). Bu isimler katiplerin birbirlerine taktıkları takma adlar.Her birinin belirli bir özelliği var bu katiplerin, 12 yaşındaki küçük Zencefilli kekin bile. Avukat, Nippers'ın kafasının doğuştan güzel olduğunu düşünüyor.😂 Ve işleri yoğunlaştığında yeni bir katip daha işe almaya karar veriyor.
 Yeni işe alınan Katip Bartleby ise onların tam aksine özelliksiz bir insan diyebilirim. Sessiz, sakin ve solgun yüzlü bir adam Katip Bartleby. Etliye sütlüye karışmaz derler ya, tam öyle bir insan. Bartleby belgeleri kopyalıyor ancak iş okumaya, yani gözden geçirmeye geldiğinde 'yapmamayı tercih ediyor'. İşte bu noktada avukatla ilişkisi değişiyor. Avukat onu daha da yakından incelemeye başlıyor. Çünkü işlerini kolaylaştırması için işe aldığı katip işlerini zorlaştırıyor.
 Avukat yine de çalılşanına iyi niyetle yaklaşırken Bartleby, bunun farkında değilmiş gibi davranıyor. Aslında Bartleby dünyada bir tek onun tercihlerinin önemli olduğunu düşünüyordu bence. Çünkü herkes dünyayı kendi gözleriyle görür ve bu görüş benmerkezcidir. Bartleby de bunu diğer insanlara saygı çerçevesi içinde gösteriyordu.
 Bartleby'nin bir başka özelliği de özelliksiz oluşuydu. Yani onun herhangi bir şey yapma alışkanlığı yoktu. O sadece hayatını yaşıyordu. Hiçbir şeyin ya da hiç kimsenin kölesi olmuyordu. Katip Bartleby, sadece yapmayı tercih ettiği şeyleri yapıyordu.
 Patronu ise kapitalizm çarkına kapılmış diğer insanlar gibi acımasız değildi. Bartleby'ye yardım etmek istiyordu ama elinden gelmiyordu. Belki de bu yardımla Bartleby'yi dünya sisteminin içine kıstırmak istiyordu. Çünkü Bartleby dünya sisteminin içinde olmayan bir karakterdi, onun bambaşka bir dünyası vardı.
Kısacası kitap ince olmasına rağmen derin bir okuma gerektiriyor. Zaten atıf yaptığı bazı kısımlarda yazarın ne kadar donanımlı olduğunu anlamamak mümkün değil. Kitabın dili de oldukça akıcı, zaten kitabın 50 sayfalık bir kısa hikaye olduğunu da söylemiştim. İnsanlığın ne hallere düştüğünü göstermek için yazılmış olduğunu söyleyebileceğim güzel bir kitap.

 " Ama öyledir, bağnaz kafaların sürekli baskısı, sonunda daha cömert olanların tüm kararlılığını yer bitirir. "

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤

11.08.2018

İSTEDİĞİM SENSİN (DEDİKODUCU KIZ 06) ~ CECİLY VON ZİEGESAR

 Çılgın karakterlerimizin üniversiteye bir adım daha yaklaştıkları maceralarla dolu bir hikayesini daha bitirdim. Doğrusu 13 kitaplık seride hiç üniversiteye gittiklerini görebilecek miyiz, şüpheye düşmeye başladım.😓

 Yine de Dedikoducu Kız kaldığı yerden devam ediyor! Vanessa'nın üniversiteye kabul süreciyle ilgli çektiği bir filmle başlıyor kitap. Tabiki kameranın karşısına ilk geçen kendinden bahsetmeye bayılan Blair oluyor!

 Kitabın içeriğine tamamen dönmeden önce Amerika'daki sistemi biraz açıklamak istiyorum. Bizim gibi onların da SAT sınavları var; ancak bu sınav tek belirleyici değil. Lisedeki notlarınız, okul sıralamanız da çok önemlidir. Ayrıca her öğrenci her yere girebilir. Yani bizim sistemimizin aksine oldukça esnek ve öğrenciye fırsatlar tanıyan bir sistemleri var.

 Serena da tam olarak bu sistem sayesinde Amerika'daki en iyi okullara kabul ediliyor. Yale'de dahil! Ve Nate sportmen kimliği ile Yale'in peşinde koştuğu bir aday haline geliyor! Ve bizim en çalışkan en hayırsever Blair'imiz ise Yale'in ancak yedek listesine girebiliyor.😓 Gerçi geçirdiği iki Yale mülakatından sonra bunun iyi bile olduğunu söyleyebilirim sanırım.

 Kitapta geçen en büyük sorun da bu. Nate ve Serena, Blair'in en büyük hayali olan Yale'e kabul edilirken Blair'in kabul edilmemesi. Aslında Blair başvurduğu tek bir okuldan kabul alabiliyor; o da en başından beri garanti olarak yazdığı Georgetown. Serena ise başarısızlıklar ve eksikliklerle dolu lise hayatına rağmen başvurduğu bütün okullara kabul ediliyor. Harvard dahil!

 Blair mutlu olmak için tek şansının Yale ve Nate olduğunu düşünürken Serena her çiçekten bal alan arı gibi etrafta dolaşıyor.🐝 Çünkü Serena'nın sahip olamadığı tek şey gerçek aşk.

 Dan ve Vanessa ilişkisi köklü değişimlere uğramaya başlıyor diyebilirim. Bilirsiniz, bir şey başladı mı arkası çorap söküğü gibi gelir derler ve ben arkasının önümüzdeki kitaplarda geleceğine inanıyorum.

 Kitapta dikkatimi çeken bir diğer nokta Blair'in hayır diyemiyor olması. Dünyanın en cadı insanı olabilir ama birileri ondan bir şey istediğinde hayır demeyi bilmiyor ve genelde başını da bunlar belaya sokuyor. Kendini sürekli bir filmin ya da kitabın içindeki karakterin yerine koyması da bir başka huyu.

 Özgüvensiz Jenny iyiden iyiye Serena'nın çakması haline gelmeye başlıyor ve skandallara karışıp mankenlik maceraları peşinde koşuyor! Sanırım bu kız yavaş yavaş bir yerlere gelecek!

 Ah! Belirtmeden geçemeyeceğim bir nokta daha: Diziyi izleyenler Chuck'ın Maymun adında bir köpeği olduğunu bilirler. Şey, kitapta Maymun gerçek bir maymun! Adı da Tatlım.🐒😊

 Paranın, ünün ve iyi ailelerin çocukları olmanın avantajını sonuna kadar kullanan karakterlerimizin gelecek maceralarını sabırsızlıkla bekliyorum!

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 



" Beni sevdiğinizi biliyorsunuz. "




4.08.2018

ŞEYTAN DİYOR Kİ ~ GAELEN FOLEY

 Cehennem Kulübü serisinin ilk kitabını karşınıza çıkarmış bulunmaktayım! Öncelikle Cehennem Kulübü Serisi’nin kitaplarını şöyle bırakayım da yorumuma öyle geçeyim:
1)Şeytan Diyor Ki
2)Davetsiz Misafir
3)Küllerinden Doğan
4)Cennetin Ateşi
5)My Scandalous Viscount
6)My Notorious Gentlemen
7)The Secret Of A Scoundrel

 Epsilon’un çoğu zaman yaptığı gibi yine yarıda kalmış bir seriye başladığınızı bilin isterim. Bunun için serinin çevirisi “henüz” yapılmamış kitaplarını da yazdım. Yani serinin dilimize tamamen çevirilmesini beklemekteyiz.
 Rotherstone Markisi, Max St. Alban marki olmasının yanı sıra eğitimli bir tetikçidir de! Tetikçiliğinden bulduğu boş vakitte de evlenip aile adını temizlemeye karar vermiştir. Ancak ailesinin adını temizleyecek olan kızın oldukça seçkin biri olması lazımdır. Daphne Starling ise son zamanlarda sosyetede adı kötüye çıkmış bir genç kızdır. Ayrıca üvey annesi tarafından da evliliğe zorlanmaktadır. Max’in Daphne ile evlenmemek için onlarca nedeni varken kendini yine de kızdan alıkoyamamasının tek bir nedeni vardır: Aşk!
 Aşk devreye girdiğinde mantık tablodan çıktığına göre Max’i pek de suçlayamayız. Özellikle hayatı boyunca ilk kez böyle sevildiği düşünülecek olursa.
 Max St. Alban, küçükken babasının borçları nedeniyle Cehennem Kulübü adı altında kurulan bir teşkilata satılmıştır. Burada usta bir tetikçi, ajan haline gelir. Oysa sosyetede bu kulübün hovardalar ve işe yaramaz soylularla dolu olduğuna inanılır. Tam da bu nedenle Daphne’nin en yakın arkadaşı Carissa, bu ilişkiye karşı çıkar.
 Aslında ilişkiye karşı çıkan tek kişi Carissa değildir, Daphne’nin ta kendisi de bu ilişkiye karşıdır. Hayatının kontrolünü kendi elinde tutmak isteyen ve dönemine göre özgür olmak isteyen Daphne, yaşadığı hayat tarzı nedeniyle tam bir kontrol delisi olan Max ile iyi bir ilişki yürütemeyeceklerine inanır. Bu nedenle de Max’ten kaçmaya çalışır, ancak o da bir kere aşkın tuzağına düşmüştür!
 Kitap genel olarak bu şekilde ilerliyor. Okunması kolay ve eğlenceli bir kitap. Daphne’nin kendine rağmen adamı reddetmeye devam etmesi ilginçti. Yüksek sesle kahkaha attığımı söyleyemem sanırım ama hızlı okudum ve gerçekten beni sardığı için hızlı okudum. Olaylar iyi kurgulanmıştı.
 Yazarın okuduğum ilk kitabıyd ki zaten onlarca kitabı olmasına rağmen dilimize sadece dört kitabı çevirilmiş durumda. Bu üzücü detayı atlarsak, ben yazarı sevdim (Bu, durumu daha da üzücü yapıyor ama neyse...😓) Serinin kalanını okumak için sabırsızlanıyorum. Ah, ayrıca yazar serinin sıradaki kitabı için bir temel hazırlayarak kitabını bitirmiş. Sanırım en çok da bunu sevdim.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤