30.12.2017

BİR NOEL ŞARKISI ~ CHARLES DİCKENS

 Yarın yılbaşı olduğu için bu hafta yılbaşı konulu bir kitap seçtim.😊 Bir Noel Şarkısı, 1843 noeli için yazılmış bir kitap. Aslında bir çocuk kitabı diyebiliriz ama yediden yetmişe herkesin okuyabileceği bir Charles Dickens hikayesi aynı zamanda. Charles Dickens bu hikayeyi borç kapatmak için yazmış. Ancak yine de oldukça içten bir şekilde yazılmış hikaye. Hatta kitabın başına okuyucuları için şöyle de bir not düşmüş:

 1843 yılında yazılan kitap günümüzde hala önemini kaybetmemiştir. Bu kitabın konu edildiği birkaç film çekilmiş, kitap defalarca yeniden basıma girmiştir. Yeni yıl ile ilgili bir kitap denildiği zaman da ilk akla gelen kitaptır, diyebiliriz.
 Gelelim kitabın içeriğine. Kitapta beş bölümden oluşan küçük, hayaletli bir hikaye anlatılıyor. İlk bölümde biraz daha karakter özellikleri hakkında bilgi verilmiş. Scrooge tam bir profesyonel iş adamı. Taş kalpli, işçilerini sonuna kadar kullanan, insanları umursamayan bir adam. Umursadığı tek şey ise para. Peki bu parayla güzel, mutlu bir hayat mı yaşıyor? Aksine, çok zengin olmasına rağmen sefil bir hayat yaşıyor. 
 7 yıl önce kaybettiği arkadaşı Marley'de onun gibiymiş zaten. İş ortağı olarak birbirlerinin en yakın
arkadaşlarıymış. Scrooge'da Marley'nin evinde yaşıyor ve noelden bir gün önce Marley'nin hayaleti eve geliyor.
 Marley, en yakın arkadaşı olarak gördüğü Scrooge için bir hayalet olarak karşısına çıkıyor. Yeni yıl Scrooge hariç herkesi bir mutluluğa sürüklemektedir. Oysa Scrooge için yeni yıl sıradan bir gündür ve insanlar daha da sinir bozucudur. Marley bunu düşünerek bir hata yapmı ve sonuç olarak bir acı çeken bir hayalet olmuştur. Aynı şeyin en yakın arkadaşının başına gelmesini de engellemek istemektedir. Bu nedenle de Scrooge'a bir şans tanınması için üç hayaletle anlaşma yapmıştır: Geçmiş Noel Hayaleti, Bugünün Noel Hayaleti ve Gelecek Noel Hayaleti.
 Her  bölümde bir hayaletle karşılaşması anlatılan Scrooge bu durum karşısında büyük bir şok yaşar. Bu bölümlerde Scrooge'ın neden böyle biri olduğunu, kendisine nasıl davranıldığını unuttuğunu gösterir bize Dickens.


 Dickens parasızlık çekerken paranın her şey olmadığını anlatan bir hikaye yazan parlak bir yazardır. Yani umut hep vardır. İnsanlığın en büyük ilacı değil midir zaten umut?
 Sıradan bir noel hikayesinin Dickens'ın kaleminden çıkmış hali olarak tanımlayabiliriz bu kitabı.
 Herkese mutlu, umutlu, sağlıklı, huzurlu bir yıl dilerim. Mutluluk paçalarınızdan aksın. 😁😁

 Yeni yılda, bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 


24.12.2017

KARANLIĞIN SOL ELİ ~ URSULA K. LE GUİN

 Ursula K. Le Guin sadece kendine ait bir dünyası değil, kendine ait bir evreni olan yazar. Muhteşem bir zeka. Bu zeka insana hayran olmamak gibi bir seçenek bırakmıyor. Bir romancının işi yalan söylemektir, diyor Ursula ve bize bu kitabıyla muhteşem yalanlar söylüyor. 
 Düşünsenize Kış olarak adlandırdığınız gezegene tek başınıza bir dünyalar birliğini temsil eden Ekumen adına gönderiliyorsunuz. Hava sizin için hep soğuk. Onlar için yaz sizin dünyanızda kış. Ve kışları sizin için neredeyse ölümcül bir soğuk demek. İnsanları sizden daha kısa ve çift cinsiyetli. Neler hissederdiniz? Neler düşünürdünüz? Ya da en önemlisi başınıza neler gelebilirdi?
 Ursula K. Le Guin, böyle bir gezegende Genli Ai'nin başına gelenleri anlatmış Karanlığın Sol Eli'nde. İlk önce "L" harfini söyleyemediği için ona Genri Ai diyen Karhidelilerin ülkesine giden elçimiz burada iki yıl kadar kalıyor. 
  Kış gezegenine Gethen de deniyor. Ben kitabı okurken kafamı en çok karıştıran şeyler bunlardı; Kış, Gethen, Karhide hangisi ülke, hangisi gezegen ancak kitabın ortalarında çözebildim. Karhide ve Orgoreyn ise iki farklı ülkenin adı. Başka ülkelerde var ama ön plana çıkan iki ülke Karhide ve Orgoreyn.
 Elçiye bu iki ülkede de inananlar ve sahtekar olarak görenler çıkıyor. Sahtekar olmadığını ispatlamak için sabırla uğraşan elçimiz Genli Ai, ilerlemenin önemli olmadığı Kış halkı için, özellikle Karhideliler, bir sapkın. Kış halkı sadece kemmer denilen bir dönemde cinsel özelliklere sahip oluyor ki kimin kadın kimin erkek olacağı da önceden bilinmiyor. Bu sürekli değişiklik gösteren bir durum. Genli Ai sürekli kemmerde olduğu için onu sapkın olarak görüyorlar. Bu toplumda tecavüz diye bir şey de yok. İnsan sadece insan olarak görülüyor; kadın-erkek olarak ayrımcı davranışlarda bulunulmuyor.


 Gethen'de kavga, cinayet, çatışma  olsa bile savaş diye bir şey yok. Savaş için bir kelimeleri bile yok. Oysa ki kar yağışını tanımlamak için onlarca kelimeleri var. Çünkü insanlar sadece ihtiyaç duydukları kelimeleri oluştururlar. Hiç savaş olmayan bir yerde neden savaş gibi bir kelime ihtiyaç olsun ki?
 Karhide başbakanı Estraven, Karhide bir millet değil, bir aile kavgasıdır diyor. 
 Biseksüel bir toplumda kendisine benzemeyen insanların arasında kalan elçinin yine en yakın olduğu kişi Başbakan Estraven. Ona her ne kadar güvenmese de Estraven ülkesinin bir dönüm noktasından geçtiğini fark eden tek kişi. Elçinin ona güvenmemesinin nedeni ise kültür farklılıkları. Estraven, elçinin gururunu incitmeden yardım ettiğini düşünürken elçi onun bu hareketlerini sinir bozucu buluyor. Kendisine yardım etmediğini düşündüğü bu başbakana da hiç güvenmiyor. 
 Karhideliler için şifgretor olarak bilinen gurur diye çevirilebilecek ama insanları daha hassas olmaya iten bir durum var. Birbirlerinin şifgretorlarına hakaret etmemek için her şeyi ince ince düşünüyorlar. Elçi de bu şifgretora hakaret etmeden Karhide'yi 80 dünyanın katıldığı Ekumen'e katılmak için ikna etmeye çalışıyor. Fakat onun dünyasında böyle bir şey olmadığı için içten içe oldukça zorlanıyor.
 Orgoreyn ise bizim toplumlarımıza daha yakın bir toplum. Daha gelişmiş ve kontrolcü bir yapısı var. İletişim ve haberleşme bile devletin kontrolü altında. Devlet ile kastettiğim şey de yöneticiler değil, bu yöneticilerden çok daha güçlü bir konumları olan sarflar. Orgoreyn biraz daha modern dünyadan nasibini almış; entirika, yalan, nabza göre şerbet vermeyi bilen bir ülke. 
 Bütün bunlar Genli Ai için oldukça karmaşık ve zorlu bir süreçti. Aslında hiçbir dünya kendi içinde karmaşık değildir, gözlemleyenin sistemi içinde karmaşıktır. Çünkü yazılı ve özellikle yazısız normları farklıdır. Bütün bunlara uyum sağlamaya çalışmak herkes için zorludur. Karhide ve Orgoreyn'de bile değişen yazılı ve yazısız normlar, yani sistem, büyük farklar gösterir. Çünkü bütün sistemler kendi adına hareket eder ama diğerlerinin hareketlerini göz önünde bulundururlar.
 Zihni oldukça zorlayan bir kitaptı. Yazar o kadar detaylı bir dünya oluşturmuş ki bunları sindirmek için bazı şeyleri tekrar tekrar okudum. Öyle akıp giden bir kitap değildi belki ama insana gerçek anlamda bir şeyler öğreten, kafasını çalıştıran bir kitaptı. Bilim kurgu meraklılarına şiddetle tavsiye ederim.
 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

16.12.2017

UÇAN HALININ AYRODİNAMİK SORUNLARI ~ TUNA KİREMİTÇİ

 " Dünyayı fethedecek bir roman yazmak ne kadar zor olabilir? "

 Kitabın başlangıç cümlesiydi bu. Aşk romanlarının unutulmaz yazarı Berkay Uysal, dünyayı fethedecek bir roman yazmaya karar veriyor ve başına gelmeyen iş kalmıyor.😁
 Berkay Uysal yazdığı romanları beğenmeyen ama para kazanmak için bu tip romanlar yazmaya devam ediyor. Çünkü bu romanlar sayesinde eşi Zeynep ve kızı Müge ile maddi sorunlar yaşamadan güzel bir hayat sürüyorlar. Yazdığı romanlardan hoşlanmıyor, hatta aşk romanlarının unutulmaz yazarı olarak anılmak da canını sıkıyor ama yaşadıkları rahat hayatı değiştirmek istemiyor. Bu romanları yazmaktan duyduğu sıkıntıyı da bıçak koleksiyonuyla ilgilenerek atıyor. Unutulmaz aşk romanlarının yazarının bir bıçak koleksiyonu sahibi olması başta biraz garip gelse de kitabı okudukça bıçakların onu rahatlatma nedenini anlayabiliyorsunuz.


 Dünyayı fethedecek roman olarak Batı'nın beğeneceği bir kitap yazmaya çalışıyor. Çünkü Batı, dünya demek bir nevi. Batı'nın beğendiği şeyler bütün dünyaya yayıldığı için böyle bir tavır takınıyor. Aslında ben Tuna Kiremitçi'nin burada biraz iğneleme, laf sokma yaptığını düşünüyorum. Oldukça haklı bir şekilde dünyanın Batı'dan ibaret olmadığını ima etmeye çalışıyor.
 Batı'nın ilgisini çekmek için ise Anadolu'yu kullanmaya karar veriyor. Aslında Anadolu hakkında sığ düşünceleri olan bir yazar. Ancak Orhan Pamuk ve Elif Şafak'ın izinden giderek Anadolu hakkında yazmaya karar veriyor.
 Yakında 50 yaşına basacak olan Berkay biraz da bu yaşına kadar gerçek anlamda bir şeyler yapamadığını düşünüyor. Zaten 50 yaşında olmak onun için korkunç bir şey ve artık biraz da bu nedenle dünyayı fethedecek bir roman yazmaya karar veriyor. Abileri Turabi ve Celayir de kardeşlerinin 50. doğum gününde hapisten kaçınca olanlar oluyor.


 Berkay Uysal, Natalie Portman takıntısı olan orta yaşlı bir adam. Her bölümde en az bir kere adı geçiyor. Yüzeysel romancılıktan derin bir yerlere inmeye çalışırken de hayallerindeki Natalie Portman onu teşvik ediyor. Karısı Zeynep de Natalie Portman ile yaşamaya alışmış ve Berkay'ın Natalie hakkındaki duygularını biraz da bıkkınlıkla umursamamayı öğrenmiş. Hatta o kadar Natalie Portman takıntılı bir adam ki kızının adını başta Matilda koymak istemiş. Bilenler bilir Matilda, Portman'ın canlandırdığı ilk efsane karakterdir.
 Evi terk ettikten sonra şans eseri karşılaştığı insanlar sayesinde Berkay olmuş bir adam. Berkay aslında gerçek adı değil. Gerçek adı Abidin ve Abidin hayatla başa çıkamayacağı için Berkay olmuş, yani kendini korumak için. Yıllar sonra abileri tekrar karşısına çıktığında önce biraz afallasa da içten içe hala onları seven küçük bir kardeş Abidin/Berkay. Aile, ailedir. Anne babanızın ya da kardeşleriniz kim olacağını seçemezsiniz ve onları n'olursa olsun seversiniz. Bu sevgi şartlara göre büyür, küçülür ya da yok olur. Turabi de Celayir de ve hatta Abidin de kendi çaplarında birbirlerine yardım ederek aile olmaya çalışıyorlar.
 Kitabın adında kullanılan ayrodinamik kavramı hakkında da ufak bir açıklama yapayım hemen. Ayrodinamik; katı kütlelerin havayla etkileşimi inceleyen bilim dalı. Zeynep bu kavramı hayattaki her şey için kullanıyor. Ayrodinamiği iyi olan kitaplar çok satanlara giriyor, olmayanları zaten Berkay yayınlamıyor. Ayrodinamik kelimesinin olayı da yüzeysel olarak bu.
 Toplumda yer edinememiş iki abi ve bir sızıntı gibi sızarak toplumda yer edinmiş Berkay'ın hikayesi anlatılıyor. Abidin'in de toplumda yeri yok Berkay için. Oldukça da güncel bir roman. Yakın zamanda gerçekleşmiş olaylar anılıyor.
 Kitapta her şey fazla ani oluyor. İnsana bir olayı sindirmek için herhangi bir fırsat vermiyor, hayat gibi. Büyük olaylar o kadar sade, abartısız ve sıradan anlatılıyor ki insan okumak için heyecanlanıyor. Dil çok gerçekçi ve insanın başını ağrıtmıyor. Ama öyle alelade bir metin de değil ki bence bütün bu özelliklerin bir arada yer alabilmesi muhteşem bir şey. Güzel bir kitaptı, çabucak bitti. Yer yer eğlenceli, yer yer düşündürücüydü.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

9.12.2017

BİR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT ~ STEFAN ZWEİG

 Zweig kitabının açılışını bir tartışma sahnesi ile başlatıyor. Pansiyonda kalan misafirler bir skandal üzerine yüzeysel sohbetlerini kenara bırakıp tartışmaya başlıyorlar. Skandalın başkahramanı yakışıklı bir Fransız ile fabrikatörün karısı, iki çocuk annesi Henrietta. Yakışıklı Fransız'ın uzun uzun tasviri yapılıyor ve övgüler alıyor. Zweig kitabı okuyan tek bir kişi bile onu beğenmeyip burun kıvırmasın istemiş. Kibar, mütevazi, her kesimle ilişki kuran, hoş sohbeti olan birisi Fransız. Ancak kendisi fabrikatörün karısıyla kaçınca bir skandal patlak veriyor.
 Bir kadın nasıl sadece birkaç saat geçirdiği biriyle iki çocuğunu da arkasında bırakarak kaçar, sorusu üzerine dönüyor masadaki tartışma. Bu tartışma aslında anlatıcımız ile masanın kalanının fikir çatışmasından doğuyor. Anlatıcıya göre bir kadın için birkaç saatoldukça önemliyken diğerleri uzun zamandır saklanan bir yasak aşk olduğunu savunuyor. Bu tartışmadan sonra pansiyon müşterilerinden olan Bayan C. ile anlatıcı yakınlaşıyor. Bayan C. İngiliz bir elit olarak görülüyor. Kadın bir mektup yazıp anlatıcımıza ulaştırıyor ve kitabımızın asıl kahramanının Bayan C. olduğunu anlıyoruz.
 Zweig kitaba giriş için oldukça muazzam bir yol seçmiş. Küçük ve yüzeysel bir olayla başlayan kitap benzer bir olayın derine inmesiyle devam ediyor. 
 Ardından 67 yaşındaki Bayan C. anlatıcımıza 27 yıl öncesini anlatmaya başlıyor. Kendisi kocasının ölümüyle boşluğa düşmüş bir kadın. Ancak hala kocası varmış gibi yaşamını devam ettirmekte olan kadın, eskiden kocasıyla gittiği bir kumarhaneye gidiyor. Kocasının ona öğrettiği taktik üzerine oyun oynayanların ellerini incelemeye başlıyor. Zweig oldukça uzun bir şekilde eller ve kumarın bağlantısıyla ilgili tasvirler yapmış. Ve Bayan C. aniden gördüğü bir çift ele adeta vuruluyor. Maceramızda burada sonra başlıyor. 
 Bayan C.'nin vurulduğu bu adam en fazla 24 yaşında olan bir genç. Erkeksi değil ama etkileyici bir genç olmakla beraber Bayan C. en çok onun ellerinden etkileniyor. Genç adamın ellerinden hissettiği gerilim ve heyecan kadını adeta çarpıyor diyebiliriz. Bu gencin bir kumarbaz olduğunu ve o gece her şeyini kaybettiği için intihara kalkışacağını bir bakışta anlıyor Bayan C. ve ona yaklaşmasıyla asıl olay başlıyor. 


 Sigmund Freud kitabın küçük bir başyapıt olduğunu söylemiş. Açıkçası okuduğum en iyi Zweig kitabı değildi ama yine de iyi bir kitaptı. Gün içerinde okunabilecek lokmalık bir kitap olduğunu da söylemeliyim. İnsanların daha doğrusu kadınların arzuları için neler yapabileceğini ve bu arzunun bitmesiyle neler hissedeceğini anlatmış Zweig. Kadınların psikolojik analizlerini oldukça da iyi yapmış, çünkü kendimi o kadının yerine koyduğumda evet, bende bunu hissederdim, diyebildim. Kısa zamanda gerçek bir şeyler hissetmek isterseniz tavsiye edeceğim bir kitaptır kendileri.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

2.12.2017

AŞK SENİ DE VURUR ~ JULİE GARWOOD

 Highlands' Lairds serisinin son kitabını bitirerek bir tarihi aşk roman serisinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Mükemmel olmasa da güzel bir seri olduğunu itiraf etmeliyim. Baş karakterlerimiz St. Biel'li Prenses Gabrielle ve İskoç Beyi Colm MacHugh. Bir önceki kitaptan gelen karakterimiz ise Brodick, Ramsey değil.😔

 Colm MacHugh, Herkül kadar güçlü ve tabiki savaşta oldukça acımasız biri; yenilmesi de yakalaması da imkansız. Ki bu benim aklıma şu soruyu getirdi, yenilmesi imkansızsa neden kaçsın ki? Sonuçta sadece kaçan biri yakalanabilir. Ayrıca Colm bir önceki kitaptan tanıdığımız Brodick'ten daha öfkeli ve tehditkar. Tam bir yalnız kovboy olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Neyse, kızımız Gabrielle ise yine herkesin peşinde olduğu güzeller güzeli bir kız. Yani bir başka iki mükemmel karakterin aşkını anlatıyor Garwood bize. Bu arada Gabrielle, Brodick'in karısının kuzeni olduğu için Brodick ona az da olsa aile ilgisi gösteriyor.

 Gabrielle yaşlı bir bey olan Monroe ile evlendirilmek üzere İskoçya'ya gönderiliyor. Gabrielle'in babası Monroe ile olan evliliği kızının güvenliği için kabul ediyor. Açgözlü Kral John (kendisi önceki kitapta Arianna'nın hazinesinin peşindeydi), St. Biel hazinesinin peşine düşüyor. Gabrielle'in de bu konuda bir şeyler bildiğinden şüpheleniliyor.

 Kızın çeyizi Kral John'a ait olan ve oldukça verimli toprakları olan Finney Ovası. Ovanın komşusu olan klanlar da aralarında bu ova için kavga ediyor. Bu klanlardan biri de Colm'un klanı. Aynı ovanın peşinde olan MacKenna klanıyla MacHugh klanı arasındaki bu çekişme sonucu Colm'un 'güçlü savaşçı' kardeşi Liam kaçırılıyor. (Daha sonra kitapta Liam da bizim sorduğumuz soruyu sorup bu kadar güçlü olup nasıl kaçırıldığını anlayamadığını söylüyor. Yani yazar da bağlantıyı tam anlamıyla kuramamış ama muhtemelen tekrara düşmemek için de Liam'ı küçük bir çocuk yapmamış.) Bir tesadüf sonucu Gabrielle, Liam'ı görüyor ve onun kim olduğunu bilmeden onu kurtarıyor. Ancak Colm, başka olaylar nedeniyle kardeşini kurtaranın Brodick olduğunu düşünüyor. Zaten kız kitabın sonlarına doğru Liam'ı kurtardığını söylemeye karar veriyor.

 Gabrielle'in evleneceği  Bey Monroe bir cinayete kurban gidince olaylar patlak veriyor. Gabrielle'in başına gelmeyen kalmıyor ve Brodick, Colm'dan borcunu ödemesi için Gabrielle ile evlenmesini istiyor. Yani aşkla başlayan bir ilişkileri yok hatta kız Colm'u ilk gördüğünde korkudan nefesi kesiliyor. Ancak garip bir şekilde bir anda Colm'dan hoşlandığını da öğreniyoruz.

 Sonuç olarak mükemmel olmayan ama güzel ve eğlenceli bir kitapla karşı karşıyayız. Lokmalık bir kitap olduğunu da söylemeliyim. Öyle kafa yoran bir tarafı yok. Tarihi aşk romanları arasında okunabilitesi yüksek romanlardan.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤