epsilon yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
epsilon yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.07.2023

BİZ EVLENİYORUZ ~ JULIA QUINN

" "Her şey değişiyor," diye fısıldadı, "ve ben bunu durduramıyorum." "

 Ve Bridgerton kardeşler serisinin (dilimize çevrilen kısmının) sonuna geldik! Artık Netflix'te Bridgertonları izleyebilirim. Netflix'in Julia Quinn'in kitaplarına el atmasının en yararlı tarafı Türkiye'de tarihi aşk romanlarının (tabiki en başta Julia Quinn) çevirisinin artması oldu. Ben bir kitapsever olarak bunu sevinçle karşıladım tabiki. Neyse biz son bekar Bridgerton'a Gregory'ye dönelim.

"Manastırdaki yaşlı papazın kelebek koleksiyonu yapması gibi, kırık kalp biriktirirdi o da."

1827 yazındayız. Gregory Bridgerton koşarak kiliseye gitmekte ve bir düğün törenini bölmek üzeredir. Ah, ama yazarımız bir anda bize hikayenin başını anlatmadığını fark edip iki ay öncesine götürür okuyucuyu. Etkileyici ve benim sevdiğim bir başlangıç bu. (Judith McNaught da aynısını Düşler Krallığı'nda yapar ki en sevdiğim tarihi aşk romanıdır.) Zaten kitabın orijinal adı da Bridgertonlar: Düğün Yolunda ama Biz Evleniyoruz diye çevirmişler maalesef... 🙄

"Lucy omuz silkti ve "Siz kötünün iyisisiniz, Bay Bridgerton," dedi."

 Gregory Bridgerton aşka inanan ve aşkı arayan nadir erkeklerden bir tanesidir. Nasıl inanmasın ki?! 7 kardeşi ve anne babası bir aşk evliliği yapmıştır! 26 yaşındaki son bekar Bridgerton olarak evlenmek için aşkın onu çarpmasını beklemektedir ve Kate'in düzenlediği dans partisinde bir kızı görüp çarpılır: Hermione Watson. (Bence yazar burada Harry Potter hayranlığını konuşturmuş.🪄)

" "Lucy, kime aşık olacağımızı biz seçemeyiz."
 Lucy kollarını önünde kavuşturdu. "Neden olmasın?" "

 Hermione, sezonun gözdesi olma potansiyeli taşıyan bir kız. Henüz sosyeteye takdim edilmemiş olmasına rağmen davetlerde ve partilerde bütün erkekler onun peşinden koşuyor. Hem çok güzel hem de bir vikontun kızı olarak evlilik için oldukça popüler bir aday. Ancak Hermione bir başkasına aşık. Hem de en yakın arkadaşının bile onaylamadığı birisine, babasının katibine aşık. 

 "Hermione'yi ağabeyi memnun olsun diye istemiyordu; Hermione'yi isteyememezlik edemediğinden istiyordu.
 Ve bu Lucy'ye kendini biraz daha yalnız hissettirdi."

 Hermione'nin en yakın arkadaşı Lucy'nin katibi onaylamamasının sebebi gerçekçiliği. Konumlarından dolayı evlenemeyecekelerini düşünüyor. Bu yüzden de Gregory, Hermione'nin peşine düşüp en yakın arkadaşı olduğu için Lucy'ye yaklaştığında Lucy diğerleri gibi onu geri çevirmiyor ve Gregory'ye yardım etmeye çalışıyor. Gregory'nin Hermione'ye vurulduğu için ona ilgi gösterdiğini ilk dakikadan anlasa da Lucy buna bozulmamaya çalışıyor çünkü hem buna çok alışkın (bu yüzden de kendini Hermione'den biraz daha az olarak görüyor😞) hem de o, neredeyse nişanlı bir kız. Amcası (babası ölmüş) onu Lord Haselby ile evlendirmek için yıllar önceden her şeyi ayarlamış. İş sadece evrakların imzalanmasına kalmış. 

 "Lucy Abernathy insanda şiir yazma isteği uyandırmazdı asla, ama ondan çok iyi bir arkadaş olurdu."

 Gregory hayatı boyunca Hermione ile tanışmak için beklediğini düşünerek peşinden koşarken Lucy ile bir arkadaşlık geliştiriyor. Ve esas kızın Hermione değil de Lucy olduğunu anlaması (bence) çok uzun sürüyor. Eğer kitabın sonlarında Lucy için o kadar uğraşmasaydı hiçbir zaman Lucy'yi Hermione'den daha çok sevdiğine inanmazdım. Lucy her ne kadar ondan hoşlansa da hala en yakın arkadaşı için Gregory'yi ayarlamaya çalışması insanın kalbini buruyor. Çünkü Lucy her zaman kendisinden önce başkalarını düşünüyor. Hep başkaları mutlu olsun diye uğraşıyor. Özellikle de abisi ve Hermione için. Lucy'nin bu dünyada en sevdiği iki insan abisi ve Hermione iken onlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 

"Tek kayıp ruh Lucy'ymiş gibiydi sanki. Aşkın ne olduğunu anlamayan, gerçekten var olup olmadığından bile emin olmayan ya da gerçekten varsa bile, onun için var mıydı bilemeyen tek kişiydi."

 Abisi neden Lucy'nin anlaşmalı evliliğine hiç karşı çıkmıyor bunu anlamıyorum. Kendisi kont ve evliliği ayarlayan amcasının hiçbir vasfı yok. Yani resmen onun sorumluluğunu başından atmış ve hiç ilgilenmiyor. Sadece Lucy'den aldığı sevgiye bakıyor. Bu yüzden Richard'ı (abisini) sevmedim. Hermione ise kendi dünyasına ve kendi aşklarına o kadar yoğunlaşmış, aralarındaki başrol olmaya o kadar alışmış ki kız kardeşi gibi gördüğü Lucy'nin Gregory'ye aşık olduğunu anlayamıyor. Sonuç; Hermione'yi de sevmedim. 

"Bir kraliçe gibi davran, belki öyleymişsin gibi karşılık verirler."

 Kitapta Violet Bridgerton'ın (ebeveyn olma) rolünden alınmış Kate ve Anthony'ye yüklenmiş gibi geldi bana. Vikont olmasından dolayı Anthony'nin bir şekilde bütün kitaplarda rolü var. Daphne de düşes olduğu için kitaplarda geçen karakterlerden. Colin eğlenceli oluşuyla yine bütün kitaplarda var. Ancak bazı kardeşler yok gibi. Bunlardan en çok yok sayılanı da Francesca. Bu kitapta Francesca'nın adı iki kere geçti (ben şok): İlkinde evli kardeşlerini sayarken (el mahkum yani) bir diğeri de Francesca'nın yalnızlığı övdüğüne dair bir cümleydi...

"Lucy'nin canı yanıyordu. O kadar çok yanıyordu ki acısı havaya karışıyor, Gregory'nin etrafını sarıyor, kalbine dolanıyordu."

 Kendi kitabında Hyacinth'e ne kadar bayıldıysam bu kitapta da bir o kadar sinir oldum. Tamam anladık cesursun, modern kadının temsilisin falan ama herkes kendi için cesur olmak zorunda değil. Lucy de cesur davranıyordu ama kendisi için değil, abisi ve Hermione için ve Hyacinth'in bilmeden etmeden Lucy'ye kötü davranması beni çok rahatsız etti. Üstelik ona kötü davranmaya Lucy, Gregory'nin ona aşık olduğunu bilmezken başladı. Yani kız ne yapsaydı? "Ah, Hyacinth. Abinin en yakın arkadaşıma aşık olduğunu biliyorum ama ben ömrümün sonuna dek onu bekleyeceğim," mi demeliydi?

 "Gregory soruyu duymazdan geldi. Lucy'nin tuvalette bağlı olduğunu söylemek için iyi bir zaman değildi gerçekten de."

 Kitabın en sevdiğim yanı Gregory'nin sonuna kadar hiç vazgeçmeyişi oldu. Onun, Lucy'yi Lucy'den bile koruyuşunu çok sevdim. Güzel yazılmış, eğlenceli bir kitaptı yine. Umarım Bridgertonların son üç kitabını da çevirirler de Bridgertonların son hikayelerini de okuma fırsatı elde ederiz.


 Bridgerton Kitap Serisi
1) Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)
3) Son Söz Aşkın (Yorum yazısı için tıklayınız.)
4) Rüyalar Gerçek Olsa (Yorum yazısı için tıklayınız.)
5) Sonsuz Sevgilerimle (Yorum yazısı için tıklayınız.)
6) Sana Muhtacım (Yorum yazısı için tıklayınız.)
7) Öpüşünde Saklı (Yorum yazısı için tıklayınız.)
8) Biz Evleniyoruz (Yorum yazısı için tıklayınız.)
9) The Bridgertons: Happily After All
10) The Further Observations of Lady Whistledown
11) Lady Whistledown Strikes Back

Bridgerton Netflix Serisi

1) Bridgerton & Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) Bridgerton & En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤  

Devamını Oku »

14.05.2023

ÖPÜŞÜNDE SAKLI ~ JULIA QUINN

  "Smythe-Smith kızları enstrümanlarını ellerine alıp çalmaya başladıkları an Gareth St. Clair'in hafifçe inleyerek, "Tanrı yardımcımız olsun," diye fısıldadığını duymuştu."

 Bridgertonların en küçüğü ve son bekar kızı, 1800'lerin ise en özgüvenli leydisi Hyacinth Bridgerton aşık oluyor! Öpüşünde Saklı Gareth ile Hyacinth'in eğlence ve macera dolu aşk hikayesini anlatıyor. Hyacinth benim en merak ettiğim karakterlerden birisiydi ve beni kesinlikle hayal kırıklığına uğratmadı. Seveninin olduğu kadar sevmeyeninin de olduğu bu kitabı ben sevmeyi seçiyorum. Bilmiyorum Francesca'nın hikayesinden hemen sonra okuduğum için bu kadar bayılarak okumuşumdur belki. Çünkü mıymıy Francesca'dan sonra haşarı Hyacinth bana çok iyi geldi. 😅😅

" "Biliyor musun, sana güvendiğimi hiç sanmıyorum."
 Gareth, "Güvenmemelisin de zaten," diyerek ona katıldığını belirtti."

 Kitap açılışı 1815 yılında yapıyor. Gareth o zamanlar 18 yaşında Eton'da okuyan, ailenin ikinci oğlu olması nedeniyle bir ünvanı olmayan genç bir çocuk. Babası ile ilişkisini sosyal kabulün uygun gördüğü düzeyde tutmaya özen gösteriyor. Baron olan babası abisini ne kadar seviyorsa Gareth'ın varlığına da o kadar katlanamıyor. Çünkü Gareth onun öz oğlu değil. Ancak abisi ölünce baronun varisi Gareth oluyor ve baron bundan da nefret ediyor. 

 "Bu hayattaki amacım olabildiğince çok kişi için tehdit unsuru oluşturmak, bu yüzden sözlerinizi bir iltifat olarak alıyorum Bayan Bridgerton," dedi Leydi D."

 Bir bölüm sonra 1825 yılında atlıyor ve bu bölümde öğreniyoruz ki Gareth çok sevgili Leydi Danbury'nin torunu; hem de en sevdiği torunu. Leydi Danbury, Hyacinth ile torunun arasını yapmak için göze parmak soka soka uğraşıyor. Zaten Bridgertonlar da 22 yaşındaki Hyacinth'in evlenmesini Hyacinth'tan çok istiyor. Neyse Gareth ve Hyacinth'in ilk etkileşimi Smythe-Smith müzikalinde oluyor. Hyacinth, Gareth'ın kötü şöhreti (kadınlarla olan ilişkilerinden bahsediyor, zampara yani) nedeniyle ondan uzak duruyor. Ama bir Julia Quinn geleneği der ki Bridgerton kızları kötü şöhretli erkekleri yola getirecek kadar kendine aşık eder, aksi makbul değildir; bkz. Eloise. Sanırım Eloise 28 yaşında olduğu için kötü şöhretli, yakışıklılarımızın peşinden koşması yazara mantıksız geldi. Neyse...

" "Hayatımı feda edebileceğim bir kişiye daha sahip olabilmek için dünyaları verirdim," dedi genç adam."

 Gareth'ın eline büyükannesinin İtalyanca günlüğünün geçmesiyle Hyacinth ile zaman geçirmeye başlıyor çünkü Hyacinth İtalyanca biliyor ve Gareth için günlüğü çeviriyor. Bu günlükte Gareth'ın babaannesi sakladığı mücevherlerden bahsedince sevimli ikilimiz mücevherleri aramaya koyuluyor. Böylece sevimli kızımız ile haşin erkeğimizin ilişkisi de ilerliyor. Bu sırada Gareth'ın yalnızlığının içinde boğulmasını Hyacinth'in de kendini keşfetmesini izliyoruz.

"Hayatının büyük bölümünü sorumsuz ve umursamaz davranışlar sergileyerek geçiren kahramanımız, iki kişilik bir takımın daha mantıklı hareket eden tarafı olmanın yarattığı tuhaf duyguyu keşfetmektedir..."

 Gareth bir erkek olarak toplumsal rolüne ne kadar uyuyorsa Hyacinth bir leydi olarak o kadar rolüne uymayı reddediyor. O, özgürlüğüne düşkün, lafını sakınmayan ve erkeklerin korkulu rüyası olmuş bir karakter. Gareth'in ünü çapkınlığı, yakışıklılığı, kadınlarla yakın ilişkileri iken toplum onu garipsemiyor. Hyacinth aykırı bir karakter olarak lanse ediliyor. O, aslında farklı bir karakter değil biz 21. yüzyılda yaşayanlar için. Ancak bu kitaptaki olaylar 19. yüzyılda aristokratisi içinde geçiyor ve o dönemde bir kadının aklına estiği gibi konuşması, erkeklerden çekinmemesi olağandışı. Hyacinth'i kitaptaki karakterler için zorlu ve farklı kılan bu özellikler aslında modern kadının özellikleri. Yani siz okurken bu kız normal, öyle zeki falan değil diye düşünebilirsiniz ama bu kız o dönemin normaline uymuyor; bizim normalimize uyuyor. Bu yüzden Gareth bu ilişkinin mantıklı olanı oluyor.

"Hyacinth, "Beni seviyor musun?" diye fısıldadı.
"Ölümüme sebep olacağından eminim ama evet." "

 Gareth ile Hyacinth'in birbirine aşık olmasını keyifle okudum. Eğlenceli, munzur ve komiklerdi. Leydi Danbury ile Hyacinth sahnelerini okumak da iyiydi; hatta Leydi Danbury, Hyacinth'a birlikte kitap yazmayı teklif ettiğinde çok heyecanlanmıştım ama yazar bunu sadece teklifte bırakmış. Ben ikisinin birlikte yazdığı kitaptan parçalar da okumak isterdim. Onun dışında güzel bir Bridgerton kitabıydı. 

Son olarak; kitap boyunca yine Francesca'dan bahsedilmiyor; diğer bütün kardeşlerin bir şekilde bahsi geçiyor, sahneleri falan var ama Francesca kitabın hiçbir yerinde yok. Ayıp yani. 

 Bridgerton Kitap Serisi
1) Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)
3) Son Söz Aşkın (Yorum yazısı için tıklayınız.)
4) Rüyalar Gerçek Olsa (Yorum yazısı için tıklayınız.)
5) Sonsuz Sevgilerimle (Yorum yazısı için tıklayınız.)
6) Sana Muhtacım (Yorum yazısı için tıklayınız.)
7) Öpüşünde Saklı (Yorum yazısı için tıklayınız.)
8) Biz Evleniyoruz (Yorum yazısı için tıklayınız.)
9) The Bridgertons: Happily After All
10) The Further Observations of Lady Whistledown
11) Lady Whistledown Strikes Back

Bridgerton Netflix Serisi

1) Bridgerton & Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) Bridgerton & En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

15.08.2022

SANA MUHTACIM ~ JULIA QUINN

"Onun hayatı dikkatlice işlenmiş bir yok oluştan ibaretti."

   Kitap Fiyatı: ₺ 11 [ 12/09/2019 ]  - NadirKitap   

 Bridgertonların en görmezden gelinen, (yazar tarafından) varlığı yok sayılan üyesi Francesca Bridgerton ile karşınızdayım! Francesca'nın varlığı öyle yok sayılıyor ki kitabın başında evli olduğunu öğrendiğimde şok oldum. Yani kardeşlerini anlatırken cümle arasında Francesca'nın düğünü, eşi bir şeyinden de mi bahsedemezdiniz sevgili Quinn? 

"Bir bıçak içini oyuyor gibiydi."

 1820 yılının mart ayında başlıyor kitap. Francesca, Kilmartin Kontu John ile evlenmesine 36 saat kala John'un kardeşten öte gördüğü kuzeni Michael ile tanışıyor ve Michael görür görmez kızımıza aşık oluyor. Sonrasında John ani bir şekilde ölüyor, bu sırada hamile olan Francesca düşük yapıyor ve en yakın arkadaşı olarak gördüğü Michael'dan destek almak istiyor. Ancak Michael zaten aristokratik olarak John'un yerini çaldığını hissederken bir de Francesca'yı ondan çalamayacağını düşünerek Hindistan'daki işlerinin başına (İngiliz sömürgesi yani Kilmartinler aktif bir sömürgeci) geçmek için gidiyor. Bu arada Bridgertonların Francesca'ya destek olduğu belirtilip geçiştirilmiş.

"Neşeli hovarda olmasaydı, bir başkasının karısına aşık acınası bir budala olmak dışında bir alternatifi yoktu."

 1824 yılında Francesca anne olmak istediği için yeniden evlenmeye karar veriyor ve dolayısıyla koca bulma oyununa geri dönüyor. Bu sırada (tesadüf de budur ya!) Michael da Hindistan'dan dönüyor ve Kilmartinlerin Mayfair'deki evine aynı gün varıyorlar. (Kader ve ağları sanırım...) Neyse kitabın bu kısımları eğlenceliydi. Michael artık sıradan bir Stirling değil de kont olduğu için evlenmesi için baskılar artıyor ve Francesca ona çöpçatanlık yapmayı teklif ediyor. (Michael bu arada Violet'e (evet, anne Bridgerton'a) şakasına da olsa kur yapıyor ki bence bu yazarın hayal ettiği gibi komik değil, çirkindi.) Michael konumu, yakışıklılığı ve kibar tavırlarıyla sezonun gözde erkeği olurken Francesca da güzelliği ve hem abisi hem de Michael'ın çeyizine katkısı nedeniyle sezonun gözde kızı oluyor. Yani bütün sosyete bu ikisinin peşinde koşuyor... Michael, Francesca'ya olan aşkından ölse bitse de John'a saygısından kıza yaklaşmıyor, tabi kitabın doğası itibariyle bir yere kadar...

"Onun aşkı olmadan yaşayabilirdi ama o mutsuzken asla."

 Kitap boyunca ara ara "ama John..." diyerek karakterler kendilerini geri çekiyordu. Sonra bir anda Michael'a bir aydınlanma geliyor (bunu yazar mistik bir şekilde yansıtmaya çalışıyor ki beni tatmin etmedi, saçma buldum) ve John'un Francesca'nın da kendisinin de mutlu olmasını isteyeceğini hatta ve hatta John'un bizzat kendisinin Michael'ı Francesca'nın kocası olarak seçeceğine karar veriyor. Şimdi burada şöyle bir sorun var: John ve Michael kardeş gibi büyümüş. Kimse kusura bakmasın da hiçkimse kendileri öldükten sonra kardeşlerinin geride kalan eşleriyle evlenmesini istemez. Bu yüzden de yazarın John ve Michael'ı bu kadar yakın bir ilişki içine sokması beni çok rahatsız etti. Bence Michael, John'un arada bir gördüğü kuzeni olsaydı daha iyi bir hikaye örgüsü ortaya çıkabilirdi. Yani en azından ölü bir adamın hisleri hakkında kimse kendini karar almak zorunda hissedip saçmalamazdı. Bir diğer sorun da şu: Michael'ın, Francesca'nın John'un eski karısı olmasını sindirmesi uzun zaman alıyor (senelerden bahsediyorum) ama Francesca'nın ilişkilerini içine sindirmesi için zaman istemesine sinirleniyor. Bence burada kıza baya bir haksızlık yapıyor.

"Teşekkür ederim Michael, Francesca'yı ilk olarak oğlumun sevmesine izin verdiğin için."

 Az önce kitaptaki en rahatsız edici cümleyi okumuş bulunmaktasınız. Bu cümleyi zavallı John'un annesi kuruyor. Yani kitapta bildiğiniz Michael ile Francesca'nın aşkını yüceltmek için John harcanmış. İzin vermek derken? Kıza bir kukla muamelesi yapılması sinir bozucuydu. Ayrıca gerçek yazık yani John'a. John, Michael ile kıyaslandığında sevilmeyecek/seçilmeyecek bir insan mıydı? Ya da sevilmeyi Michael'dan daha mı az hak ediyordu.

Bu arada... Penelope ve Eloise bu kitapta henüz evlenmemiş. Francesca kitabın en sonunda ikisinin de evlendiğine dair bir mektup alıyor. Hani Bridgertonlar birbirine çok bağlı bir aileydi? Sanırım bu bağlılıkları Francesca'yı kapsamıyor... Yazar sanırım bunu Francesca'nın bağımsızlık arzusuyla falan açıklamaya çalışmış ama yemezler. Bağımsız olmak ile aileden kopuk olmak aynı şey değil. Serinin kalan kitaplarında Francesca'dan bahsedilip edilmeyeceğine özellikle dikkat edeceğim. Kısacası sanırım serinin en sevmediğim kitabı bu oldu.

Bridgerton Kitap Serisi
1) Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)
3) Son Söz Aşkın (Yorum yazısı için tıklayınız.)
4) Rüyalar Gerçek Olsa (Yorum yazısı için tıklayınız.)
5) Sonsuz Sevgilerimle (Yorum yazısı için tıklayınız.)
6) Sana Muhtacım (Yorum yazısı için tıklayınız.)
7) Öpüşünde Saklı (Yorum yazısı için tıklayınız.)
8) Biz Evleniyoruz (Yorum yazısı için tıklayınız.)
9) The Bridgertons: Happily After All
10) The Further Observations of Lady Whistledown
11) Lady Whistledown Strikes Back

Bridgerton Netflix Serisi

1) Bridgerton & Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) Bridgerton & En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

5.10.2019

YÜREĞE SÖZ GEÇMİYOR ~ JULIA QUINN

  Veeeeee herkesin bayıldığı Bridgerton Serisi'ne başladım! 8 kardeş için 8 ayrı kitap yazan Julia Quinn ve hepsini çeviren Epsilon Yayıncılık'a teşekkürler, epsilon için bu bir ilk olabilir. Gerçi serinin son üç kitabı çevirilmemiş ama bunu göz ardı edebiliriz, en azından 8 kitap art arda çevirilmiş. (Kanaat etmeyi öğreten yayınevi: Epsilon.😅) Her neyse seri şöyle efendim:
 

Bridgerton Serisi
1) Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)
3) Son Söz Aşkın (Yorum yazısı için tıklayınız.)
4) Rüyalar Gerçek Olsa (Yorum yazısı için tıklayınız.)
5) Sonsuz Sevgilerimle (Yorum yazısı için tıklayınız.)
6) Sana Muhtacım (Yorum yazısı için tıklayınız.)
7) Öpüşünde Saklı (Yorum yazısı için tıklayınız.)
8) Biz Evleniyoruz (Yorum yazısı için tıklayınız.)
9) The Bridgertons: Happily After All
10) The Further Observations of Lady Whistledown
11) Lady Whistledown Strikes Back

" "Bu kötü oldu," dedi Colin, "ben de senden beni biraz yola getirmeni isteyecektim." "


 Simon Arthur Henry Fitzranulph Basset, Kont Clyvedon, Hastings Dükü; biz ona kısaca Simon diyeceğiz.😅 Annesini doğumda kaybetmiş olan Simon bir evlat olarak değil, Hastings Dükü varisi olarak dünyaya gelir. 2 yaşından itibaren babası tarafından bir dük olması için eğitilir ancak 4 yaşına kadar konuşamaması ve sonrasında da konuştuğunda kekelemesiyle babası için bir başarısızlık ve hayal kırıklığı olur. (Halbuki konuşma zorluğu çekmesinin nedeni de çok çok büyük ihtimalle babasının baskıcı tavrı.) Babası onu taşrada bırakıp Londra'daki yaşamına oğlunu yok sayarak devam ederken Simon ona çok büyük bir kinle, öfkeyle büyür. Bu yüzden de babasının ondan istediği şeylerin tam tersini yapmayı ve babasını yanıltmayı bir hedef haline getirir. Simon'ın bu acıklı hikayesi önsözde aktarıldıktan sonra 1813 yılına geliyoruz. Simon artık büyümüş, babası ölmüş ve Hastings Dükü olmuştur.

"İkimiz de kapana kısılmışız, diye düşündü Simon. Cemiyetin kuralları ve beklentileri tarafından, kıskıvrak yakalanmışız."


Anthony, Benedict, Colin, Daphne, Eloise, Francesca, Gregory ve Hyacinth: Violet ve Edmund Bridgerton'ın sekiz çocuğu. (İsimlerinin alfabetik olması tesadüf değil.)😅 Bridgertonların dört numarası Daphne Bridgerton sosyeteye takdim edileli iki yıl olmuştu ve dört evlilik teklifi almıştı. Ancak Daphne bu tekliflerin hiçbirini kabul etmemişti ve en büyük abisi Anthony de ona karşı çıkmamıştı. Erkekler onu bir kadından çok kafa dengi bir arkadaş gibi görüyordu. Oysa Simon, görür görmez onun sıradan güzelliğine çarpıldı. Evet az önce sıradan dedim.😊 Çünkü Daphne Bridgerton, güzeller güzeli değil! Kahverengi gözlü, kahverengi saçlı sıradan bir kız! Yine de Simon (evet dünyalar yakışıklısı 😕) ona ilk görüşte çarpılıyor.
 Daphne ve Simon'ın ilk karşılaşması bir balonun karanlık köşesinde oluyor. Kıza yardım etmeye çalışırken Daphne'nin pek de yardıma ihtiyacı olmadığını fark ediyor. Oldukça eğlenceli ve ikilimiz  için etkileyici bir karşılamaşma oluyor.

"Arkadaşlar arasında kurallar vardı ve bunların en önemlisi de dostunun kardeşine dokunmamaktı!"


 Bridgertonların bir diğer özelliği ise birbirlerine çok çok benzemeleri. Ve Simon, Daphne'nin bir Bridgerton olduğunu anlamadan hemen önce onu arzulamaya başlamıştı. Eh, en yakın arkadaşınızın kardeşi hakkında böyle şeyler düşünemezsiniz, özellikle de Daphne'nin Anthony'den başka iki abisinin daha olduğunu düşünecek olursak.

" "Siz tamamen delirmişsiniz." Anthony adeta kükrüyordu. "Hanginizin daha aptal olduğunu ise bilemiyorum." "


 Ancak her şeye rağmen Simon sosyetedeki annelerden kaçmak için Daphne'ye bir antlaşma teklif ediyor, sosyetede en aklı başında kız olduğu için. Simon onunla ilgileniyormuş gibi yaparak kadınların ilgisinden kurtulacak, Daphne'de bir dük onunla ilgilendiği için diğer erkekleri de kendine çekecek ve evleneceği adamı seçecek. Böylece küçük bir flört oyununa başlıyorlar ve ister istemez daha fazla iletişime geçerek birbirlerini tanımaya başlıyorlar.

 Seri hakkındaki ilk düşüncem, sekiz kardeş neymiş be kardeşim iken şu anda iyiki sekiz kardeşler ve okuyacak yedi kitabım daha var! Daphne Bridgerton'ın en büyük hayali evlilik olsa bile aklı başında kalmış nadide bir kız, kesinlikle onu sevdim. Simon ise, onunla ilgili sevdiğim ve sevmediğim şeyler var. Ancak genel olarak sevdim sanırım. Ama daha ilk kitapta Colin'e bayıldım ve onun kitabını okumayı heyecanla bekliyorum!  Ayrıca kitap biterken aklımdaki tek soru şuydu: Leydi Whistledown kim? Kitapta Epsilon'dan bekleneceği üzere yazım yanlışları vardı. Ama bu bile keyfimi kaçıramadı.😎 
 Netflix de bu süper eğlenceli ve hayranı bol seriden faydalanmaya karar vererek Bridgertonların dizisini çekmeye karar verdi! Tabiki de ilk kitap Yüreğe Söz Geçmiyor (The Duke and I) ile başlayacaklar ve dizinin 2020'de çıkması bekleniyor. Şu anda Bridgerton yazıp diziyi Netflix'te listenize ekleyebilirsiniz, ancak fragman falan yok tabi daha. Ben Netflix'e güveniyor ve diziyi de sabırsızlıkla bekliyorum.😻 (Umarım Epsilon da bu durumdan faydalanabileceğinin farkına varıp kitapların yeniden basımını yapar da serinin son kitabını da alabilirim. Çünkü Biz Evleniyoruz, Nadirkitapta 45 TL ve o kadar para vermeyi düşünmüyorum.)

" "Beni sevebilirsin. Beni sevdiğini söylemiştin ya." Kaşlarını çattı. "Bu sözünü geri almayacaksın, değil mi?" "


Bridgerton Kitap Serisi
1) Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)
3) Son Söz Aşkın (Yorum yazısı için tıklayınız.)
4) Rüyalar Gerçek Olsa (Yorum yazısı için tıklayınız.)
5) Sonsuz Sevgilerimle (Yorum yazısı için tıklayınız.)
6) Sana Muhtacım (Yorum yazısı için tıklayınız.)
7) Öpüşünde Saklı (Yorum yazısı için tıklayınız.)
8) Biz Evleniyoruz (Yorum yazısı için tıklayınız.)


Bridgerton Netflix Serisi

1) Bridgerton & Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) Bridgerton & En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤   



Devamını Oku »

31.08.2019

CENNETİN ATEŞİ ~ GAELEN FOLEY

  Kitap Fiyatı: ₺ 10 [ 01/02/2018 ]  - Nadir Kitap  
 
 Gaelen Foley'nin dilimize çevirilen dört kitabını da an itibarıyla okumuş bulunuyorum. Cennetin Ateşi, yazarın The Knight Family (Knight Ailesi) olarak çıkardığı 7 kitaplık serinin ilk kitabı. Tabiki devamı dilimize çevirilmemiş, yarım bırakılmış bir seri. Şaşırdık mı? Asla. 

Not: Ayrıca Epsilon Yayınevi'ne mail atıp Cehennem Kulübü ve The Knight Family serisinin devamının yayınlanıp yayınlanmayacağını sordum ve şuan için böyle bir planları olmadığı cevabını aldım.



 The Knight Family Serisi:
1) Cennetin Ateşi
2) Lord of Fire
3) Lord of Ice
4) Lady of Desire
5) Devil Takes a Bride
6) One Night of Sin
7) His Wicked Kiss

"Çok geç.
 Onu sevmek ve ona sahip olabilmek için çok geç."

 Kitap bir mezarlıkta Lucy O'Malley'nin yaşlı kocası Coldfell Kontu James Breckinridge ile Hawkscliffe Dükü Robert Knight'ın karşılaşmasıyla başlıyor. Genç kadın iyi bir geleceğe sahip olmak için evlenmiş yaşlı adamla, oysa Robert ile daha derin ve oldukça masum bir bağ varmış aralarında. Bir şekilde birbirlerini seviyorlarmış. Ve kadının gizemli ölümüyle Robert gizli bir yas sürecine giriyor. Gerçi Coldfell Kontu onun hislerini biliyor ve Robert'ı bu ölümden sorumlu kişiyi bulması için 'motive' ediyor. Şüphelendiği kişi olarak da yaşlılığı nedeniyle uğraşamadığını belirterek, aynı zamanda da varisi olan Dolph Breckinridge'in adını veriyor.

 Diğer başkarakterimiz olan Belinda Hamilton ise birkaç ay önce Bayan Hall'un akademisinde genç kızları sosyete için hazırlarken bir anda işinden olup portakal satmaya başlıyor. Aynı zamanda da evsiz kalmış çocuklara yardım etmeye çalışıyor. Babası borçları yüzünden hapse düşmüş bir bilim insanı. Ve başına gelen tüm bu felaketlerden tek bir kişi sorumlu: Dolph Breckinridge.
 Hayatının son sekiz ayını Dolph Breckinridge'in saplantısı haline gelerek geçirmiş olan Belinda, bu genç adamdan nefret etmektedir. Kendisini birkaç işten ettiği yetmiyormuş gibi babasının alacaklılarını ikna edip yaşlı adamı köşeye sıkıştırıp hapse göndermiştir. Belinda'nın babasının borçlarını ödemesi için kendisine koşacağını düşünmüş ve yanılmıştır. Kız gündüzleri portakal satıp geceleri dikiş dikerek ödemelerini yapmaya başlamıştır.

 Ancak bir ay, sadece bir ay, aylık ödemeyi denkleştiremez. Çünkü evsiz iki çocuğa ayakkabı almıştır. Hapishane müdürüyle birkaç günlük gecikme için konuşur ve net bir cevap alamayıp evine döner. O gece adresini öğrenen hapishane müdürü tarafından tecavüze uğrar. Olaydan sonra ise bütün hayalleri yıkılmıştır Belinda'nın. En başta da 16 yaşından beri evlenme hayalini kurduğu Kaptan Mick Braden ile ilgili olanlar.

 Başka bir kadının akıl vermesiyle kendisine bir koruyucu bulmak ve başına gelen bütün musibetleri olan Dolph Breckinridge'den intikam almak için seçkin bir fahişe olmaya karar veriyor. Dolph'dan intikam almak isteyen Hawkscliffe Dükü'nden daha iyi bir koruyucu bulabilir mi? Elbette hayır.
 Robert ahlak timsali bir adam ve fahişelerden iğrenen birisi oysa. Ancak Dolph'un ağzından bu kadına olan aşkını duyunca onu koruması altına alıyor ve ikilinin tek amacı Dolph'dan intikam almak oluyor. Bu yüzden ilişkilerinde cinselliğin olmayacağına dair bir antlaşma bile imzalıyorlar.

 Kitabı sevmediğimi kolaylıkla söyleyebilirim, benim için beş üzerinden iki aldı. Belinda Hamilton, yani başkarakterimiz elbette Londra'daki en güzel kadın. (Bu klişe iyice sıkıcı olmaya başladı.) Robert Knight ise en gözde bekar elbette. Sanki başka seçenekleri mi var? Başkarakter olmak bunu gerektirir(!) Bunun dışında Robert'ın utangaç bir kişiliğiyle kızı herkesin içinde öpmesi karakteriyle uyuşmuyor. Ayrıca beş dakika önce aşağıladığı fahişelerle ilgili fikrini Belinda'yı görünce değiştiriyor. Hayat boyu inandığınız hiçbir şey beş dakikada değişmez. Belinda ise 'onurlu' bir fahişe olmaya çalışıyor. Tek amacı aslında para sorunu olmadan hayatına devam edebilmek; bunun için hiç tanınmadığı bir yere de gidip çalışabilirdi diye düşünüyorum. Çoğu noktada fahişeliği olumlu bir şeymiş gibi gösteren bir dili olduğunu düşünüyorum. Bir de kızın bir fahişe değil de evin hanımı gibi geldiğinin ikinci günü hizmetkarların, daha doğrusu evin kontrolünü ele geçirmesi hoş değildi. Belinda'nın hiç de yazarın gösterdiği kadar iyi kalpli bir melek olduğunu düşünmüyorum, fettan bir yanı kesinlikle vardı. Şahsen Belinda karakterini hiç sevmedim.😑

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 


Devamını Oku »

27.06.2019

MEKTUBUMU ALDIN MI? ~ ELİZABETH BOYLE

   Kitap Fiyatı: ₺ 5 [ 08/05/2019 ]  - NadirKitap  

 Mektubumu Aldın Mı, Elizabeth Boyle'un The Bachelor Chronicles serisinin üçüncü kitabı olarak karşımıza çıkıyor. Ve bu kitapta çöpçatanımızı evlendiriyoruz!!! 😁 Önce seri sıralaması:

1)Evcilik Oyunu (Yorum için tıklayınız.)
2)Serserim Benim (Yorum için tıklayınız.)
3)Mektubumu Aldın mı?
4)Siyah Elbisenin İtirafları (Yorum için tıklayınız.)
5)Kırmızı Elbisenin Hatıraları
6)How I Met My Countess
7)Mad About The Duke
8)Lord Langley Is Back In Town
8.5)Mad About The Major
 Serinin en çok merak ettiğim kitabıydı Mektubumu Aldın Mı. Çünkü herkesin en sevdiği ve en çok eğlendiği kitap olduğuna dair yorumlar okumuştum. Şunu belirteyim; çok eğlendim, evet ama Serserim Benim kadar değil.
 Küçük bir çocukken olmak istediği düşes hayallerine hiç bu kadar yakın olmamıştı Felicity, ama bundan bihaber!😁 Felicity Langley, Serserim Benim kitabında Jack'in ona tavsiye ettiği Standon Markisi'ne yani gelecekte Hollindrake Dükü'ne bir mektup yazıyor ve bu mektupta düşes olmak istediğini evlenme teklifi ederek açıkça söylüyor.
 Ancak bu mektup sahibinin değil, Standon Markisi'nin dedesinin yani Hollindrake Dükü'nün eline geçiyor. Yaşlı adam bu küstah kızın torununu yola getirebilecek tek kadın olduğunu düşünerek Felicity ile 4 yıl boyunca mektuplaşıyor ve resmi olmasa da bir nişan sözü veriliyor.
  İlk mektuptan 4 yıl sonra Hollindrake Dükü vefat ettiğinde Standon Markisi 12 yıl boyunca uğramadığı şehre unvanını almak için geri dönüyor ve nişanlı olduğunu öğreniyor! Ve ilk yaptığı iş, üstünü bile değiştirmeden, bu nişanı iptal ettirmek için gecenin bir yarısı Felicity'nin kapısına dayanmak oluyor.

 " Deli tutkular ve "ilk görüşte aşk" fikri tam da oraya aitti, bir kitabın sayfaları arasına. "  


 Felicity kırmızı çoraplarıyla kapıyı açtığında gece gelen bu yakışlıklı ama pespaye adamın yeni uşakları olduğunu düşünüyor ve konuşmasına fırsat bile vermeden onu işe alıyor. Felicity'den etkilenen ve bir miktar da korkan (😂) dük, Mayfair Köşkü'nden bir uşak olarak ayrılıyor. Ertesi gün bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek için geri dönüyor, ancak Felicity onu bir uşak olarak çalıştırmaya başladığında elinden pek bir şey gelmiyor. Aslında kendisi de bir süre sonra bu işi eğlenerek yapmaya başlıyor.
 Hollindrake Dükü'nün herkese ona seslendiği takma adıyla sesleniyor kızlar ona: Thatcher. Thatcher, işe zamanında gelmeyen, biraz asi olan bir uşak. Ancak Felicity onun 'küstahlıklarını' savaştaki geçmişi ve onu diğer asillerin yanında iyi gösterdiği için kalmasına izin veriyor.
 Felicity'nin bu kadar konum meraklısı olması insanı rahatsız etmiyor. Çünkü kendine göre haklı nedenleri var. Öncelikle diğer insanların artık onu çekiştirip durmasını, saygısızlık etmesini istemiyor ve eğer bir düşes olursa herkesin ona saygı duyacağı kesin. Ayrıca kız kardeşi ve kuzeni için de iyi bir hayat elde etmek istiyor ve bir düşes olmak bunun en kolay yolu. Felicity'nin (bu amaç için) en iyi özelliği ise aşka inanmaması. Aşk ona göre saçmalıktan başka bir şey değil.
 Ta ki Thatcher'ı görene kadar. Onu gördüğü ilk an içten içe Hollindrake olmasını diliyor. Thatcher ise büyükbabasının seçtiği kızın Felicity olamayacağından o kadar eminken bile onun yanından ayrılamıyor.
 Pippin ise hala arka planda Dashwell ile bir şeyler yaşıyor ama bunlar çok küçük parçalar. Onların hikayesini öğrenmek için Kırmızı Elbisenin Hatıraları'na kadar beklemem gerek. Ama şunu da itiraf etmeliyim ki çok büyük spoiler yedim ve bu yüzden çok üzüldüm.

 Çok eğlenceli, tatlı, hayatın gerçeklerinin de olduğu, kadınların konumunu da az biraz görebileceğimiz bir tarihi aşk romanıydı. Ben çok severek okudum. Elizabeth Boyle'un kalemine sağlık. Umarım kalan kitapları da bir an önce çevirilir.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

19.06.2019

SERSERİM BENİM ~ ELİZABETH BOYLE

 Serserim Benim, Elizabeth Boyle'un The Bachelor Chronicles serisinin ikinci kitabı ve beni ilk kitaptan kat ve kat daha çok eğlendirdi!😁 Seri şöyle:
1)Evcilik Oyunu (Yorum için tıklayınız.)
2)Serserim Benim
3)Mektubumu Aldın mı? (Yorum için tıklayınız.)
4)Siyah Elbisenin İtirafları (Yorum için tıklayınız.)
5)Kırmızı Elbisenin Hatıraları
6)How I Met My Countess
7)Mad About The Duke
8)Lord Langley Is Back In Town
8.5)Mad About The Major
 Bir önceki kitapta yan karakterlerden biri olarak okuduğumuz Bayan Miranda Mabberly, Emmaline'in eltisinin erkek kardeşiyle evlenerek kontes olmak üzeredir. Kayınvalidesi Leydi Oxley bu durumdan hiç memnun değildir, ama kızımızın babası zengin olduğu ve tek çocuk olduğu için evlenmelerine izin vermiştir. Ancak bu her yerde kızı aşağılaması için bir engel teşkil etmemektedir. Kont da zaten kızla parası için evlendiği için bu durum umurunda değildir. Miranda'nın Leydi Oxley'ye katıldığı tek bir şey varsa eğer o da bu evlilikten duyduğu memnuniyetsizliktir. Sonra Lord Sedgewick'in hovarda arkadaşı Lord Jack Tremont'un operada 'yanlışlıkla' kızımızı öpmesiyle bu evlilik tarihe karışıyor. Yani ilk kitabın sonunda patlayan skandalla başlıyor kitabımız.
 O günden sonra babası kızını şehirden sürüp taşraya gönderiyor ve okuyucunun karşısına 9 yıl sonra Kibar Bayanları Eğitme Kurumu'nda bir öğretmen olarak çıkıyor Miranda. Ancak adı artık Miranda değil, Bayan Jane Porter. Ve okullarında bir öğrenci olan Leydi Arabella bir seyis ile öpüşürken yakalandığı için kuzini tarafından okuldan alınacaktır. Bu genç hanımın kuzini ise Lord Jack Tremont'tan başkası değildir!😁
 9 yıl sonra ilk defa karşılaştıklarında Jack, kızı tanıyamaz; ancak ondan etkilenir. Ama öyle romantizm başlamıyor hemen, hatta üstüne aralarında küçük bir atışma geçiyor. Bu karşılaşmadan 3 ay sonra ise Miranda, babasından kalan mirasıyla huzurlu bir yaşam sürmek için okuldan ayrılır. Ve yeni satın aldığı eve doğru Kent'e gidecekken üç öğrencisi de  (Bayan Felicity ve Thalia Langley, ve kuzinleri Leydi Philippa Knolle)  Kent'e yaz tatili için gideceklerini belirterek öğretmenlerinden kendilerine eşlik etmesini istiyorlar.
 Bayan Porter ve öğrencileri fırtınalı bir gecede öğrencilerin görmek için ölüp bittiği bir kaleye sığınıyor ve tesadüfen evin sahibi Jack Tremont çıkıveriyor! İşte ben buna kader derim!😂 Ve fırtına kraliyete ait olan, daire çapı 9 metreyi bulan bir meşeyi yıkıp avlunun tek çıkış kapısını kapatıyor.
 Aksiyon dolu, eğlenceli ve kesinlikle zekice yazılmış. Sevmediğim bir tane bile karakter olmadı. Kaderin tesadüflerden değil de insanların planlarından etkilendiğini göstermesi çok hoşuma gitti. Plan yapan insanlar varken kimin aptal tesadüflere ihtiyacı vardır ki? 😁 Elizabeth Boyle okudukça bana kendini daha çok sevdiriyor, darısı diğer kitaplarının başına.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
 
Devamını Oku »

16.05.2019

KÜLLERİNDEN DOĞAN ~ GAELEN FOLEY

  Kitap Fiyatı: ₺ 10 [ 01/02/2018 ]  - Nadir Kitap  

 Cehennem Kulübü serisinin üçüncü kitabıyla karşınızdayım. Seriyi şöyle alta bırakıp (önceki iki kitabın yorumu için üzerlerine tıklayınız.) yorumuma geçeceğim:

3)Küllerinden Doğan
4)My Ruthless Prince
5)My Scandalous Viscount
6)My Notorious Gentlemen
7)The Secret Of A Scoundrel

 Romanımız 1804 İngiltere'sinde başlıyor. Falconridge Kontu Jordan Lennox'un ajan eğitimini yeni tamamladığı yıl 1804.  Jordan diğer 'kulüp' üyelerinin aksine sosyeteden izole bir hayat yaşamamayı tercih ediyor, bunun onu daha sağlıklı tuttuğuna inanıyor. Mara Bryce ile de 1804'te bir kır evi davetinde tanışıyor ve birbirlerine tutuluyorlar. Ancak Jordan, sorumluluklarının bilincinde olan bir genç olduğu için görev çağrısı geldiğinde Mara'yı arkasında bırakıyor.
 12 yıl sonra ilk defa bir müzayede de karşılaşıyor Jordan ve Mara. Jordan hala bekar, Mara ise kocasını kaybetmiş ve 2 yaşında küçük bir oğlu var. Neredeyse 30 yaşında olan Mara ve henüz evlilik diyarına adımını bile atmamış Jordan birbirlerini ilk gördüklerinde duydukları heyecana rağmen birbirlerine öfkeliler.
 Oysa Jordan'ın 'kulüpten' arkadaşları onun, Mara'ya olan hasretinin farkında hemde 12 yıldır. Onu daha iyi anlamalarını sağlayan şey ise önceki iki kitapta yaşadıkları aşk deneyimi. Ve Mara'nın çok işlerine yarayabilecekleri bir konumda olduğunun da farkında olan kulüp üyeleri, -biraz bahane ederek- Jordan'a Mara ile yakınlaşması için emir veriyor.
  Kitabın aksiyon kısmında olan karakterleri de unutmamak gerekiyor tabi. 'de Rohan ile Kate'in elde ettiği parşömenler sayesinde uzun bir süredir Özgürlükçülerin elinde olan arkadaşları Drake'i geri alıyorlar ama o, hiçbir şey hatırlamıyor. Hatta onu sadece işkenceden çıkaran bir Özgürlükçüye, James Falkirk, geri dönmek istiyor. Ancak Max, onu evine, annesine götürdüğünde hayallerindeki kızı görüyor: Emily. Arka planda, küçük küçük de olsa onların ilişkilerini de öğreniyoruz.
 Dresden Bloodwell ise önceki kitaplardan daha çok karşımıza çıkıyor ve Londra daha tehlikeli bir yere dönüşüyor. Sadece Özgürlükçüler ve Tarikatın değil, Özgürlükçülerin kendi içindeki mücadele de öne çıkıyor.
 Kitaba genel olarak bakıldığında çok fazla yazım hatası vardı. Açıkçası bu durum beni kitaptan uzaklaştırdı. Oysa ben serideki en beğendiğim kitap kapağına sahip olduğu için çok hevesle başlamıştım. Ancak yanlış yazılan veya yazılmayı unutulan kelimeler olması beni çok itti.
 Her bir kitapta Cehennem Kulübüyle ilgili bilgilendirme yapılması beni sıktı. Evet, yazar da haklı birileri seri olduğunu bilmeden üçüncü kitaptan başladığında okudukları şeyi anlamaları için bu gerekli ama beni bunalttı. Bu nedenle muhtemelen dördüncü kitabı okumak için biraz bekleyeceğim. Oysa kitabın aksiyon kısmı oldukça heyecanlı bir yerde kalmıştı.😓
 Onun dışında bu kitabı diğerlerinden farklı kılan Jordan'ın zekasının daha ağırlıkta olmasıydı. Evet, başarılı bir dövüşçü, her ajan gibi, ancak zekasını diğerlerinden çok kullanıyor. Yine tabiki çoooook yakışıklı, insanın ağzının sularını akıtacak bir adam ve güzeller güzeli, naif, mükemmellik abidesi bir kadın vardı karşımızda.
 Cennetin Ateşi, her ne kadar Cehennem Kulübü serisine ait bir kitap sayılsa da olmadığını öğrenmiş bulunuyorum. Knight Family adı verilen 7 kitaplık serinin ilk kitabı olan The Duke, dilimize Cennetin Ateşi olarak çevirilmiş. Bu durumda Cehennem Kulübü serisi oldukça heyecanlı ve tadı damakta kalan bir yayınevi tarafından yarım bırakılan seriler arasına katılmış oldu. Böylece Cehennem Kulübü serisini dilimize çevirildiği oranda üzülerek bitirmiş oldum. Epsilon yayınevi Gaelen Foley çevirisini en son 2015'de yapmış. Açıkçası serinin diğer kitaplarının çevirileceğine dair inancım yok. Umarım yanılıyorumdur.😓
 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

9.04.2019

DAVETSİZ MİSAFİR ~ GAELEN FOLEY

  Kitap Fiyatı: ₺ 10 [ 01/02/2018 ]  - Nadir Kitap  

 Cehennem Kulübü serisinin ikinci kitabı olan Davetsiz Misafir ile karşınızdayım. (Birinci kitap yorumu için tıklayın.) Birinci kitaptaki baş karakterimiz Max'in eğitimli ajan arkadaşlarından olan Warrington Dükü Rohan Kilburn ve Kate Madsen'ın macerasını anlatmış yazar bize.
 Kate Madsen küçük bir kulübede yalnız yaşayan zeki, kitap okumayı seven, sakin ve az sayıda insanla hayatını süren 22 yaşında genç bir kız. Ta ki korsanlar tarafından kaçırılana kadar.
 Bu korsanlar ilk kitabın sonunda Rohan'ı kızdıran korsanlarla aynı olduğundan genç dükü sakinleştirmek için kızı ona hediye ediyorlar.
 Kız, güçlü olduğu tek bakışta anlaşılan yakışıklı ve  hiç şansının olmadığı karizmatik dükün karşısında buluyor kendini. Haklı olarak da bu adamı korkutucu buluyor. Oysa Rohan Kilburn bir tek kadınlara karşı kibar bir dük oluyor. Ve Kate'in kaçırıldığını öğrendiğinde onun için çalışan bu korsanlar kendilerini korkunç bir sonun beklediğini tahmin edebiliyor.
 Rohan'ın da inandığı Kilburn laneti, onun kadınlara gerçekten yaklaşmasına engel oluyor. Teşkilatın düşmanı olan Özgürlükçü büyücü Simyacı Valerian'ın Warrington düklerini sevdikleri kadınları öldürmesi için lanetliyor. Yerel efsanelere göre de bu kadınlar şimdiki düklerden intikam almak istiyor ve hayaletleri Kilburn Şatosu'nda dolaşıyor. Lakabı Canavar olan Rohan'ın buna inanması bana biraz saçma gelse de bu saçma lanet olayını görmezden gelebileceğime karar verdim.😁
 Tarihi aşk romanlarının olmazsa olmazlarından olan kızın adamdan kaçmaya çalışması durumu elbette ki yaşanıyor. Bu kaçış sırasında Rohan, kızın hayatını kurtarınca bütün denklem değişiyor.
 Ben çapkın dükü çok tatlı buldum.😊 Kadınlara karşı olan yumuşak tutumu hoşuma gitti. Ama kitabın sonuna doğru deli divane aşıklara dönmesi beni biraz itti. Ben o kadar çok dillendirmesindense göstermesini tercih ederdim.
 İlk kitaptaki gibi zekice bir kurgu vardı. Ancak daha duygulara yoğunlaşılmış bir kitaptı. Rohan Kilburn sevdiğim bir karakter olsa da Kate maalesef bana sevimsiz geldi. Aslında özgürlüğünü, hakkını savunması hoşuma gitti ancak Rohan'ı parmağında oynatır gibi gösterilmesi hoşuma gitmedi. Sonuçta Rohan güçlü ve özgürlüğünü seven bir adamdı, bir anda bir kadının peşinde kişiliğini yitirmesi beni rahatsız etti. Bunun dışında kitap beni ilk kitap kadar çekmese de yine de bir çok yönden iyiydi. Bu tür sevenlerin okuyabileceği bir kitap.

2)Davetsiz Misafir
5)My Scandalous Viscount
6)My Notorious Gentlemen
7)The Secret Of A Scoundrel



 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

8.03.2019

EVCİLİK OYUNU ~ ELİZABETH BOYLE

  Kitap Fiyatı: ₺ 10 [ 01/02/2018 ]  - Nadir Kitap  

 Orijinal adı "Something About Emmaline" olan kitap, sahtekar bir kızla, zeki ve sıkıcı bir baronun birbirini yola getirme hikayesini anlatıyor diyebilirim. Evcilik Oyunu, Elizabeth Boyle'un The Bachelor Chronicles serisinin de ilk kitabı. Aslında 8 kitaptan oluşan serinin sadece 5 kitabı dilimize çevirilmiştir. Seriyi şöyle bırakıyorum:

1)Evcilik Oyunu
2)Serserim Benim (Yorum için tıklayınız.)
3)Mektubumu Aldın mı? (Yorum için tıklayınız.)
4)Siyah Elbisenin İtirafları (Yorum için tıklayınız.)
5)Kırmızı Elbisenin Hatıraları
 Emmaline, Baron Sedgwick'in 5 yıllık mükemmel karısıdır. Ancak kendisi hasta olduğu için seyahat edemiyor. Baron Sedgwick, taşrada babaannesiyle otururken gazetelerde karısının alışveriş haberlerini aldığında hızla Londra'ya doğru yol alır. Bu imkansızdır! Çünkü Emmaline, aslında Baron Sedgwick'in 5 yıl önce, hovarda arkadaşı Jack ile uydurduğu hayali bir kadındır!
 Böylece en başından kitap kendini diğer tarihi aşk romanları arasından sıyırıyor ve size eğlenceli bir dünyanın kapılarını aralıyor.
 Peki Baron Sedgwick, yani Alex, bu hayali kadını 5 yıl boyunca saklamayı nasıl beceriyor? Daha önce belirttiğim gibi, Emmaline hasta olduğu için seyahat edemeyen bir karakter. Bu yüzden de Londra'dakiler onun taşrada olduğunu düşünürken, taşradakiler de Londra'da olduğunu düşünüyor.
 Alex hızla Londra'ya gidip gecenin bir vakti yatak odasına girdiğinde neredeyse sevgili karısı Emmaline tarafından vuruluyordu. Çok sevdiği karısını omzuna atıp kapı dışarı etmek üzere kapıya ulaştığında kuzeni Hubert ve karısı Leydi Lilith ile karşılaşmalarıyla kader ağlarını ördü.🕸😁
 Hubert, Alex'in açığını bulup onu mahvetmek için yer arayan ve baronluğun kendi hakkı olduğuna inanan biri olduğundan Alex, karısıyla tıpış tıpış yatak odasına geri dönmek zorunda kalır. Ve maceraları da böylece başlar.
 Yine güzel bir kadın ve yakışıklı bir adam var karşımızda. Ancak bu sefer adamımız muhteşem karizmatik, kaslı ve güçlü bir adam değil. Aksine Sedgwick oldukça planlı ve sıkıcı bir adam olarak tasvir edilmiş. Ancak Emmaline'ın hayatına girmesiyle sıkıcılığından kurtuluyor ve usta oyunculuk yeteneklerini konuşturmaya başlıyor. 🎭
" Çünkü aklı başında olmak, ona asla Emmaline'ın serseri kalbini kazandırmazdı. "
 Kitapta geçen bu cümlü aslında ilişkilerin de küçük bir özeti. Her ilişki insanı değiştirir. İlişkiler insanların konuşarak ya da konuşmayarak birbirlerini belirlemeleriyle yaşanır. Ve bu ilişkide Emmaline, Alex'i oldukça belirgin bir biçimde belirliyor. Alex de bu belirlenmişlikten memnun olduğu için ilişkileri sürüyor.
 Akıcı ve eğlenceli bir kitaptı. Yer yer yüksek sesle güldüğüm oldu. Tarihi aşk romanı severlere tavsiye edilir. 😉

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

15.09.2018

BEN SANA TUTSAK ~ JULIANNE MACLEAN

   Kitap Fiyatı: ₺  13,97 [ 06/02/2018 ]  - Kitapyurdu    

Ben Sana Tutsak, orijinalinde serinin ikinci kitabı olmasına rağmen bizim dilimize çevirildiği kadarıyla ilk kitap. Epsilon yayınevinin canını istediğini çevirmesiyle ilgili bir durum bu. Yani o gün canları seriyi ikinci kitaptan başlatmak istemiş herhalde. 😓 Her neyse şu karmaşayı çözmek için listeyi aşağıya bırakıyorum:
1)The Rebel
2)Ben Sana Tutsak
3)Yeminimi Bozana Kadar (Yorum için tıklayınız.)
4)Yan Benimle (Yorum için tıklayınız.)
5)Return Of The Highlander
6)Taken By The Highlander

 Ben bu seriden ilk önce Yeminimi Bozana Kadar kitabını okudum, çünkü aldığımda seri olduğunu bilmiyordum.😓 Kitabı okuyunca seri olma ihtimalini araştırdım ve doğru çıktı.🙄 Her neyse...
 Bugün serinin ilk kitabıyla karşınızdayım! İskoç Kasabı Duncan MacLean ve Leydi Amelia Templeton arasında gelişen çekişmeli bir aşk hikayesini anlatıyor kitabımız. (Açık konuşmak gerekirse kızın Stockholm sendromuna yakalanmış olma ihtimali de var benim gözümde.😜)
 Leydi Amelia Templeton ‘daha güvenli’ olduğu gerekçesiyle nişanlısının odasından uyurken nişanlısını öldürmeye gelen İskoç kasabı tarafından kaçırılır. Bir gece ansızın gelen İskoç kasabının tek bir hedefi vardır: İntikam!
 Duncan’ın sevdiği kadını acımasız bir şekilde öldüren Yarbay Bennet, aslında Amelia’nın bildiği gibi bir adam değildir. Amelia yeni kaybettiği babasının ardından sığınacak bir liman ararken Bennet’a tutunmuştur ama gerçekleri öğrendiğinde ne kadar saf bir kız olduğunu anlayacaktır.
 İskoç kasabının adı bile İngiliz askerlerinin dizlerini titretmeye yeterken Amelia onun karşısında dimdik durmaktadır. Aslında zeki demek istiyorum kız için ama biraz da saf, yani adlandıramıyorum. Doğrusu kız kitap ilerledikçe gözünü açıyor. Hatalarından ders çıkarabilen bir kız ve kıza kesinlikle aptal diyemem. Ancak adamımız için çok farklı şeyler söyleyeceğim.
 Öncelikle ben Angus’un anlatıldığı kitabı okuyup onu pek sevmemiştim ama şimdi Duncan’ın yer yer Angus’a haksızlık ettiğini düşündüm. Şöyle ki Duncan’ın sevdiği ve öldürülen kız aynı zamanda Angus’un kız kardeşi. Duncan ona bir intikam sözü vermiş ve Duncan bu sözü çiğniyor, hemde yeniden aşık olduğu bir başka kız uğruna. İşte burası benim için biraz hayal kırıklığıydı. Kitapta o kadar mert anlatılan bir karakterin aşık olduğu kız için sözünden cayması hoş değildi. Tabi olay böyle kalmıyor, bir şeyler oluyor ama onlar önemli değil.
 Leydi Amelia, durumunun İskoç kasabının insafına kalmasından oldukça rahatsız. Tek umudunun babasının eski bir dostu olan İskoçya’nın önemli isimlerinden biri olduğunu düşünüyor. Ancak bu ismin ona büyük bir sürprizi var!
 Kitabın genel yorumuna gelecek olursak güzel bir kitaptı. Belirttiğim hususlar dışında beni rahatsız eden bir şey yoktu. Tabi bu kitapların genel şartı kızımızın da oğlumuzun da harikulade güzellikte olmaları.😓 Sanki güzel olmayınca aşk olmuyormuş gibi... Onun dışında kitapta ufak sürprizler de vardı ama bu sürprizler biraz da tahmin edilebilirdi. Ortalamanın üstünde bir kitap olduğunu söylemem mümkün.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

4.08.2018

ŞEYTAN DİYOR Kİ ~ GAELEN FOLEY

   Kitap Fiyatı: ₺ 6,50 [ 02/07/2018 ]  - NadirKitap  

 Cehennem Kulübü serisinin ilk kitabını karşınıza çıkarmış bulunmaktayım! Öncelikle Cehennem Kulübü Serisi’nin kitaplarını şöyle bırakayım da yorumuma öyle geçeyim:

1)Şeytan Diyor Ki
5)My Scandalous Viscount
6)My Notorious Gentlemen
7)The Secret Of A Scoundrel

 Epsilon’un çoğu zaman yaptığı gibi yine yarıda kalmış bir seriye başladığınızı bilin isterim. Bunun için serinin çevirisi “henüz” yapılmamış kitaplarını da yazdım. Yani serinin dilimize tamamen çevirilmesini beklemekteyiz.
 Rotherstone Markisi, Max St. Alban marki olmasının yanı sıra eğitimli bir tetikçidir de! Tetikçiliğinden bulduğu boş vakitte de evlenip aile adını temizlemeye karar vermiştir. Ancak ailesinin adını temizleyecek olan kızın oldukça seçkin biri olması lazımdır. Daphne Starling ise son zamanlarda sosyetede adı kötüye çıkmış bir genç kızdır. Ayrıca üvey annesi tarafından da evliliğe zorlanmaktadır. Max’in Daphne ile evlenmemek için onlarca nedeni varken kendini yine de kızdan alıkoyamamasının tek bir nedeni vardır: Aşk!
 Aşk devreye girdiğinde mantık tablodan çıktığına göre Max’i pek de suçlayamayız. Özellikle hayatı boyunca ilk kez böyle sevildiği düşünülecek olursa.
 Max St. Alban, küçükken babasının borçları nedeniyle Cehennem Kulübü adı altında kurulan bir teşkilata satılmıştır. Burada usta bir tetikçi, ajan haline gelir. Oysa sosyetede bu kulübün hovardalar ve işe yaramaz soylularla dolu olduğuna inanılır. Tam da bu nedenle Daphne’nin en yakın arkadaşı Carissa, bu ilişkiye karşı çıkar.
 Aslında ilişkiye karşı çıkan tek kişi Carissa değildir, Daphne’nin ta kendisi de bu ilişkiye karşıdır. Hayatının kontrolünü kendi elinde tutmak isteyen ve dönemine göre özgür olmak isteyen Daphne, yaşadığı hayat tarzı nedeniyle tam bir kontrol delisi olan Max ile iyi bir ilişki yürütemeyeceklerine inanır. Bu nedenle de Max’ten kaçmaya çalışır, ancak o da bir kere aşkın tuzağına düşmüştür!
 Kitap genel olarak bu şekilde ilerliyor. Okunması kolay ve eğlenceli bir kitap. Daphne’nin kendine rağmen adamı reddetmeye devam etmesi ilginçti. Yüksek sesle kahkaha attığımı söyleyemem sanırım ama hızlı okudum ve gerçekten beni sardığı için hızlı okudum. Olaylar iyi kurgulanmıştı.
 Yazarın okuduğum ilk kitabıyd ki zaten onlarca kitabı olmasına rağmen dilimize sadece dört kitabı çevirilmiş durumda. Bu üzücü detayı atlarsak, ben yazarı sevdim (Bu, durumu daha da üzücü yapıyor ama neyse...😓) Serinin kalanını okumak için sabırsızlanıyorum. Ah, ayrıca yazar serinin sıradaki kitabı için bir temel hazırlayarak kitabını bitirmiş. Sanırım en çok da bunu sevdim.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »