pegasus yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pegasus yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.09.2019

TEK İSİM, TEK KADER ~ JOHN GREEN & DAVİD LEVİTHAN

 "Umursamak kimi zaman felaketle sonuçlanmıyordu. Sonu her zaman felaketti."


  Kitap Fiyatı: ₺  28,09 [ 24/09/2018 ]  - Kitapyurdu  

  Will Grayson'ın (en azından bir Will Grayson'ın) iki kuralı vardı: 1)Çok umursama, 2)Sus. Bu kuralların sahibi olan Will Grayson'ın en yakın arkadaşı Tıfıl Cooper idi. Aslında tek arkadaşı Tıfıl'dı. Ve bir de Tıfıl'ın eşcinsel-hetero birliğinden arkadaşlarıyla arkadaştı Will. Böylece Jane, Gary ve Gary'nin sevgilisi Nick'le de arkadaş sayılırdı.
 Tıfıl, adının aksine oldukça uzun boylu ve kilolu birisi ve Will Grayson'a bir sevgili bulmayı takıntı haline getirmiş durumda. Will'in bir sevgili istememesi ise umurunda değil. Tıfıl'ın kendisi ise saat başı yeni birine aşık olan şıpsevdi, sevimli mi sevimli, kocaman bir kalbe sahip bir eşcinsel. İriliğinden dolayı okulda kimse ona bulaşmıyor ve o da bu durumu Will'i korumak için de kullanıyor. Will de onu koruyordu. Tıfıl'ın eşcinselliğinden dolayı kötü davranılmasını kaldıramayıp okul dergisine bir yazı göndermişti, altına imzasını da atmıştı. Böylece iki kuralını da çiğnemiş ve onun için felaketle sonuçlanmıştı.


"ne diyebilirdim ki? sadece depresyondaymışım gibi hissetmediğimi, aslında depresyonun tüm özümü, zihnimden kemiklerime kadar her parçamı oluşturduğunu mu söyleyecektim? onunki üzüntüyle çarpan bir kalpse benimkinin nefessizlikten boğulmak olduğunu mu? o ilaçlardan ölesiye nefret ettiğimi çünkü hayatta kalabilmek için onlara ne kadar çok ihtiyacım olduğunu mu?"

 Öteki Will Grayson (ki benim öteki Will Grayson'ım depresyondaki Will Grayson), depresyonda.(Gülücük emojisi koymamak için çabalıyorum.) Ayrıca eşcinsel. İnternette tanıştığı Isaac isimli bir arkadaşa sırılsıklam aşık ve en yakın arkadaşı sayılabilecek Maura'dan hiç haz etmiyor. Isaac ile tanışacağı gün Will Grayson ve arkadaşları ile tanışıyor. Ve kendini Tıfıl'ın merhametine bırakacağı bir durumla yüz yüze geliyor diyebilirim.
 Öteki Will Grayson'la ilgili şöyle bir durum var, onun bölümlerinde hiç büyük harf yok. Cümle başı, özel isim vs fark etmiyor, büyük harf yok. Bu olayı çözmem ve aslında iki farklı Will'den bahsedildiğini anlamam için iki Will Grayson karşılaşması gerekti, ki bu da kitabın ortalarına tekabül ediyor.😅

 Kitap iki Will Grayson ve Tıfıl Cooper hakkında güzel bir gençlik kitabıydı. Tıfıl Cooper benim en sevdiğim karakter oldu, belki o yüzden onu ön planda görüyorumdur, bilmiyorum ama kendisine bayıldım. Keşke Tıfıl benim gerçekten arkadaşım olsa ve ona sıkı sıkı sarılsam dediğim oldu, ki ben sarılmaktan hoşlanmam.😅 Ayrıca beni kesinlikle sesli güldürdü. Üzüldüğüm ve güldüğüm yerler oldu ama daha çok kitabın ortasından sonra, her şeyi yerine oturtunca.😅 John Green bir kere daha yanıltmadı ve kendini sevidirdi bana. Ama kitap karakterlerinin hep aynı yaşlarda olması biraz dikkatimi çekmeye başladı.
 Bunun dışında çeviride kelime oyunlarının kaybolmasına üzüldüm. Mesela Öteki Will Grayson internette kullandığı takma ad willsensussana olarak geçiyor. Ancak orijinalinde muhtemelen willyoushutup yazıyor ki bu da adını (will) kullanarak kelime oyunu yaptığını gösteriyor. Ki willyoushutup, susacakmısın anlamına gelir. Böyle kelime oyunlarını dipnotla paylaşmalarını isterdim açıkçası.

" willsensussana: hazır mısın?
   blucinlibebek: neye?
   willsensussana: geleceğe
   willsensussana: çünkü demin başladı da "

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

17.08.2019

AŞKI SENDE BULDUM ~ CATHY MAXWELL

   Kitap Fiyatı: ₺ 5 [ 08/05/2019 ]  - NadirKitap  

 Constance Cameron, Genç Hanımlar Akademisi'nde bir öğrenci. Ancak kendini oraya ait hissetmiyor. Çünkü Constance Cameron, ailesinin sürgüne gönderilmesinden ötürü Amerika'da yetişmiş özgür ruhlu bir kadın. Ve tek amacı da Amerika'ya geri dönmektir.
 Gordon Lachlan ise asi bir İskoç'tur. Amacı İngiltere'nin işgal etmeye çalıştığı ülkesini korumak olan genç adam Constance ile de bu nedenle tanışır.
 Kızın ablalarından birisinin evli olduğu Colster Dükü, aslında bir İskoç olup İngiltere'deki ünvanı kabul ederek halkını yarı yolda bırakmış bir adamdır. Ve İskoçya'dan giderken halk için manevi değeri çok yüksek olan bir kılıcı da yanında götürmüştür.
 Gordon da insanları davasına çekebilmek ve onlara güç ve moral kaynağı sunabilmek için bu kılıcı almaya karar verir. Constance Cameron da planlarına bu aşamada dahil olur zaten. Kızı kaçır, kılıcı al, kızı geri ver. Plan teoride bu kadar basittir işte. Peki pratikte?

"Yetişmesi gereken bir gemi vardı. Kaçırılmak için hiç vakti yoktu."


 Lachlan babasının ölümüyle birlikte, Londra'da hukuk okumuş bir centilmenden bir savaşçıya dönüşüyor. İskoçya'yı savunmak için Londra'daki rahat hayatını geride bırakıyor.
 Constance ise iyi bir evlilik yapması gerektiği dayatmasından ve kadının konumunun katılığından duyduğu rahatsızlıkla Amerika'ya, özgürlüklerin ülkesine geri dönmek istiyor. Ve bu konuda oldukça inatçı da. Güçlü bir duruş sergiliyor, bu yönüyle feminizme selam çakıyor diyebilirim.
 Her iki karakter de uzlaşmak için oldukça inatçı. Ancak başlarına kötü şeyler geldikten sonra akılları başlarına geliyor. Ve hayattan gerçekten ne istediklerini anlıyorlar.

 Ortalama bir kitaptı; kötü değildi, iyi sayılabilir. Biraz sığ kaldığı yönleri olduğunu düşünüyorum. Örneğin kızın geçmişi hakkında çözüldüğü kısım, bence, çok saçmaydı. Bunun dışında bir esir olarak gittiği kampı dize getirmeye başarmasını da çok mantıklı bulmadım. Ama boştaysanız okunabilir. Aslında Cameron Sisters serisinin son kitabıymış Aşkı Sende Buldum. Ancak ilk iki kitabın (Constance'ın ablalarının hikayeleri) çevirisi yapılmadığı için okuyamadım. Belki ilk iki kitabı okusaydım daha çok hoşlanırdım. Kısaca bir kadının sorumluluğunu taşıyamayacağını düşünen bir adam ve özgür ruhlu bir kızın aşk hikayesini anlatmak istemiş yazar.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

27.03.2019

ZAR ADAM ~ LUKE RHINEHART

 Şansa inanır mısınız? Peki onu bir Tanrı olarak kabul edebilir misiniz? Zarlar çoktan atıldı, seçenekler neler? 🎲


" Bütün güç zarlardaydı. Bu da bana yeterdi ama zarlar neye karar verecekti acaba? Her şeye karar verebilirlerdi.
Her şeye mi?
Her şeye. "

 Luke Rhinehart bir pskiyatr ve bir Zar Adam. İlk Zar Adam. Ve bu kitap da otobiyografisi. Ayrıca Zar Adam kitabı kendisiyle aynı adı taşıyan serinin de ilk kitabı. Seriyi şöyle bırakıyorum:
1) Zar Adam
2) Zar Adam'ın Peşinde
3) Piç Fantazi
4) Est
(Bu kitapların dışında Zar Kitabı başlıklı bir kitabı daha olduğunu da belirteyim.)
 Luke Rhinehart aslında George Cockcroft'un takma adı. Kitaplarını bu isim altında yazıyor. Ve Zar Adam kitabında kendi hayatının gerçeklerini anlattığını söylüyor.
 Peki ne bu Zar Adam'ın olayı? Hayatındaki her şeye zar atarak karar veren kişi Zar Adam'dır. Nasıl yani? Şöyle ki 1'den 6'ya kadar seçenekler verilir ya da daha basit olarak çift-tek gelme olasılığına seçenekler verilir. Örneğin çift gelirse bugün mutlu bir insan olacağım, tek gelirse bütün gün kedisi yeni ölmüş biri olacağım gibi. Zarlar atılır ve sonuca göre o gün kim olacağın belirlenir.
 Peki nedir bunun amacı?


" Azınlık dürtüleri kişiliğin zencileridir. Kişiliğin kuruluşundan beri özgürlüğün tadına varamadılar onlar, hep görünmez adam olarak kaldılar. "

 Doktor Rhinehart, herkesin farklı farklı istekleri olduğunu ancak bunların kişiliğin baskın yönü tarafından baskılandığını düşünüyor. (Ve bu konuda tamamen de haklı olduğunu düşünüyorum.) Bu baskının ortadan kalkmasıyla modern insanın mutsuzluğununda ortadan kalkacağına inanıyor. Çünkü ona göre tek yönünü kullanabilen insanlar, farklılıklarla dolu olan modern zamana uyum sağlayamıyor ve bunun sonucunda da doğal olarak mutsuz oluyor. Bunun içinde insanların içindeki en küçük dürtülere bile ortaya çıkmaları için şans verilmesi gerektiğini düşünüyor. Yani temelde amacı kişilik denen şeyi parçalayarak insanları tahmin edilemez bireyler haline getirmek.

" Canım çok sıkıldığı zaman beni tutan bağlardan kurtulup rüzgarın önünde uçmak istiyordum ama bağlar daha çok sıkılıyor, göğsümdeki çapa içime daha çok gömülüyordu. Kendi ağırlığım kaçınılmaz ve ebedi idi. "

 Luke Rhinehart, aslında sadece canı sıkılmış bir adamdı. Onu motive edecek bir güçlük, bir arzu, yaşama motivasyonu yoktu. Ancak bulduğu bu zar fikriyle hayatını karmakarışık ederek, onu sürprizlerle dolu hale getirdi. Çünkü zar hayatına girdikten sonra hiçbir kararını deneyimlerine ya da mantıklı nedenlere dayanarak vermiyor, her şeye zarların karar vermesine izin veriyordu. Böylece üzerindeki sorumluluklardan kaçmanın da bir yolunu bulmuştu aslında. Buna ben değil, zarlar karar verdi, diyerek suçu hemen zarların üstüne atabiliyordu. Sonuç olarak suçluluk duygusu artık Rhinehart'a yabancılaşıyordu.

" Zincirleri kırmak, alışkanlıklardan kurtulmak için neler yapmıyoruz ki? Ama eski benliklerimizi de kendimizle beraber sürükleriz ve onlar da bizi tüm deneyimlerimizde katı çerçeveleri içinde tutmak isterler. "

 Aslında kullandığı zar bazı şeyleri hem sembolleştiriyor hemde somutlaştırıyordu. Seçenekleri yüklediği rakamlar onun arzularını sembolleştirirken, zar atıldığında karşısına çıkan rahat o isteğini somutlaştırmasını sağlıyordu. Ve Luke Rhinehart, gerçekten de zar ne derse onu yapıyordu.
 Zar Adam'ın Göbeklitepe'den bağımsız olmadığını düşünüyorum. İnsanlar her şeyden önce bir tapınak kurup kendilerinden yüce ve kutsal bir varlığa inanma ihtiyacı duyduğu için var Göbeklitepe. Zarlar da Luke için Göbeklitepe'yle aynı şey haline geliyor. Luke da kendisinden yüce ve bilgili bir şeye inanma ihtiyacı içinde çırpınan bir adam bana kalırsa. Çünkü bir hiçliğin ortasında kalakalmış bir adam aslında o.
 Yeni bir din geliştiriyor Luke Rhinehart. Ancak bunu çok kendine özgü bir yöntemle yapıyor. Öyle ki insanlar onun şizofreni olmasından şüphelenmeye başlıyorlar.
 Bir ara meslektaşı Doktor Jake Ecstein'a terapiye gidiyor. Jake, bu terapilerde Luke'un babasıyla sorunları olduğu için böyle davrandığını düşündüğünü söylüyor. Ve ben açıkçası bu düşüncenin yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorum, ama kitabın yazarı Luke olduğu ve bu konuyu deşmek istemediği için kitapta da önemsenmeden geçilmiş.
 Kitap 464 sayfadan oluşuyor ve oldukça dolu olduğu için 464 sayfa okuduğunuzun farkına varmakta hiç zorlanmıyorsunuz.😅 Oldukça dolu dolu ve sürükleyici bir anlatımı var. Ve aslında zeki ve canı sıkılmış bir adamın hayatını nasıl sıradışı hale getirdiğini okuyorsunuz. Okurken bir Zar Adam olmak için insanın aklını çeldirmiyor değil de.😁 Yani kışkırtıcı ve eğlenceli de bir kitap. Yazarın zekasını takdir etmemek mümkün değil. Son olarak yazarın kitabı için kendi söylediklerini de şuraya bırakıyorum:

" Ve sen bunları okuyan Okur, iyi dostum ve çılgın okurum, sen de aslında bir Zar Adamsın. Bu kitabı buraya kadar okuduğun için, burada portresini çizdiğim kişiliği, yani Zar Adamı ruhunda taşımaya mahkumsun aslında. Sen çoklu bir kişiliksin ve onlardan biri de benim işte. Ben senin içinde bir pire yarattım ve o seni ölene kadar kaşındıracak. Ah, Okuyucu, aslında benim doğuşuma asla izin vermemeliydin. "


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.🎲 

Devamını Oku »

24.01.2019

MOMO ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü ~ MİCHAEL ENDE

 " Zaman yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir. "

   Kitap Fiyatı: ₺  15,08 [ 01/09/2018 ]  - Kitapyurdu 

 2018'in çok satan kitapları arasına girmeyi başaran Momo, bugün de Kitap Mağarası blogunda!
 Momo, 8 yaşlarında kıvırcık saçlı küçük bir kız çocuğu. Annesi babası olmayan, 102 yaşında olduğunu söyleyen, sokaklarda yaşayıp çevredeki insanlarla arkadaşlık eden küçük bir kız çocuğu. Ama Momo'nun çok nadide bir özelliği var: Dinlemek.
 Momo, karşısındakini bütün dikkatini vererek dinliyor ve bunu belli eden dönütler veriyor. Dürüst olalım; artık kim karşısındakini gerçekten dinliyor? (Terapistler ve danışmanlar hariç.) Hiç kimse. Hepimiz otomatik olarak birilerine " Aynen, " demişizdir.
 Tiyatro harabelerinde yaşayan küçük Momo herkesle çok iyi arkadaş oluyor ama onun da iki özel yakın arkadaşı var: Çöpçü Beppo ve Turist Rehberi Gigi. Beppo ve Gigi birbirlerine taban tabana zıt karakterler. Beppo, bir soruya cevap vermek için iki gün bekleyebilecekken Gigi çenebaz bir adam.
 Her şey çok güzel giderken göze çarpmamayı iyi beceren duman renkli adamlar kentin huzurunu kaçırmaya başlıyor.

 " Günlük yaşamın içinde çok büyük bir sır vardır. Herkesin bunda bir payı bulunur ve herkes onu bilir, ama pek az kimse bu konuya kafa yorar. Çoğu kimse onu olduğu gibi benimser ve ona asla şaşırmaz. Bu büyük sır zamandır. " 

 Duman adamlar ise bu büyük sırrı, zamanı insanlardan çalmak için adım adım, kimseye fark ettirmeden hareket eden hikayemizin kötü karakterleri. Zaman Tasarruf Şirketi; insanların zamanını sanki bir matematik işlemi gibi hesaplayarak insanları şirkete katılmaları için ikna etmeye çalışıyor. Bu şirkete katılan insanlara da artık modern ve gelişmiş olduklarını söylüyorlar.
 Peki zamandan tasarruf etmek ne demek? Çalışmak. Aralıksız hiç durmadan çalışmak. Onlar için çocuklarıyla vakit geçirmek, yemek yemek için uzun uzun vakitler ayırmak bile gereksiz.

" Önemli olan şey ne kadar kısa sürede ne kadar çok işin yapıldığıydı. " 

 İşte bu kapitalizmin bir tanımı gibi karşımıza çıkıyor kitapta. Oysa çöpçü Beppo sokakları süpürürken bir adım, bir nefes, bir süpürge şeklinde ilerliyor. Ve yaptığı işten zevk alıyor. Oysa hızlı hızlı sokakları süpürmeye çalışan arkadaşları işlerinden onun kadar zevk almıyor.
 Michael Ende'nin son teknoloji harikası oyuncaklar içinde söyleyecek bir çift sözü var:

" En küçük ayrıntılarına kadar öyle ince düşünülerek yapılmış ki çocukların hayal kurmalarını gerektiren bir yanları kalmamıştı. "

 Michael Ende'nin bu haklı isyanı karşısında saygıyla eğilmekten başka bir şey yapamıyorum. Çocuk dediğiniz varlık dünyayı yeni öğrenmeye başlamıştır ve bu sırada dünyada zaten var olan nesneleri amaçları dışında kullanmak varoluş amaçlarıdır. Yoksa yenilikler nasıl gelecek? Uçan evleri, ışınlanmayı, uzay turizmini kim icat edecek? Bana kalırsa buradaki ince eleştiri çocukla uğraşmamak için eline telefonunu veriveren ailelere gidiyor, tabi anlayana.
 İnsanlar zaman tasarrufu yaptıkça mutsuzlaşıyor. Kimse birbirine zaman ayırmıyor. Parasını aldıktan sonra yaptığı işin kaliteli olmamasını umursamayan insanlar türüyor. Ve bütün insanlar duman adamları gördüklerini, bir zaman tasarrufu anlaşması yaptıklarını unutuyor. Ama Momo unutmuyor. Çünkü Momo küçük bir çocuk. Ve duman adamların görünmekten kaçıntığı tek varlık da çocuklardır.👧👦
 Kitap, o kadar tanıdık bir dünyadan bahsediyor ki içine girmek hiç de zor olmuyor.
  • Çok çalışıp çevresiyle ilgilenmeyen insanlar mı? ✔️
  • Çocuklarını susturmak için teknoloji harikası şeyler alan ebeveynler? ✔️
  • İşlerinden nefret ederek çalışan insanlar? ✔️
  • Hayal kurmayı unutmuş yetişkinler? ✔️
  • Tektipleştirilmeye çalışılan insanlar? ✔️
 Gördüğünüz gibi Zaman Tasarruf Şirketi'nin ele geçirdiği dünya bize çok da yabancı değil. Hatta her gün uyanıp pencereden baktığımızda karşımıza çıkan dünyanın ta kendisi diyebiliriz.
 7 yaşında eğitimle başlayan tektipleşme insan hayatının vazgeçilmezi. Yanlış anlaşılmasın, eğitime karşı değilim ama tektipleştirilme eğitimine karşıyım. İnsanlar üniversiteden mezun olduğunda hayal kurma yetenekleri kısıtlanmış, umutları kırılmış, işe girme telaşına düşmüş gençler kervanına katılıyor. Ve herkes birbirinin aynısı olduğu için de oldukça sıkı bir rekabet var.
 Güzel kıyafetler, güzel kokular, iyi bir araba vs alabilmek için haftanın en az 5 günü, 8 saat boyunca çalışmak zorundayız. Ve bunlardan vazgeçemediğimiz için de çalışmaktan da vazgeçemiyoruz.
 Anne-babalar eve akşam 6'da yorgun argın gelip bütün gün onları özleyen çocuklarına zor zar yarım saat ya ayırıyor ya ayırmıyor. Halbuki işte de kendine sırf o çocuk için çalıştığını söyleyerek teselli buluyor. Sizce bir çocuk için anne-babasıyla vakit geçirmesi mi daha önemli yoksa pahalı bir ayakkabı giymesi mi?
 Tabi ki çalışılmadan da karın doymuyor. Ancak bu şartları biz kendi kendimize oluşturduk. Neden haftanın 2 günü 5 saat çalışmak günün birinde mantıklı hale gelmesin ki? Haftanın 5 günü 8 saat çalışmayı mantıklı kılan neydi ki zaten? İnsanlar kendi kendilerine bu çalışma şartlarını oluşturdu ve bir gün bu şartları yıkmak da yine insanların elinde.
 Kitap çok güzel, ince eleştiriler barındırıyor. Eğer insanlar kitabı sıradan bir kitap olarak görmeseydi, bir isyanın başlangıcı olabilirdi bence. Açıkçası kitabın bu kadar çok beğenilmesinin ve satmasının nedeni de insanlara bu dünya için bir umut ışığı yakması olduğunu düşünüyorum.
 Beni en çok etkileyen şey Yazarın Kısa Sonsözü oldu. Yazar, başkasından dinlediği bir öyküyü kitaplaştırdığını söylüyor burada. Ve o kişinin şu sözleri tüylerimi diken diken etti: " Ben size bütün bunları olup bitmiş gibi anlattım. Oysa gelecekte olacakmış gibi de anlatabilirdim. Benim için ikisi arasında büyük bir ayrım yok. ". Yani belki de bunlar geçmişte gerçekten yaşandı ve şimdi yeniden yaşanıyor. Kısır bir döngünün içinde kalmış bir dünyanın içindeyiz ve bizi kurtarması için Momo'yu bekliyoruz.
 Umarım Momo çok geç kalmaz.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

 
Devamını Oku »