14.01.2024

KİRACI ~ JAVIER CERCAS

 Mario Rota, rutinleri seven bir akademisyen. Bir pazar sabahı koşu yaparken ayak bileğini burkuyor ve eve döndüğünde kapıda ev sahibi Bayan Workman ve Daniel Berkowickz ile karşılaşıyor. Mario, Berkowickz'in yeni taşınan karşı komşusu olduğunu ve hatta üniversitede de birlikte çalışacaklarını öğreniyor. 

"Ama izin verin size başka bir şey söyleyeyim, bu ülkenin en büyük avantajı şu: Burada kimseyi dinlemek zorunda değilsin; yapman gereken tek şey konuşmak. İnsanlar konuşuyor, konuşuyor ve konuşuyor, ama kimse dinlemiyor. Bu bana kendimi birazcık evimde hissettiriyor çünkü İspanya'da da bunun aynısı oluyor."

Başta Berkowickz'in bir stalker olduğunu düşündürüyor yazar okuyucuya. Çünkü kim bir insanın 3 yıl boyunca çıkardığı tek makalenin başlığını ezberler ki? Berkowickz. Üniversiteye gelir gelmez Mario'nun sınıflarını elinden alıyor. Hatta Mario'nun tez danışmanlığını yaptığı öğrencisi ve aynı zamanda ilişkisi olan Ginger bile Berkowickz'in okula gelişi konusunda heyecanlı. Hatta o kadar ki tez danışmanını Berkowickz olarak değiştirmek istiyor. O yüzden de Mario'nun Berkowickz nefretine hak verip duruyoruz. Rutinleri seven Mario'nun, Berkowickz yüzünden neredeyse bütün hayatını değiştirmek zorunda kalıyor.

"Bu sanki bir mahkûmiyet: Daima sahip olmadığını sevmek ve sahip olduğunu asla sevmemek."

Sanki bir rüyanın içine düşmüş gibi hissettiriyor kitap. 95 sayfada okuyucuyu değişik bir yere taşıyan kısa bir kitap. İstanbul - Ankara treninde okumuştum. Psikolojik yönü daha baskın olan güzel bir metin. Merak öğesinin güzel kullanıp okuyucuya sürekli şimdi ne olacak, diye sorduruyor. Kısacası sürükleyici ve etkileyici bir kitap ama sonu daha iyi bitebilirdi. Başka Javier Cercas kitapları da okumak isterim açıkçası.


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

7.01.2024

ZAMAN MAKİNESİ ~ H. G. WELLS

"Mevcut andan devamlı kaçmaktayız."

2024'ün ilk kitabı Herbert George Wells'ten oldu. Kendisine son Delfi kahini diyerek dalga geçen Wells, sert bilimkurgu metinleri yazıyor. Delfi de Antik Yunan'da dünyanın ve evrenin merkezi olarak görülen bir kasaba ve burada bir kahin tapınağı bulunmakta. Delfi kahinleri hem geleceğin habercileri hem de zamanlarının en önemli danışmanlarıydı. 

"İnsan hayatı," der Wells, "evrenin akışı içindeki bir girdap gibi, yanıltıcı bir şekilde sakindir; bilimse insanın karanlığa yaktığı bir kibrittir ve kibritin ateşi, karanlığın sandığımızdan daha da karanlık olduğunu gösterir."

Wells, Zaman Makinesi'ni en az altı kere baştan yazmış. Darwinci görüşten hareketle ortaya çıkmış bir hikaye. Kitabın önsözünü yazan Patrick Parrinder "Ütopyaya yönelik bir saldırıdır Zaman Makinesi," diyor. 1895 yılında yazılan hikayenin başkarakteri olan Zaman yolcusunun 19. yüzyıl bilim insanlarının, mucitlerinin ve kâşiflerinin de bir temsilcisi olduğunu ekler. 

 "... uzun süre hareketsiz kalamayacak kadar Batılıyım ben. Bir problemin üzerinde yıllarca çalışabilirim, ancak yirmi dört saat boyunca hiçbir şey yapmadan beklemek... o ayrı mesele..."

Hikayemizin karakterleri şöyle isimlendirilmiş: Doktor, Psikolog, Suskun Adam, Editör vs. Her perşembe Zaman Yolcusu'nun evinde toplanıyorlar. Zaman yolcusu misafirlerine bir zaman makinesi icat ettiğinden bahsediyor ve onlara bir prototip gösteriyor. Karakterler ona pek inanmıyor görünüyor açıkçası.

"Zaman makinelerinin ilki bugün saat onda kariyerine başladı. Onu son bir kez kurcaladım, tüm vidalarını tekrar sıktım, kuvars kristali rodaya bir parmak daha yağ koydum ve koltuğa yerleştim. O anda az sonra yaşayacaklarım için hissettiğim merakın az çok aynını, kafatasına silahı dayamış, intihara niyetli biri hissedebilir ancak."

Zaman Yolcusu kendi başına makineyi kullanmaya karar veriyor. Ertesi hafta perşembe günü ekip yine toplanır ama Zaman Yolcusu ortalıkta yoktur; geldiğinde de üstü başı mahvolmuştur. Normal bir yerden değil Zaman Makinesi ile olan seyahatinden dönmüştür çünkü. Kitabın geri kalanında bu seyahati sırasında başına gelenler anlatılır. 

"Ya zulüm ortak bir tutku olmuşsa? Ya bu arada ırk gelişip insanlığını kaybetmiş ve insanlık dışı, merhametsiz ve karşı konulamaz derecede güçlü bir yaratık haline gelmişse? Ben eski dünyanın bir vahşi hayvanı gibi algılanabilirdim, hem de halk tarafından en korkuncu, en iğrenci diye bilineni; vakit kaybetmeden katledilecek mundar bir mahluk olarak."

802.701 yılına gitmiş olan Zaman Yolcusu ilerlemiş bir toplumla karşılaşmaz. Bu dönemde yaşlı ve sakat yoktur; teknoloji, üretim ve ticaretin de görünürde olmadığı gibi. Adaptasyon nedeniyle fiziksel bir değişim de geçirmiş olan insan ırkı ikiye ayrılarak sınıfsal bir ayrım ortaya çıkmış (her dönemde insan bir şekilde ayrım yapmanın yolunu buluyor maalesef ki) ve bir şekilde bir sınıf ötekinden üstün hale gelmiş. Bence buralar aslında aynı zamanda Wells'in insanlık eleştirisi yaptığı kısımlar da bir yandan. İnsanın değişmeyen huylarının, vazgeçemeyeceği şeylerinin olduğunu anlatmaya çalışıyor, sınıfsal ayrım gibi. Alt sınıfın nefret ettiği üst sınıfın ihtiyaçlarını hala görüyor olması gibi.

"Güç, ihtiyacın ürünüdür; güvenlik güçsüzlüğü artırır. Yaşam koşullarını düzeltme işi -yaşamı gittikçe daha da güvenli yapan gerçek uygarlaştırma süreci- istikrarlı bir şekilde zirveye ulaşmıştı. Birleşmiş insanlığın doğa üzerinde kazandığı bir zafer, ötekini izlemişti. Şu an hayalden öte gitmeyen şeyler, ele alınarak üzerinde düşünülen ve ilerletilen projelerdi artık. Ve hasadı gördüklerimdi!"

Biz insanlığın hep ileriye gittiğini düşünüyoruz. Wells, bu kitabında okuyucuyu 'Peki ya işler ters giderse n'olur? Ya gerçekten ilerlemiyorsak? Ya ileride bütün teknolojiyi kaybedersek?' sorularını düşünmeye itiyor. Her gün ölümlü olduğunu görmezden gelir gibi yaşayan insan, bir gün sahip olduğu tüm imkanları kaybedip yontma taş devrine geri dönebileceği ihtimalini de düşünmeyi ihmal eder. Wells, bu ihtimali görmezden gelmeyen istisnalardan birisidir.

"Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur. Yalnızca çok çeşitli ihtiyaçları ve tehlikeleri karşılamak zorunda olan hayvanlar zekâdan payını alırlar."

Açıkçası kitabı öyle çok eğlenerek okudum diyemem ama okudukça ilgimi daha çok çekti, diyebilirim. Bilim kurgu ve distopya severlerin türünün ilk örneklerinden biri olarak okuyabileceği bir kitap. Üstelik defalarca da filmi çekilmiş. 1950'de BBC tarafından televizyona uyarlanan kitap, 1960 yılında ilk kez sinemaya uyarlanmış. 2002 yılında ise H. G. Wells'in torunu Simon Wells, yönetmenliğini yaparak bir kez daha sinemaya uyarlamış. Geleceğe Dönüş film serisinin de Wells'in Zaman Makinesi kitabından esinlendiğini söyleyen kaynaklar var.

 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

25.08.2023

YARALI ŞÖVALYE ~ L. J. SHEN

All Saints Lisesi Serisi:

1) Serseri Prens (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) Yaralı Şövalye
3) Angry God 

"İki Knight Cole vardı.
Biri benimdi.
Diğeri herkesin."

    All Saints Lisesi serisi Sinners of Saints serisinin ikinci kitabı Yaralı Şövalye ile karşınızdayım. Hikayemiz Knight ve Luna'nın çocukluğuyla başlıyor. Luna annesi tarafından 2 yaşına basmadan terk edilmiş, babası ve üvey annesi tarafından büyütülmüş seçici dilsizlik ile yaşayan başkarakterimiz. Fotoğrafik hafızaya ve 155 IQ seviyesine sahip. Aynı zamanda ileri derecede sosyal anksiyetesi var ve terapi görüyor. Yani Luna kimseyle konuşmuyor ve birileriyle iletişime geçmekte inanılmaz zorlanıyor.

 "Aslında yanımda olmadığı sürece nerede olduğu önemli değildi."

 Knight Cole ise Luna'nın tam tersi; oldukça popüler ve Luna'ya çocukluğundan beri aşık olan başkarakterimiz. Knight da annesi tarafından Cole ailesine evlatlık verilmiş. Yani her ikisi de öz anneleri tarafından bırakılmış çocuklar. Onu evlat edinen annesi Rosie ise çok hasta ve ölüme çok yakın. Knight'ın zayıf noktası da zaten annesi. Ailedeki herkes Rosie'ye odaklandığı için geri kalan herkes birbirini ihmal ediyor.

"Ölebilirdin," diye haykırdı yüzüme doğru. Yaralı yumruğunu kalbine vurarak, "Beni bırakıp gidebilirdin," dedi.

    Farklı şekillerde de olsa dünyadan nefret eden iki kişi Luna ve Knight. Knight, Luna denizatlarını çok seviyor diye annesine imzalattığı izin kağıdı ile bir denizatı dövmesi bile yaptırıyor Luna için. Luna kendini ona layık bulmuyor. Düşünsenize okulun en popüler çocuğu ile okulda hiç arkadaşı olmayan insanlarla konuşmayan bir kız nasıl kendini ona layık görebilir? Oysa bence biri illa birine layık olmayacaksa Knight, Luna'ya layık olamaz. 😈

"Beni öldürüyorsun, Luna Rextroth."
"Seni öldürüyor muyum, Knight? Peki, hiç durup senin beni uzun zaman önce öldürmüş olabileceğini düşündün mü?"

 18 yaşından itibaren Luna'ya Ayışığı demeye başlıyor ve bunu ilerleyen bölümlerde sevgilisine Günışığı diye seslenmeye başladığında (bence) mahvediyor. Knight benim için çok eksilerde bir karakter. Evet, bazı bahaneleri var ama Luna'nın canını yakıp kendisine çifte standart uygulaması kabul edilemez. Üstelik Luna hiçbir zaman yanlış bir şey yapmıyor. Oysa Knight yüzlerce hata yapıyor. Knight, Luna'ya ona güvenmemesi için yüzlerce sebep verip sonra da ona güvenmediği için kızıyor.

"Dünyanın bozulmamış, korunaklı hayatımı lekelemesine izin vermem gerekiyordu."

    Luna bir fanusun içinde yaşıyor. Hiçbir zaman ailesinden, Knight'tan uzaklaşmamış ve Luna üniversiteye başlayacağında da Knight onun evden ayrılabileceğine ihtimal dahi vermiyor. O, Luna'yı cepte görüyor. Sonunda Luna en iyisinin üniversite için şehirden ayrılmak olduğuna karar verdiğinde Knight onu görmezden gelip kendine bir sevgili yapıyor ve Poppy yani "Günışığı" (😖) böyle hikayeye dahil oluyor. 

"Seni seviyorum Knight Cole. Her şeyden çok. Belki kendimden bile çok. Ama sana kalpten güvenmiyorum. Beni böyle incittiğinde kendimi küçük düşmüş ve kindar hissediyorum. O kadar kindar ki konu ben olunca kalbine sahip çıksan iyi olur. Aramızdaki bu şey her neyse artık, o bizi öldürmeden bizim onu öldürmemiz gerekiyor, anladın mı? Birlikte olamayız."

Poppy'ye gurur tanesi hiç düşmediği için başka birisine aşık olan Knight'ın sevgilisi olmaktan hiç gocunmuyor. Luna onların ilişkisini öğrenince HAKLI OLARAK diyor ki Knight'ı geride bırakmanın zamanı geldi çünkü Knight, ona layık olan mükemmel kızı buldu, diye düşünüyor. Ve sevgili Luna kalbini iyileştirmesi için üniversiteden Josh diye bir çocuğa gidiyor. Josh ve Luna meselesinde de Knight, Luna'ya YILLARCA yaşattıklarını görmezden gelip haklıymış gibi Luna'ya sinirleniyor. Luna'nın değişimi, bağımsızlığı Knight'ı korkutuyor ve korktukça kızın daha çok canını acıtmaya çalışıyor.

 "Aşkımızın nabzı her daim atıyordu. Bazen hafifçe. Bazen o kadar hızlı ki başka bir şey duyamıyordum."

 İlk kitaptan sonra ben her ne kadar yazar beni daha fazla ağlatamaz dediysem de bunu başardığını söylemek isterim.  Serseri Prens'ten daha dramatik ve sürprizlerle dolu ki bu da benim üçüncü kitabı daha da çok merak etmeme neden oluyor. L. J. Shen çıtayı öyle yükseltti ki Vaughn'ın hikayesini okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım çevirisi çabuk gelir, gelmezse de artık ingilizcesini bulup okuyacağım.🙇🏻‍♀️

Not: Daria Followhill hala en sevdiğim karakter. 🌟
Not
²: Yazarın Dean ve Dixie'yi birbirine yapmasından hiç hoşlanmadım.

    Kitap Fiyatı: ₺ 57,50 [ 06/05/2023 ]  - KitapYurdu   

 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »

21.07.2023

BİZ EVLENİYORUZ ~ JULIA QUINN

" "Her şey değişiyor," diye fısıldadı, "ve ben bunu durduramıyorum." "

 Ve Bridgerton kardeşler serisinin (dilimize çevrilen kısmının) sonuna geldik! Artık Netflix'te Bridgertonları izleyebilirim. Netflix'in Julia Quinn'in kitaplarına el atmasının en yararlı tarafı Türkiye'de tarihi aşk romanlarının (tabiki en başta Julia Quinn) çevirisinin artması oldu. Ben bir kitapsever olarak bunu sevinçle karşıladım tabiki. Neyse biz son bekar Bridgerton'a Gregory'ye dönelim.

"Manastırdaki yaşlı papazın kelebek koleksiyonu yapması gibi, kırık kalp biriktirirdi o da."

1827 yazındayız. Gregory Bridgerton koşarak kiliseye gitmekte ve bir düğün törenini bölmek üzeredir. Ah, ama yazarımız bir anda bize hikayenin başını anlatmadığını fark edip iki ay öncesine götürür okuyucuyu. Etkileyici ve benim sevdiğim bir başlangıç bu. (Judith McNaught da aynısını Düşler Krallığı'nda yapar ki en sevdiğim tarihi aşk romanıdır.) Zaten kitabın orijinal adı da Bridgertonlar: Düğün Yolunda ama Biz Evleniyoruz diye çevirmişler maalesef... 🙄

"Lucy omuz silkti ve "Siz kötünün iyisisiniz, Bay Bridgerton," dedi."

 Gregory Bridgerton aşka inanan ve aşkı arayan nadir erkeklerden bir tanesidir. Nasıl inanmasın ki?! 7 kardeşi ve anne babası bir aşk evliliği yapmıştır! 26 yaşındaki son bekar Bridgerton olarak evlenmek için aşkın onu çarpmasını beklemektedir ve Kate'in düzenlediği dans partisinde bir kızı görüp çarpılır: Hermione Watson. (Bence yazar burada Harry Potter hayranlığını konuşturmuş.🪄)

" "Lucy, kime aşık olacağımızı biz seçemeyiz."
 Lucy kollarını önünde kavuşturdu. "Neden olmasın?" "

 Hermione, sezonun gözdesi olma potansiyeli taşıyan bir kız. Henüz sosyeteye takdim edilmemiş olmasına rağmen davetlerde ve partilerde bütün erkekler onun peşinden koşuyor. Hem çok güzel hem de bir vikontun kızı olarak evlilik için oldukça popüler bir aday. Ancak Hermione bir başkasına aşık. Hem de en yakın arkadaşının bile onaylamadığı birisine, babasının katibine aşık. 

 "Hermione'yi ağabeyi memnun olsun diye istemiyordu; Hermione'yi isteyememezlik edemediğinden istiyordu.
 Ve bu Lucy'ye kendini biraz daha yalnız hissettirdi."

 Hermione'nin en yakın arkadaşı Lucy'nin katibi onaylamamasının sebebi gerçekçiliği. Konumlarından dolayı evlenemeyecekelerini düşünüyor. Bu yüzden de Gregory, Hermione'nin peşine düşüp en yakın arkadaşı olduğu için Lucy'ye yaklaştığında Lucy diğerleri gibi onu geri çevirmiyor ve Gregory'ye yardım etmeye çalışıyor. Gregory'nin Hermione'ye vurulduğu için ona ilgi gösterdiğini ilk dakikadan anlasa da Lucy buna bozulmamaya çalışıyor çünkü hem buna çok alışkın (bu yüzden de kendini Hermione'den biraz daha az olarak görüyor😞) hem de o, neredeyse nişanlı bir kız. Amcası (babası ölmüş) onu Lord Haselby ile evlendirmek için yıllar önceden her şeyi ayarlamış. İş sadece evrakların imzalanmasına kalmış. 

 "Lucy Abernathy insanda şiir yazma isteği uyandırmazdı asla, ama ondan çok iyi bir arkadaş olurdu."

 Gregory hayatı boyunca Hermione ile tanışmak için beklediğini düşünerek peşinden koşarken Lucy ile bir arkadaşlık geliştiriyor. Ve esas kızın Hermione değil de Lucy olduğunu anlaması (bence) çok uzun sürüyor. Eğer kitabın sonlarında Lucy için o kadar uğraşmasaydı hiçbir zaman Lucy'yi Hermione'den daha çok sevdiğine inanmazdım. Lucy her ne kadar ondan hoşlansa da hala en yakın arkadaşı için Gregory'yi ayarlamaya çalışması insanın kalbini buruyor. Çünkü Lucy her zaman kendisinden önce başkalarını düşünüyor. Hep başkaları mutlu olsun diye uğraşıyor. Özellikle de abisi ve Hermione için. Lucy'nin bu dünyada en sevdiği iki insan abisi ve Hermione iken onlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 

"Tek kayıp ruh Lucy'ymiş gibiydi sanki. Aşkın ne olduğunu anlamayan, gerçekten var olup olmadığından bile emin olmayan ya da gerçekten varsa bile, onun için var mıydı bilemeyen tek kişiydi."

 Abisi neden Lucy'nin anlaşmalı evliliğine hiç karşı çıkmıyor bunu anlamıyorum. Kendisi kont ve evliliği ayarlayan amcasının hiçbir vasfı yok. Yani resmen onun sorumluluğunu başından atmış ve hiç ilgilenmiyor. Sadece Lucy'den aldığı sevgiye bakıyor. Bu yüzden Richard'ı (abisini) sevmedim. Hermione ise kendi dünyasına ve kendi aşklarına o kadar yoğunlaşmış, aralarındaki başrol olmaya o kadar alışmış ki kız kardeşi gibi gördüğü Lucy'nin Gregory'ye aşık olduğunu anlayamıyor. Sonuç; Hermione'yi de sevmedim. 

"Bir kraliçe gibi davran, belki öyleymişsin gibi karşılık verirler."

 Kitapta Violet Bridgerton'ın (ebeveyn olma) rolünden alınmış Kate ve Anthony'ye yüklenmiş gibi geldi bana. Vikont olmasından dolayı Anthony'nin bir şekilde bütün kitaplarda rolü var. Daphne de düşes olduğu için kitaplarda geçen karakterlerden. Colin eğlenceli oluşuyla yine bütün kitaplarda var. Ancak bazı kardeşler yok gibi. Bunlardan en çok yok sayılanı da Francesca. Bu kitapta Francesca'nın adı iki kere geçti (ben şok): İlkinde evli kardeşlerini sayarken (el mahkum yani) bir diğeri de Francesca'nın yalnızlığı övdüğüne dair bir cümleydi...

"Lucy'nin canı yanıyordu. O kadar çok yanıyordu ki acısı havaya karışıyor, Gregory'nin etrafını sarıyor, kalbine dolanıyordu."

 Kendi kitabında Hyacinth'e ne kadar bayıldıysam bu kitapta da bir o kadar sinir oldum. Tamam anladık cesursun, modern kadının temsilisin falan ama herkes kendi için cesur olmak zorunda değil. Lucy de cesur davranıyordu ama kendisi için değil, abisi ve Hermione için ve Hyacinth'in bilmeden etmeden Lucy'ye kötü davranması beni çok rahatsız etti. Üstelik ona kötü davranmaya Lucy, Gregory'nin ona aşık olduğunu bilmezken başladı. Yani kız ne yapsaydı? "Ah, Hyacinth. Abinin en yakın arkadaşıma aşık olduğunu biliyorum ama ben ömrümün sonuna dek onu bekleyeceğim," mi demeliydi?

 "Gregory soruyu duymazdan geldi. Lucy'nin tuvalette bağlı olduğunu söylemek için iyi bir zaman değildi gerçekten de."

 Kitabın en sevdiğim yanı Gregory'nin sonuna kadar hiç vazgeçmeyişi oldu. Onun, Lucy'yi Lucy'den bile koruyuşunu çok sevdim. Güzel yazılmış, eğlenceli bir kitaptı yine. Umarım Bridgertonların son üç kitabını da çevirirler de Bridgertonların son hikayelerini de okuma fırsatı elde ederiz.


 Bridgerton Kitap Serisi
1) Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)
3) Son Söz Aşkın (Yorum yazısı için tıklayınız.)
4) Rüyalar Gerçek Olsa (Yorum yazısı için tıklayınız.)
5) Sonsuz Sevgilerimle (Yorum yazısı için tıklayınız.)
6) Sana Muhtacım (Yorum yazısı için tıklayınız.)
7) Öpüşünde Saklı (Yorum yazısı için tıklayınız.)
8) Biz Evleniyoruz (Yorum yazısı için tıklayınız.)
9) The Bridgertons: Happily After All
10) The Further Observations of Lady Whistledown
11) Lady Whistledown Strikes Back

Bridgerton Netflix Serisi

1) Bridgerton & Yüreğe Söz Geçmiyor (Yorum yazısı için tıklayınız.)
2) Bridgerton & En Çok Beni Sev (Yorum yazısı için tıklayınız.)


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤  

Devamını Oku »

20.07.2023

SERSERİ PRENS ~ L. J. SHEN

All Saints Lisesi Serisi:

1) Serseri Prens
2) Yaralı Şövalye (Yorum yazısı için tıklayınız.)
3) Angry God 

"Ona buzdan kalbimi verdim, o da alıp önce eritti, sonra ısıttı, sonra yaktı ve en sonunda da hançerledi."

    All Saints Lisesi serisi Sinners of Saints serisinde geçen karakterlerin çocukları ki bu 5 kitaplık bir seri yani bence iyimser bir şekilde en az iki kitap daha bu seriden gelmesi lazım; mesela kitabın baş karakteri Daria'nın kardeşi falan olabilir... Buralar biraz monologa döndü, en iyisi bu meseleyi burada bırakmak.😅

"Benim gibi on dördünde olan Via, olmak istediğim her şey."

 14 yaşındaki Daria Followhill'in bakış açısı ile kitabımızın açılışını yapıyoruz. Annesinin bale kursunda kendini tabiri caizse bütün ördeklerin arasında çirkin ördek yavrusu gibi hisseden bir kuğu Daria. Çünkü onlar gibi uzun-ince değil ve onlar kadar da yetenekli olduğunu düşünmüyor. Via da bunu ona dibine kadar hissettiren o kız. Via, annesinin bütün ilgisini üzerine çekmiş durumda ve bunun ne kadar ciddi bir problem olduğunu ilerleyen bölümlerde göreceksiniz (tabi okursanız 😋).

"Kırık kalbimin parçaları o kadar küçük ki göğsümde toz ve külden ibaret gibiler."

 Annesi Melody Green-Followhill'i daha kitabın başından sevmiyorum açıkçası. Onun yüzünden Daria kendini hep ikinci sınıf olarak görmüş. Her ne kadar dışından söylemese deVia'nın "üstünlüğünü" içten içe kabullenmek zorunda kalmış; çünkü annesinin bütün ilgisi onun üzerinde. Via'yı Kraliyet Bale Akademisi seçmeleri için bir haftalığına Londra'ya bile bizzat götürmüş. Hadi götür ama Daria'yı da al yanına mesela. Neyse... Daria, Via'nın kabul mektubunu annesinin çantasında bulduktan sonra mektup bir şekilde yok oluyor (spoiler vermemek için yırtınıyorumdur😂😂).

"Onu bulmak için dünyanın altını üstüne getirmek istiyorum ama dünya benim değil ki bunu yapabileyim."

 Bir diğer başkarakterimiz Penn Scully ise Daria'yı hep uzaktan görmüş yıllarca ona karşı bir şeyler hissetmiş Via'nın ikizi. Daria ile ilk konuştuğunda da ona elindeki en değerli şeyi turuncu deniz camını  veriyor. Ancak mektup ortadan kaybolduktan sonra Penn, Daria'dan nefret etmeye başlıyor ki bence Daria'nın bu konuda hiçbir suçu yok ve bu yüzden Penn'den çok hoşlanmıyorum. Mektup ortadan kaybolunca Via da evde yaşanan bazı olaylardan sonra evden kaçıyor ve aradan 4 yıl geçiyor.

 "Kendimi ateşten korumanın tek yolu, daha büyük bir ateşin fitilini yakmaktı."

 4 yıl sonra Penn'in tek ebeveyni olan annesi de ölünce çocuk sokakta kalıyor ve Via'ya karşı duyduğu vicdan azabı ile kimseye sormadan Penn'i evine alıyor Melody (benim için baya eksilerde bu kadın ve asla Daria'nın affını hak ettiğini düşünmüyorum). Daria amigo takımının kaptanı olmuşken Penn de en büyük rakipleri olan takımda bir futbol yıldızı. Annesinin duygusal yokluğunu kendisinden 20 yaş büyük Müdür Prichard ile kapatmaya çalışan bir Daria var artık karşımızda. 

"Bunun üzerine ben hariç masadaki herkes kahkaha atmaya başlıyor ve böylece buzların kırıldığını duyuyorum. Sorun şu ki ortada iki tane buz dağı var. Onlar birinin üzerindeyken ben diğerinin üzerinde onlardan uzağa sürükleniyorum."

 Daria, etrafındaki herkesin kendisinden bir şekilde üstün olduğunu düşünen bir karakter -ki bunu ölse sesli dile getirmez- çünkü annesi Daria hariç herkese karşı çok ilgili. Penn eve girdikten sonra aileye Daria'dan çok daha iyi uyuyor ve Daria kendisinin dışa itildiğini hissediyor. Kimse de ona yer açmayı düşünmüyor. Çok sevdiği babası bile çok pasif bir şekilde Daria'yı savunuyor bence. Yani kimse Daria'ya hak ettiği değeri vermiyor ve onun da içi daha çok kin ve öfke ile doluyor. Aslında Daria'nın öfkesi bu dünyada onu yalnız hissettirenlere. 

"Sen böyle seviyorsan..." Başını sallıyor. "O zaman senin sevgini istemiyorum, Penn Scully.

 Penn de bir süre sonra Melody'nin Daria'ya karşı olan davranışlarından rahatsız olmaya başlıyor ve ikilinin ilişkisi (olumlu anlamda) ilerlemeye başlıyor. Tam o sırada Penn'in 2 yıllık bir sevgilisi ve bebeği ortaya çıkıyor ve bir de üstüne Via geri gönüyor hem de fırtına gibi (plot twist).

"İsteri sana hiç yakışmıyor, Kurukafa Gözlü. Nereye gidiyoruz?"
"Bilmiyorum."
"En sevdiğim yer."

    Serseri Prens 24 saatte tükettiğim kitaplardan biri oldu (ki kitap da duygudan duyguya geçişle beni de tüketti). Instagram hesabımı takip edenler/görenler bilir yüksek lisans yapıyorum ve tez aşamasındayım. Tezim için kitap okurken bile içimden "Off, keşke şimdi eve gidip Serseri Prens'i okuyabilsem," diye düşünüp duruyordum. Ama tabiki oturup çalışmaya devam ettim... 

 "Kendimi kimsenin aramaya zahmet etmediği, halının altında unutulmuş bir yapboz parçası gibi hissediyorum."

 Daria'nın duygularının çok iyi bir şekilde somutlaştırıldığını düşünüyorum. Çok sürükleyici ve güzel yazılmış bir kitaptı benim için. Dinamik hiç düşmüyor. Çok dram dolu bir kitap olmasına karşın çok da gerçekçi bence en azından sıkı bir Reddit okuru olarak böyle düşünüyorum 😂😂. Hemen Yaralı Şövalye'ye başlayıp onun da yorumuyla geleceğim en kısa zamanda ve tabi bu arada Angry God kitabının da çevirisini beklemekteyim.

    Kitap Fiyatı: ₺ 57,50 [ 06/05/2023 ]  - KitapYurdu   

 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Devamını Oku »