31.05.2019

O MUYDU? ~ STEFAN ZWEİG

“ Şahsen katilin o olduğundan neredeyse eminim; ama elimde çürütülmesi imkansız o son kanıt yok. “
 

  Kitap Fiyatı: ₺  3,77 [ 01/09/2018 ]  - Kitapyurdu  

 Cümlesiyle başlayan öykü sizi şüphe duygusuna kapılmış bir kadınla karşı karşıya bırakıyor.Bu kadın aynı zamanda öykümüzün de anlatıcısı olan Betsy. Betsy ve kocası el değmemiş, sakin ve huzurlu bir yerde yaşlılıklarını geçirmek üzere eski bir kanalın yakınlarında kalan bir eve yerleşiyorlar. Betsy’nin bu evle ilgili tek şikayeti ise hiç komşularının olmaması. Ve bir gün vadiye aynı zamanda adı da verilen Bay ve Bayan Limpley taşınıyor. Böylece kanalın kıyısında iki ev oluyor. 


“ Fakat sürekli mutlu olup bu mutluluğu yüksek sesli, gürültülü bir biçimde yaşaması, onu katlanılması zor hale getiriyordu. “

 Ellen Limpley sessiz, sakin ve biraz yorgun bir kadın. Çünkü kocası John Charleston Limpley, karısının aksine oldukça heyecanlı, her şeyden mutlu olabilen birisi. Eğer bir şey John Charleston Limpley’ye aitse o şey dünyadaki en iyisidir. Ve bu nedenle de Bay Limpley, onun olan her şeyi çok büyük bir aşkla sever. Karısını da dünyadaki en güzel, en iyi kadın olarak gören Bay Limpley onun üzerine titremektedir.
 Anlatıcımız Betsy ise kadının bu kadar ilgiden bunaldığına karar vererek Bay Limpley’nin ilgisini dağıtmak amacıyla onlara bir köpek armağan ediyor. Tahmin ettiği gibi de oluyor, Bay Limpley bu sefer köpeğinin üzerine titremeye başlıyor ve karısı da onun bu durumunu gülümseyerek izliyor. Ancak adını Ponto koyduğu köpek, Bay Limpley’ye karısı kadar nazik davranmıyor. 9 yıllık evliliklerinde çocukları olmayan Limpley çifti, Bayan Limpley’nin hamileliğiyle ailelerini daha da genişletiliyor. Ancak aile üyelerinin hepsi, birbirinden memnun değil.

 Zweig’in kaleminden çıkan heyecanlı ve gizemli bir öykü O Muydu. Bu sefer sadece insan doğasını-psikolojisini değil; hayvan doğasını ve psikolojisini de ele alıyor. Açıkçası bazen bunu köpek yapmaz, dediğim yerler olsa bile yapacak olan köpeklerin var olduğunu da biliyordum.
 Bu öyküde görünen suçlunun gerçek suçlu olduğuna da inanmıyorum. Böyle bir suçun gerçekleşmesine olanak sağlayan koşullar birileri tarafından oluşturuldu. Bana kalırsa bu koşulları oluşturan kişi suçludur. 
 Hiçbir kitabın sonunu burada yazıp insanların okuma hevesini kırmadım ve bunun için cümleler de haliyle uzuyor. Yine de söylemeden son bir küçük eleştiri de bulunacağım. Betsy, köpeklerinin ölümünden sonra kocası çok üzüldüğü için kendilerine değil de Limpley’lere bir köpek armağan ediyor. Ve kocası kitabın sonuna gelindiğinde bana hiç de bir köpeğin ölümüne çok üzülen biri gibi gelmedi.
 Bunların dışında Stefan Zweig’in kalemine söylenecek bir söz yok. Kuvvetli, gerçekçi ve insan doğasını - psikolojisini gerçekten kavramış bir yazar. Bunu okuruna anlatmakta da oldukça başarılı. Bu öyküsünde genel olarak şüphe ve korku duygusunu ele aldığını söyleyebilirim. Bu kitap Zweig’in çok beğendiğim öykülerinin arasına katıldı.

  Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.🖤  
Devamını Oku »

16.05.2019

KÜLLERİNDEN DOĞAN ~ GAELEN FOLEY

  Kitap Fiyatı: ₺ 10 [ 01/02/2018 ]  - Nadir Kitap  

 Cehennem Kulübü serisinin üçüncü kitabıyla karşınızdayım. Seriyi şöyle alta bırakıp (önceki iki kitabın yorumu için üzerlerine tıklayınız.) yorumuma geçeceğim:

3)Küllerinden Doğan
4)My Ruthless Prince
5)My Scandalous Viscount
6)My Notorious Gentlemen
7)The Secret Of A Scoundrel

 Romanımız 1804 İngiltere'sinde başlıyor. Falconridge Kontu Jordan Lennox'un ajan eğitimini yeni tamamladığı yıl 1804.  Jordan diğer 'kulüp' üyelerinin aksine sosyeteden izole bir hayat yaşamamayı tercih ediyor, bunun onu daha sağlıklı tuttuğuna inanıyor. Mara Bryce ile de 1804'te bir kır evi davetinde tanışıyor ve birbirlerine tutuluyorlar. Ancak Jordan, sorumluluklarının bilincinde olan bir genç olduğu için görev çağrısı geldiğinde Mara'yı arkasında bırakıyor.
 12 yıl sonra ilk defa bir müzayede de karşılaşıyor Jordan ve Mara. Jordan hala bekar, Mara ise kocasını kaybetmiş ve 2 yaşında küçük bir oğlu var. Neredeyse 30 yaşında olan Mara ve henüz evlilik diyarına adımını bile atmamış Jordan birbirlerini ilk gördüklerinde duydukları heyecana rağmen birbirlerine öfkeliler.
 Oysa Jordan'ın 'kulüpten' arkadaşları onun, Mara'ya olan hasretinin farkında hemde 12 yıldır. Onu daha iyi anlamalarını sağlayan şey ise önceki iki kitapta yaşadıkları aşk deneyimi. Ve Mara'nın çok işlerine yarayabilecekleri bir konumda olduğunun da farkında olan kulüp üyeleri, -biraz bahane ederek- Jordan'a Mara ile yakınlaşması için emir veriyor.
  Kitabın aksiyon kısmında olan karakterleri de unutmamak gerekiyor tabi. 'de Rohan ile Kate'in elde ettiği parşömenler sayesinde uzun bir süredir Özgürlükçülerin elinde olan arkadaşları Drake'i geri alıyorlar ama o, hiçbir şey hatırlamıyor. Hatta onu sadece işkenceden çıkaran bir Özgürlükçüye, James Falkirk, geri dönmek istiyor. Ancak Max, onu evine, annesine götürdüğünde hayallerindeki kızı görüyor: Emily. Arka planda, küçük küçük de olsa onların ilişkilerini de öğreniyoruz.
 Dresden Bloodwell ise önceki kitaplardan daha çok karşımıza çıkıyor ve Londra daha tehlikeli bir yere dönüşüyor. Sadece Özgürlükçüler ve Tarikatın değil, Özgürlükçülerin kendi içindeki mücadele de öne çıkıyor.
 Kitaba genel olarak bakıldığında çok fazla yazım hatası vardı. Açıkçası bu durum beni kitaptan uzaklaştırdı. Oysa ben serideki en beğendiğim kitap kapağına sahip olduğu için çok hevesle başlamıştım. Ancak yanlış yazılan veya yazılmayı unutulan kelimeler olması beni çok itti.
 Her bir kitapta Cehennem Kulübüyle ilgili bilgilendirme yapılması beni sıktı. Evet, yazar da haklı birileri seri olduğunu bilmeden üçüncü kitaptan başladığında okudukları şeyi anlamaları için bu gerekli ama beni bunalttı. Bu nedenle muhtemelen dördüncü kitabı okumak için biraz bekleyeceğim. Oysa kitabın aksiyon kısmı oldukça heyecanlı bir yerde kalmıştı.😓
 Onun dışında bu kitabı diğerlerinden farklı kılan Jordan'ın zekasının daha ağırlıkta olmasıydı. Evet, başarılı bir dövüşçü, her ajan gibi, ancak zekasını diğerlerinden çok kullanıyor. Yine tabiki çoooook yakışıklı, insanın ağzının sularını akıtacak bir adam ve güzeller güzeli, naif, mükemmellik abidesi bir kadın vardı karşımızda.
 Cennetin Ateşi, her ne kadar Cehennem Kulübü serisine ait bir kitap sayılsa da olmadığını öğrenmiş bulunuyorum. Knight Family adı verilen 7 kitaplık serinin ilk kitabı olan The Duke, dilimize Cennetin Ateşi olarak çevirilmiş. Bu durumda Cehennem Kulübü serisi oldukça heyecanlı ve tadı damakta kalan bir yayınevi tarafından yarım bırakılan seriler arasına katılmış oldu. Böylece Cehennem Kulübü serisini dilimize çevirildiği oranda üzülerek bitirmiş oldum. Epsilon yayınevi Gaelen Foley çevirisini en son 2015'de yapmış. Açıkçası serinin diğer kitaplarının çevirileceğine dair inancım yok. Umarım yanılıyorumdur.😓
 

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

2.05.2019

IKIGAI & Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı ~ HÉCTOR GARCÍA & FRANCESC MIRALLES

 " Tutkunuza dünyanın en önemli şeyiymiş gibi kapılmaya hazır mısınız? "

  Kitap Fiyatı: ₺  8,91 [ 07/08/2018 ]  - Kitapyurdu     

İnsanlık yüzyıllardır ölümsüzlüğün sırrını arıyor. Bu arayışın bir parçası da ömür uzatmak. Nasıl daha uzun bir ömre sahip olabilirim? Bu sorunun cevabını bilmek isteyen milyarlarca insan var dünyada. Héctor García & Francesc Miralles, bu sorunun cevabını dünyaya uzun ömürlü insanlarıyla ün salmış bir ülkede, Japonya'da arıyor.
 Sabah uyandığınızda sizi yataktan çıkaran şey ikigai, bir hayat amacı edinmek. Hayattaki amacınız ne? Kimsesiz çocuklarla ilgilenmek, dünyayı dolaşmak, insanlara yardım etmek, bir kitap yazmak vs gibi bir amacınız varsa, tebrikler! Ömrünüzü uzatmak için ilk adımı attınız. Bir ikigai, yani hayat amacı sahibiyseniz hayatı öyle kolay geride bırakmayacaksınız demektir.

" Japoncada, İngilizcede olduğu gibi "işi temelli bırakmak" anlamına gelen bir emeklilik sözcüğü yoktur. "


 Japonlar, edindikleri ikigaileri için ömürlerinin son gününe kadar çalışıyorlar ve böyle tutunuyorlar hayata. Bizdeki gibi ben emekli oldum, yaşlandım artık şuradan şuraya yürüyemem, bunu beceremem demiyorlar ve önceden ne yapıyorlarsa yapmaya devam ediyorlar. Böyle süper asırlıklar olarak anılan bir grup çıkıyor ortaya: Dünyanın en yaşlı insanları.
 Héctor García & Francesc Miralles üşenmiyor, bu insanlarla röportaj yapıyor ve küçük bir kısmını kitapta kullanıyorlar. Anladığım kadarıyla bu röportajlarda belgesel yapılacak veya yapıldı.


 " Beyin cep telefonunun sesiyle ya da e-postanın bildirim sesiyle bir yırtıcının tehdidini ilişkilendirir. " 


 Telefonunuza bir bildirim geldiğinde en azından şöyle bir irkilmez misiniz? İşte bu, mağara insanlarının hayatlarını tehdit eden bir şey fark ettiklerinde verdikleri tepki. İnsanlar evrimleşerek bu tepkiyi 21. yüzyıla böyle getirmiş. Yani yeni teknoloji insanların daha sık strese maruz kalmasına neden olmuş bir nevi.
 Héctor García & Francesc Miralles, mağara insanı ve modern insanı pek çok açıdan kıyaslamış ve doğrusu her şeye rağmen modern insan, mağara insanından daha kaygılı, daha stresli bir hayat yaşıyor. Bu da aklıma şunu getirdi: Sanırım elimizdeki sağlık bilgilerini mağara insanlarına verseydik, ortalama ömürleri bizim dünyamızdaki en yaşlı insanınkiyle eşit olurdu.

" Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir. "


 Modern dünya, insanları kendi gerçeklerinden, doğasından uzaklaştırır. Tutkularını takip etmek yerine nasıl daha fazla para, güç vs kazanacağına odaklandığı mutsuz bir hayata mahkum eder. İşte bu insan ömrünü kısaltır, onu ikigaisinden uzaklaştırır.

 Victor Frankl'ın logoterapi yöntemi ile ikigaiyi kıyaslıyorlar ve logoterapinin ne yaptığını kısaca şöyle açıklıyorlar: Yaşamak için bir neden bulmanıza yardım eder. Victor Frankl'ın İnsanın Anlam Arayışı kitabını okumasaydım eğer bu kıyası pek anlamlandıramayabilirdim. (Ayrıca muhteşem bir kitaptır.) Kendisi Auschwitz'de, orada keşfettiği, logoterapi yöntemi ile hayatta kalmayı başarmıştır.

 Kitapta sadece amaç edinmekten bahsedilmiyor tabii. Sonuçta uzun ömürlü olmanın birçok koşulu var. Shikuwasa, yeşil çay, beyaz çay gibi gıdalar hakkında bilgi veriyor. Tai chi, rajio taiso, yoga, çigong gibi doğu disiplinlerini gayet başarılı ve güzel bir şekilde tanıtıyor okuyucuya. Ben bu disiplinlerden birini okurken kollarımı ne kadar az havaya kaldırdığımı fark ettim. Oysa kitapta da söylendiği gibi, eskiden insanlar, en basit örneğiyle, ağaçtan bir şeyler toplamak için her gün kollarını havaya kaldırıyordu.
 Kitabın sevmediğim yönü ise çok az da olsa emir vermesi; yani onu yapın, bunu yapın demesi. Yazar, okuyucunun kararına karışamaz. Okuyucu, kitabı okur ve kararını kendisi verir. Bu, okuyucuya saygısızlık olarak gördüğüm bir tavır ve ciddi anlamda rahatsız edici buluyorum. Bu nedenle de kişisel gelişim kitapları okumayı sevmem. Bu kitabı okumamın tek nedeni, sıradan bir kişisel gelişim kitabıyla alakası olmadığını düşünmemdi. Ki, değildi de aslında. Japon kültürü ve daha birçok şey hakkında bir sürü yeni bilgi edindim. Bilgi çeşitliliği oldukça yüksek ve akıcı bir kitap.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »

30.04.2019

KRAL ARTHUR, MERLİN ve YUVARLAK MASA ŞÖVALYELERİ ~ SİR THOMAS MALORY

    Kitap Fiyatı: ₺  6,79 [ 06/09/2017 ]  - Kitapyurdu    

 Kral Arthur ve Merlin efsanesi hakkında birçok kitap yazılmış, film çekilmiştir. Arthur'un gerçekten yaşamış bir insan olup olmadığı hala belirsizliğini koruyor. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bu kitap Bilgin Adalı'nın çevirisi ve uyarlamasıyla kısaltılmış bir versiyonu. Orijinali 876 sayfa olarak "Arthur'un Ölümü" adıyla Sel Yayıncılık'tan çıkmış. Meraklılarına duyurulur.🙇
 Tıpkı Arthur gibi, kitabın yazarı Sir Thomas Malory'nin kimliği hakkında da belirsizlikler var. Kendisinin bir mahkum olduğunu söyleyenler olduğu gibi adını saklayan bir soylu olduğunu söyleyenler de var. Bazıları da 20 yıl hapis yatan bir şövalye olduğunu ve kitabı da bu süreçte yazdığını söylemekte. Bizi ilgilendiren kısım 15. yüzyılda yazdığı kitabın 21. yüzyılda hala önemini koruyor olması.

" Merlin, Kral Arthur'un en akıllı, en yakın yardımcısı, en güçlü dostuydu. Kendisinden önce, babası Kral Uther'in de en yakın dostu ve yardımcısı olmuştu. "

 Arthur, Merlin'in büyüsüyle dünyaya gelmiş bir insan olarak tasvir ediliyor kitapta. Ve yine Merlin'in tavsiyesiyle sarayda büyümüyor, kralın güvendiği ailelerden birine veriliyor. Açıkçası neden verildiğini bir türlü anlamadım ama destan bu zaten her şeyi anlamayı, mantığa oturtmayı bekleme, diyerek okumaya devam ettim.😅
 Merlin, sadece bir büyücü değil, aynı zamanda Arthur'un akıl danıştığı birisi. Ona verdiği savaş taktikleri ve öğütlerle Arthur hep kazanıyor. Bu nedenle Arthur'un biraz etkisiz eleman olduğunu düşündüm. Yani etrafında lehine olan o kadar çok olağanüstü şey vardı ki sanki Arthur'un kötü bir şey yapması zaten olanaksız gibiydi.

" En büyük çam ağacından bile uzun boyluydu. Kolları, meşe ağaçlarının gövdesi kadar kalındı. Ağzı bir mağara kadar büyüktü. "

 Bir destan okuduğunuz zaman olağanüstü varlıkların, şeylerin olmaması imkansızdır. Paslı, eski zırh ve silahlarla düşmanlarını yenen şövalye, elinde tuttuğu süreci kişinin ölmemesini sağlayan kılıç kını, cüceler, devler ve tabiki büyücü Merlin gibi birçok destansı öge barındırıyor kitap.
 Arthur'un gücünü vurgulamıyordu bence bunlar, şansını vurguluyordu. Bu tip ögeler yüzünden onun kişi olarak etkisinin çok da olmadığını düşündüm.

" Yuvarlak Masa Şövalyeleri, yanlışları, haksızlıkları düzeltip yasaların gereğince uygulanması için ülkeye dağılırlardı. Sıkıntısı olan herkes, yardım için krala gelirdi. Arthur'un meclisi tüm ülkede, haksızlıkların hiçbir zaman bulunmadığı, gerçeğin, adaletin ve sevginin egemen olduğu bir yer olarak biliniyordu. "

 Yuvarlak Masa Şövalyeleri, sadece Kral Arthur ve Merlin'in hikayelerindeki yan karakterler olarak değil, kendi hikayeleriyle de anlatılıyor. Sir Gareth, Sir Lancelot, Sir Ivaine gibi birçok şövalyenin hikayesini de okuma şansı elde ediyoruz. Böylece okuyucu Kral Arthur'un ülkesini bir bütün ve refah içinde yaşatmak için tek başına savaşmadığını görüyor.
 Bu şövalyelerin hepsi de Arthur'a ölümüne bağlı. Ve bu şövalyeler her hikayenin sonunda tabiki kazanan oluyor.😏 Ve her biri kendi hikayesinin sonunda güzel bir kadın bulup onunla evleniyor. Yani yazar bir şekilde onları ödüllendiriyor.
 Kitapla ilgili son olarak söylemek istediğim şey şu: Uyarlayanın bütün çabalarına rağmen zaman hataları var. Ancak 15. yüzyılda yazılmış bir destan olarak düşününce önemsemiyorsunuz.😅

 En başta da belirttiğim gibi Kral Arthur ve Merlin birçok dizi-film ve kitaba konu olmuş karakterlerdir. Ben sadece 2008 yılında Merlin olarak yayınlanan diziyi izledim ve gerçekten çok sevmiştim. Komik bir dili vardı ve Arthur bir prens, kral olmasına rağmen mükemmel değildi ve Merlin büyücülük hayatına yeni başlıyordu. Birlikte güzel bir ikiliydiler. Çok severek izlediğim bir dizi olmuştu.
 Ardından yetişkinler için Kral Arthur efsanesi olarak Camelot dizisi yapıldı. Ancak ben onu biraz kasvetli buldum ve izlemedim. Eğlenceli olan Merlin ile bu efsaneyi hatırlamayı tercih ettim. Kral Arthur efsanesini merak etmemi sağlayan şey de zaten bu dizidir.


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 


Devamını Oku »

24.04.2019

RAHEL TANRI'YLA HESAPLAŞIYOR ~ STEFAN ZWEİG

   Kitap Fiyatı: ₺  5,09 [ 23/11/2018 ]  - Kitapyurdu 

Kitabın içinde üç adet hikaye var: Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor, Üçüncü Güvercinin Hikayesi ve Ölümsüz Kardeşin Gözleri. Ölümsüz Kardeşin Gözleri'ni başka bir yayınevinden okuyup yorumladığım için burada aynı şeyleri tekrarlamayacağım. (Ölümsüz Kardeşin Gözleri hakkındaki yazıma ulaşmak için yazının üzerine tıklayınız.)
  Almanca aslından çeviren Gülperi Sert, önsöz ile önce okuyucuyu bilgilendiriyor. Zweig'in beş menkıbesinin üçü bu kitapta mevcut. (Geri kalan iki menkıbe ise Gömülü Şamdan ve Zıt İkizler.) Menkıbe menkıbe dedim durdum peki, nedir bu menkıbe? Türk Dil Kurumu'na baktığımızda menkıbenin tanımı şöyle yapılmış: Din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikaye. Stefan Zweig menkıbelerini yazarken Rahel ile Yakup'tan, Nuh'un tufanından ve son olarak da bir Hint destanından esinlenmiş.

Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor

" Bizler biliyoruz ki Yüce Tanrım, ömrümüzün sonbaharı çok yakındadır ilkbaharının, yazı ise hiç uzun değildir; bu nedenle böyle bir sabırsızlık çalkalanır kanımızda, bu nedenle büyük bir açlıkla uzanır elimiz sevdiğimizi almaya ve fani şeylere bile hemen sevinmeye; zaman geçtikçe yaşlanırken, beklemeyi nasıl öğrenelim, bir gecede ölüp giderken nasıl sabredelim, zaman sönmeyen ateşiyle peşimizdeyken nasıl yanmayalım, ölüm arkamızdan koşarken nasıl acele etmeyelim? " 

 Tanrı, Kudüs'te mabedinin ortasında kendisiyle dalga geçen insanlara daha fazla dayanamıyor ve sabrını yitirip öfkeleniyor. Kendisiyle dalga geçenlere de öfkesini göstermeye karar veriyor. O'nunla iletişime geçmeye çalışanlar olsa da Tanrı, onları görmezden geliyor.
 Taş üstünde taş bırakmayacağı anlaşıldığında ölüler mezarlarından kalkıp Tanrı'ya yalvarmaya başlıyor ve Rahel, Tanrı'nın dikkatini çekiyor.
 Kitabı okumadan önce Rahel ile Yakup'un hikayesini bilmiyordum ve okurken bir yandan Rahel'i anladım ama bir yandan da hiç anlamadım. Benim için oldukça değişik bir hikayeydi.

Üçüncü Güvercinin Hikayesi

" Bugüne kadar hiç kimse görmedi onu, barışı ararken yolunu kaybeden efsanevi güvercini, fakat o hala başlarımızın üzerinde uçuyor, korku içinde, kanatları yorgun. " 

 Zweig önce Nuh'un Ağrı Dağı'nın tepesinde tufanın bitmesini bekleyişini anlatmış. Bunu anlamak için üç güvercin salmış Nuh: İlk güvercin akşama dönmüş, yedi gün sonra saldığı ikinci güvercin ona gagasıyla bir zeytin ağacının yaprağını getirmiş ve yedi gün sonra saldığı üçüncü güvercin ise hiç geri dönmemiş.
 Nuh artık tufanın bittiğine, dünyanın insanlar için yeniden açıldığına yormuş bunu. Oysa görevini unutan üçüncü güvercinin gelmemek için çok sağlam bir nedeni varmış: Barışı aramak. Stefan Zweig, hikayesi hiç anlatılmayan üçüncü güvercinin hikayesini anlatıyor.


 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 
Devamını Oku »