19.10.2019

DÜNYAYI SARSAN ON GÜN ~ JOHN REED

 "Rusya'nın en alt katmanları kımıldamıştı ve şimdi su üstüne çıkanlar diptekilerdi."


 Çarlık Rusya'nın işçilerinin rejimi yıkıp Sovyet Rusya'yı kurmasını bir Amerikalı gazetecinin gözünden okuyoruz Dünyayı Sarsan On Gün'de. Rus Devrimi, 1917 Ekim Devrimi: Halkın yoksul kesimi ile aydın kesimi arasında bir iç savaş çıkartan devrim. Eğitimli ve aristokratik kesimin devlet için çalışması, maddi durumunun iyi olması ancak köylünün ve işçinin yaşam koşulları altında ezilmesi neden oluyor Ekim Devrimi'ne. Köylü ve işçi de aydın kesim gibi iyi yaşamak istiyor, haklı olarak.

"Riga'nın arkasında bir yerde mevzilenen 12. Ordu cephesine geldiğimizde siperlerde ayaklarında ayakkabı olmayan sıska insanlar gördük; bizi görünce ayağa kalktılar, yüzleri soluktu ve yırtık elbiselerinden soğuktan morarmış bedenleri görünüyordu. Üstümüze atılarak sordular: "Okunacak bir şey getirdiniz mi?" "


 Rusya okuyor. Ama normal bir okuma alışkanlığıyla değil, açlıkla okuyor. Yemek yer gibi, su içer gibi okuyor. Ve böyle böyle yaşıyor kendi aydınlanmasını. Ama köylüleri okuma yazma bilmiyor, hatta devrim yapan askerlerin bazıları bile bilmiyor. Ancak bir dönem Rusya'da okuma çılgınlığının olduğu bilinen bir gerçektir. Devrimden sonra da rejim halkının okuma yazma öğrenmesi için kararnameler çıkarıyor. 


 "Askerler arasında biri şöyle söze başladı: "Yoldaşlar! İnsanların kendi mezarlarını kazdıkları ve bunlara siper adını verdikleri yerlerden sizlere selamlar getirdim!" "


 O zamanların Rusyası da Osmanlı gibi çok uluslu bir karaktere sahip; Kazaklar, Yahudiler vs var içinde. Bu yetmezmiş gibi bir Ruslar kendi aralarında mal-mülk sahibi olan ve olmayan olarak da ayrışmış ve siyasi tutum geliştirmiş halde. Bu kargaşada devrim beklenirken suç oranı da artmış.
 Bolşevikler sınıf devrimini yaptığında aydın Rus ile işçi Rus karşı karşıya kaldı. Aydın kesim, Bolşeviklerin rejimde tutunabileceğine inanmayıp onlara itaat etmeyi de reddetti. Bolşevikler de fiziksel güç kullanmaya başladı. Yoksul halka sırtını yasladı ve onların fiziksel gücünü kullanmaktan da çekinmedi.


"Yeni Rusya, böylece, karanlıklarda patlayan toplar, kinler, korkular ve her şeyi göze almış insanların arasından doğuyordu."


 Devrimden önce bir devlet suçlusu olan Lenin, devrimle beraber zirveye tırmanıyor. Çarlık Rusya'yı devirip Sovyetleri kurarken kaosu minumuma indirmeye çalışıyor. Çok fazla bildiri yayınlanıyor o dönemde Rusya'da. Devrimciler ve karşıdevrimciler olarak bölünmüş durumda Rusya. Bir de tarafsızlar var, ancak çok fazla değil.


"Baskı makinelerinin savaşı başlamıştı, artık... çünkü bütün öteki araçlar Bolşeviklerin elindeydi."


 Aydın kesim fikirlerini fiziksel olarak savunamasa da yazarak savunabiliyor. Tabii kısa bir süreliğine. Bolşevikler iktidara geçince karşıt fikirli gazeteleri kapatıyor. Yine de posta, telgraf ve demir yolu işçilerini ele geçiremiyor Bolşevikler ve ülkede iletişim kopukluğu yaşanıyor. Çok fazla dedikodu ve aslı olmayan korkunç hikayeler anlatılmaya başlanıyor. Bilgi kirliliğinin internete özgü bir şey olmadığını da kanıtlıyor bize.


"Tutukluyu getiren asker, "Olmaz!" diye cevap verdi. "Komutana soralım."

"Komutan, ha?" diye alay etti bahriyelilerden biri, "Peki ne diye devrim yaptık öyleyse, subaylara boyun eğmek için mi?" "


 Halkın boyun eğmekten bıkmış yoksulları Bolşevikleri destekliyor, burjuvazi ise karşıdevrimi yani Kerenski'yi. Bütün Rusya'nın beklediği bir devrim var, ama doğru devrim bu mu? Tıpkı Osmanlı'nın son dönemleri gibi Rus köylüsü-işçisi ile aydını arasında bir kopukluk var. Rus iç savaşı da bu iki gücün mücadelesini oluşturuyor zaten, bir tarafta iktidarı korumak isteyen Bolşevikler diğer tarafta iktidarı geri isteyen aydınlar.

"Kamyonu süren ihtiyar işçi bir eliyle direksiyonu tutarken öteki eliyle uzakta parıldayan başkenti görmek için camı büyük bir jestle sildi.

"Benim!" diye bağırdı. Yüzü aydınlanmıştı. "Artık hepsi benim!" Benim Petrograd'ım!" "


 Burjuvaziyi kesin olarak reddediyor yeni iktidar. Hatta Lenin tarafından düşman olarak adlandırılıyor aydın kesim. Yoksullar arasında kollektivite oluşturuluyor ve mecliste onlara karşı gelene halk bunu istiyor deyip sonra 'kendi kitlesine' dönüp bunu istiyorsunuz değil mi, şeklinde tamamen onaylanmak amaçlı soru sorabiliyor (mecazen). Sosyalizm bilincine tam olarak erişmemiş bir halkla sosyalist devrim yapıyor Bolşevikler.


"Şimdi Rus ülkesinin tek sahibi var: o da işçi, asker ve köylü birliği..."


 John Reed, Harvard mezunu bir gazeteci olarak gidiyor Rusya'ya. Sovyet hükümeti başkonsolosu olarak da Amerika'ya dönüyor. Ancak Amerika bu görevi tanımıyor ve Reed, Amerikan Sosyalist Partisi'ne üye oluyor. Partinin dergisinde yayınlanan yazıları nedeniyle soruşturma açıldığında sahte bir pasaportla Sovyetler Birliği'ne geri dönüyor ve Bakü'de yakalandığı tifüs nedeniyle ölene kadar da orada yaşıyor.
 Lenin'in bu kitap için bir önsöz yazdığını da söylemek istiyorum. Çok detaylı bir belgesel anlatı Dünyayı Sarsan On Gün. Notlar ve Açıklamalar ve Ekler bölümü kesinlikle kitabı anlaşılır kılmak için zorunlu ve detaylandırıcı bölümler. Ayrıca John Reed'in kendisi bile kitabının ilk iki bölümünün ortamı anlatması açısından gerekli ama sıkıcı olduğunu kabul etmiş, ki bence değildi. Taraflı mıydı? Bence hayır, yani bana öyle bir şey hissettirmedi. Güzel bir belgesel anlatı kitabıydı.

Rus halkının güzel günler görmek için yaşadığı zorlu ve acı günleri anlatıyor John Reed. Peki gerçekten güzel günler görebildiler mi? Bunu da Orlando Figes'in Karanlıkta Fısıldaşanlar kitabında okuyabiliriz. Yani o başka bir kitabın konusu.

 Bir sonraki kitapta görüşmek üzere.❤ 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder